CUMHURİYET ÇOCUĞU CENAP KENDİ AMCA İLE SÖYLEŞİ… -2-
Geçen haftanın CUMHURİYET ÇOCUĞU CENAP KENDİ AMCA İLE SÖYLEŞİ…'nin devamı

Askere evlendikten sonra gittim. Nuran Hanım ‘hacı hani askerden dönünce nişanlandılardı seni’ dedi. Tam bir mutabakata varılamadı bu konuda….
Askere gittim ama tam anlamıyla asker değildim. Postanede çalıştım. Ben o dönem İstanbul’da askerlik yaptım ama yapmadım işte. Hem maaş aldım hem maniple yaptım. Alman Harbi vardı. Hitler vardı. Atatürk’ün son günleriydi. 1 tane pır pır uçakları vardı Almanların. Fakat Atatürk çağırdı bunu. ‘Dur’ dedi. Maksat petrol kuyularına ulaşıp ele geçirmekti. Bir Atatürk bir de Fevzi Çakmak hiç titremedi bunların karşısında. Hazırlanıldı. Kuş uçurtmadılar. Ben askerim o arada. Nihayetinde ‘Çekil git buradan çizmelerimi giydirtme benim’ dediler her ikisi de yeri geldiğinde düşmanlara. Ordu üçe dörde katlandı. Millet yemedi yedirdi. Vatana hizmet ettik o yıllarda. Kızlar ellerinde nesi varsa, boyunlarından çıkartıp verdiler orduya. Tren vardı, kömür yok… İşte bu şartlarda dik durdu Türkiye…Asker aç kalmasındı. Maaş veremiyor ama askerini doyuruyordu devlet.


Eski Konya nasıldı biraz anlatabilir misiniz?

Köy gibiydi tabi. 100 sene evvelinde Konya’ da en geniş yer Musalla Mezarlığı idi. Her yer kırdı.
(Bu arada biriktirdiği eski-yeni yazı ve fotoğrafları karıştırırken aralarında kendi yazılarımı da görmek beni çok mutlu etti doğrusu.)
Tahir Ağanın Kahvesi vardı eskiden çok büyük… Emekliler girer çıkarlardı. Grup gruptu. Rahmetli babamın da olduğu bir grupta da Âşık Mehmet Yakıcı vardı. Her hafta yemekli toplantıları olurdu. 20 kişiler. Birine sıra gelmiş(Arap İzzet), yemeği o verecekken ‘arkadaşların onuna da haber vermeyin’ demiş bu kişi. Davet edilmeyen bizim âşık da ona öyle bir şiir yazmış ki diyor ve başlıyor okumaya:
GAVUR GİDİLER
Derunumdan gelir benim figânım
Feryadım büyüktür çok perişanım.
Dost bildim fos çıktı yarim ihvanım
Naha Arap İzzet, toprak doyursun,
Münafık sofrası mekânın olsun.
İşimiz var yarın yokuz didiler,
Bizden saklı ETLİ EKMEK yidiler,
Zehir zakkum olsun Gavur gidiler.
Bir lokma uğruna değer mi yalan
Bu yaptığınızı yapmaz ki Yılan.
Gülden ilham alırız sanma deliyiz.
Hor gezen Ademiz lakin Veliyiz.
Cennet Bahçesinin Salih kuluyuz,
İt gibi sokakta enik yavrula
Dilerim ciğerin KÖZ le kavrula
Hatır denen şeyler çöpe atıldı,
Etliekmek uğruna Hatır yıkıldı.
Duyan ahbapların canı sıkıldı,
Ülen ARAP İZZET belin büküle,
Em bulama imi saçın döküle
İçlerinde tekdir, İbrahim KENDİ. (Aczi)
Derin hürmetim var, O da gücendi.
Okudu Destanı pek çok beğendi.
Selamım yücedir, MAKAMIN PAŞA
Cennet bahçelerinde binlerce yaşa.
Dolardı taşardı YAREN Kahvesi
Hani nerelerde ahbabın sesi.
Hoş olmaz, içi boş Bülbül kafesi
Ahırıyın damı göçsün yıkılsın
Eşsiz dostsuz kalda belin bükülsün.
Ben GÖÇÜLÜ AŞIK MEHMET YAKICI
Doğruyu konuşur olmam yakıcı.
ARAP İZZET denen zalim çakıcı,
Yoktu zaten sende hiçbir meziyet
Ayrı düştük gayri senden, vaziyet.
Gerçekten müthiş bir hiciv bu diyerek Âşık Mehmet Yakıcı’yı hayranlıkla yâd ediyoruz.

