CUMHURİYET ÇOCUĞU CENAP KENDİ AMCA İLE SÖYLEŞİ…
Cenap Amca gazetemizde uzun zaman aynı sayfada yazılarımızın karşılıklı yer aldığı köşe arkadaşım benim.

Cenap Amca gazetemizde uzun zaman aynı sayfada yazılarımızın karşılıklı yer aldığı köşe arkadaşım benim. Onunla yüz yüze tanışmadan önce yazılarından tanıdığım şu fotoğrafı ile hiç alakası olmadığını fark etmiş(bakınız diğer tüm fotoğraflar) ve “ Cenap Amca sen çok güler yüzlü ve tatlı tontiş birisin. Köşendeki fotoğrafını hiç beğenmiyorum ben.” demiştim. O gün “Tamam değiştirelim o fotoğrafı” dese de henüz değiştirmediğine göre yeterince etkili konuşamamışım demektir.

Cenap Amca 96 yaşında bir Cumhuriyet yılı çocuğu. Şair ve yazar İbrahim Aczi Kendi’nin oğlu.… kendisi de yazar, şair, bestekâr, udî ve folklorcü… Oldukça yoğun birisi. Günler öncesinden randevu alıp hafta sonu sabahına zar zor bir buluşma ayarlayabildik kendisiyle. Babalık Gazetesi ile yazarlık başlayan macerası halen gazetemizde devam etmekte.

Bizi evlerinin kapısında karşıladıktan sonra “Başımız sağ olsun, bir çınar daha gitti” dedi hemen Seyit Hoca’dan bahisle. Çok üzgündü. Biraz hoşbeş sonrasında “Eskiden yeniden karıştıracağız bugün” diyerek çalışma odasına davet etti bizi. Çalışma masasının üzerindeki duvarın köşesinde uzun yılların dostu ‘udu’ asılı.

Dokümanlarını çalışma odasına toparlamış, hazır bizi bekliyorlardı kanepenin üzerinde. Udu görünce hemen atladım ben. “ Çalıyorsun değil mi hâlâ Cenap Amca?”

“Ben artık yöneticiyim. En aşağı 2000 şarkının melodisi var bende. Zaman zaman arkadaşlarla otururuz. Konya musikileri üzerine ağırlık yaptım ben. Konya musikisi ne ki deyip geçmeyin sakın, oldukça yoğun bir kültürü var” dedi. Ve hayat hikâyesini anlatmaya başladı bize:
Annemin deyişine göre 23 Nisan 1923 yılının ikindi ezanları okunurken doğmuşum. Bu tarih bana çok uğurlu geliyor. Tesadüf de olsa Atatürk’le de görüştüm. Çocukluk devresi geçtikten sonra Konya’ da Babalık Gazetesi vardı. Gelir giderdim. Bakar bakar imrenirdim. ‘Benim de yazılarım olur mu bir gazetede, kitaplarım olur mu?’ derdim. Gün geldi, 12-15 yaşlarında şiir yazmaya başlayınca Babalık Gazetesi’ne vermeye başladım.

Dokümanlarını göstermeye başladı. O tarihlere ait dokümanlar birçoğu. Bir de şiir kitabı var aralarında. 1943’te yayınlanmış. “Evvela önemine binaen Atatürk’le çocukluk devresinde nasıl tanıştım. Onu anlatacağım” diyor. “Doğuştan bir aşk var. Vatandaşlık, şairlik, insanlık vs,vs…. bunları insanlar eğer kullanabilirlerse çok hazine vermiş Cenab-Hak.”
Öksürüyor, nefesi zorlanıyor.

Evimiz şimdiki hükümet binasının arkasındaki park var ya. Kalecik Mahallesi’nde idi. Ziraat Bankası’nın hemen arkasındaki sokak. 3. sınıfa geçmiştik yaz günüydü. Okuyacak, oynayacak hiçbir şey yok o tarihlerde. Arkadaşlarla kayısı çekirdeği oynardık. Atatürk dedikleri gibi değil, belki en az 50 kere gelmiştir Konya’ya. Biz boncuk oynarken ‘Atatürk geliyor siz ne burada oynuyorsunuz şeker dağıtacak’ dediler polisler….
Para dağıtacaklar diye, hükümet binasının önüne elimizin tozlarını çırptığımız gibi koştuk gittik. O zaman Türkiye’ de tek bir araba var, o da Atatürk’ündü. O Alaeddin tarafından geliyor, biz ona doğru koşuyoruz. Polisler de peşimizden kovalıyorlar bizi ‘çekilin’ diye….Vali de hükümet binasının merdivenlerinde bekliyor. Atatürk arabanın içinden bizi gördü ve durdurdu arabayı. 7 çocuktuk biz, yanımıza geldi. Ben 3. sıradayım. Hepimize adımızı, yaşımızı sordu. Ben ‘ilkokul 3’teyim. Adım Ahmet Cenap Kendi’ dedim. 23 nisan 1923 doğumluyum deyince ‘Sen cumhuriyet çocuğusun, gel gel’ dedi. İyice sarıldı öptü beni. Artık her Atatürk gidip gelişinde ben yanına rahatça girdim çıktım. ‘Gelecek yüzyılların bin yılların Atatürkleri buradan çıkacak niye kovdunuz bunları’ dedi. Paralarla, şekerlerle doldurdular cebimizi, kitaplar hediye ettiler sonra. Nelerimiz, nelerimiz oldu Atatürk’le… Yazdım hep onları. 38 yılında Türkiye ağladı ama en çok ağlayanlardan biri de bendim…
Asla ve asla siyasete bulaşmadım. Hep şiirler ve yazılarla uğraştım. Binlerce makalem var. Hiçbir siyasi partiye de kayıt yaptırmadım.