Ladikli Ahmet Ağa ile ilgili oldukça geniş bilgi birikiminiz ve yazılarınız var değil mi?
Onunla ilgili 70-80 yazı yazdım. Ladikli Ahmet Ağa öldükten sonra da gidiyorum ziyaretine. Aradan 3-5 sene geçti. Kış günü çok soğuktu. Mezarlıkta kabrinin yerini kaybettim. Hanımla beraber dışarı çıktık. Hanım hasta bacakları akşama kadar kaşınıyor, akşam geçiyor. Rüyasında bir evliya görmüş bana geldi dediler ki onu ziyaret et diye, düşündük taşındık Ladikli Ahmet Ağa olduğuna karar verdik de gittik. Ama mezarını imkanı yok bulamadık, durdum kapıda dua ettim, sağıma soluma bakıyorum çok uzaklaşmadık, kimse yok. Onunla aynı sofrada yemek yedimdi ben. Tam o sırada bir adam peyda oldu. ‘Dönün şurda işte önünden geçtin az evvel’dedi. Tuttu elimden götürdü beni. Biz mezar başında dua ederken sarı bir kedi zıpladı merdivenin üstüne hanımın bacaklarına sürtündü. Sonra kucağıma aldım. Çok çok soğuk. Geri döndük kedi mezarlığın kapısına kadar geldi ve sonra yok oldu.
Ben tanımıyorum Ladikli Hoca’yı. Bacaklarım geceleri çok yanıyordu. Rüyamda bir kabir gösterdiler. ‘Şifan bu mezarda’ dediler. ‘Oraya git,’ ben bilmiyorum ki… Hacıya durumu anlatınca bana isimleri sayıyor, Mevlana, Hacı Veyiszade, …diye ‘yok’ diyorum hep. ‘Ladikli’ deyince ‘evet bu olabilir’ dedim. Ramazanın 1. Günü bir Pazar günüydü. Gittik mezarın yerini bulamadık. Hacı ‘Geldik ziyaretine ama bulamadık seni’ dedi sesli sesli. O sırada orta yaşlı bir beyefendi ‘Selamün Aleyküm’ dedi ve bizi mezarın başına götürdü. Sonra kediyi gördük. Ayaklarıma dolandı. O ağrı,sızı,kaşıntı o gün geçti. O gece öyle rahat yattım ki. Belki 10 yıldan fazla oldu rahatım.
Bazı üstün şeyler var ki inanmayanları inandırıyor Allah. Bunlar hurafat diyordum ben ama demek oluyormuş. O zamandan bu tarafa her yıl giderim ziyarete.
Türk insanını nasıl buldunuz Nuran Hanım?
Türkiye’nin insanı misafirperverler. Fakat şehirden şehre fark var. Ankara’da bana ve çocuklarıma gerçekten kucaklarını açtılar. Bizi kolladılar. Ama Konya da o yok sanki. Yabancıyı dışlıyorlar biraz. Hep bana hep bana diyor buradaki insanlar sanki... Geriye çekiliyor Konyalı yabancı birini görünce. Belki yabancıdan bir şey gördüler.
Ben savaşı kabullenmeyerek çıktım ülkemden. Bir hiç üstüne, sebep belli değil. Bugün Irak kazandı yarın İran kazandı. Güçlü güçsüz birbirine girdi. Oyuncak gibi bir şeydi. İran’da şah zamanı inkılap oldu. Ya sonra mollalar geldi. ‘Cumhurbaşkanı gelecek’ dediler mollalar mollalığını yapacaktı. Her ülkenin cahili de var, bilgilisi de… Cahilleri arkalarına aldılar, böyle şeylere yol açtılar.
Ben İran’da Tahrandaydım. Savaş sonrası gittim. Annemin ve kardeşimin ölümüne gittim. Şu anda 1. dereceden akrabam yok. Ya öldüler ya da yurt dışına çıktılar. Milyarder olacağız, gideceğiz İran’ a . Hacı götürecek beni.(Gülüşmeler.) Ben 77 yaşındayım. Hacı 96 yaşında. Biz 10 yıl daha yaşayacağız.
Ne diyelim efendim. Umarız çokkk daha uzun yıllar sağlıkla, mutlulukla yaşar; nice güzel günlere de şahit olursunuz inşallah…