Eşiniz çok güzel bir hanımefendi Cenap amca nasıl tanıştınız?
Hele 30 sene evveli bir göreydiniz. Azeri kökenli İranlıdır kendisi… (Gülüşmeler.)
İlk eşim kalp krizi geçirip aniden vefat etti. Nuran benim ikinci eşimdir. ‘İzin ver anlatayım’ dedi Nuran hanım kendisine yakışan çok hoş bir şiveyle. Kısmet, kader. Ben Ankara’ da yaşıyordum. 2 oğlumla beraber. İran’dan savaştan kaçmıştık. 16-18 yaşındaki oğullarımı orduya alacaklardı. Ya sakat kalacaktı çocuklarım ya da öleceklerdi yok yere. Bir savaş olur çocuk gider şehit olur vatanı için ama Müslüman’ın Müslüman’a sebepsiz savaşını anlayamıyorduk biz. Mesul kimdi, anne babalardı. Ben mesuliyetimi anlamsız bir savaştan çocuklarımı kaçırarak yerine getirdim. Ama eşim orada kaldı. Çalışıyordu, ben de çocuklarımı Amerika’ya gönderip onun yanına dönecektim. Annem ve kardeşlerim öyle tembihlemişlerdi. ‘Çocukları Amerika’ya gönder’ demişlerdi. Ama Amerika İran’dan girişleri kapatmıştı. Biz Türkiye’ye geldik. Amerikan Konsolosluğu’nun önü kuyruktu hep o zamanlar. Ama Amerika girişlerini kapatmıştı işte. Konsoloslukla emniyet arasında 3 sene uğraşıp durdum. 3 sene sonrası Kanada kabul etti çocukları. Çocuklar gittiler. O sırada eşimi kaybettim, vefat etmiş. Beni de kabul ettiler Kanada’ya ama 6 ay sonrası için. Komşum olan Hacının(Cenap Amca için Hacı ifadesini kullanıyor.) kardeşi ve karısı anlamışlar benim artık çocuklarım yok yanımda, kocam da yok. Karşı komşumdu onlar. Evlenmeye hiç niyetim olmadığı halde hacıya uygun görmüşler beni. Arkadaşım Fikriye Hanım da o günlerde gidip gelip ‘seni burada everelim gitme’ diyordu. Şaka yaparken bana şaka oldu şamata… Sonra istemediğim halde birini görüştürdüler filan ‘yok olmaz’ dedim.
Bu arada Cenap Amca araya giriyor, “Benim de hiç niyetim yoktu evlenmeye. 2 yıl hiç düşünmedim, eşimin vefatından sonra. Müteessir olduğum bir gün geldi. Çok dua ettim o gün. Sonra evlenmek istediğime karar verdim. Ve Nuran’ ı (İran daki ismi Puran= çiçek demek) rüyamda gördüm. Babam ve annem rüyama girmiş, bir elinden biri diğerinden öbürü tutmuş ‘bu hanım senin nikahlı karın olacak oğlum’ dediler bana.
Yıl 1988… Ankara’daki oğlum evlenmemi hiç istemediği halde Nuran Hanım’ı görünce o da istedi evlenmemi. Ben de görünce Nuran’ ı 6 ay evvelinde rüyamda gördüğüm kişi olduğunu anladım.

Nuran Hanım devam ediyor anlatmaya. Bir gün Hz. Mevla’nın önünde dua ettim. 2 oğlum var. Sabah namazına kalktım. Eyvah bunlar dünür geliyor, bir şey olsa ben ne derim oğullarıma diye düşünüyorum. Sonra yattım. Rüyamda oğlumuz Ethem( Hacının daha hiç görüp tanışmadığım oğlu) rüyama girdi. Ben bir asansörde kalmışım. Kapıya vuruyorum. Ethem kapıyı açtı, karşımda kocaman bir market ve oradan 3 porselen tabak verdi bir el bana. Bunlar senin dedi.
Geldiler işte 6 ay sonra ben kapıdan girdim, Ethem tam önümde oturuyor. Artık bilmiyorum beni beğendiler mi beğenmediler mi ama ben kabul edeceğim diye karar verdim rüyamdaki oğlumuzu görünce. Hacı başladı konuşmaya. ‘Eeee ne istiyorsun evlenmek için dedi… Ev mi, arsa mı, para mı? Bizim İran da bir şey istenmez. Çünkü adam kendi adı, ismi adına alıyor(yardımcıları su ve kahvelerimizi getiriyor bu arada.) Ben ‘satılık değilim ki’ dedim. Ben insanlık istiyorum bir tek. Bir zamanlar her şeyim vardı. Hemşire olarak çok para biriktirmiştim savaş yüzünden hepsi bitmişti. Allah her şeyi vermişti. Şimdi hiçbir şeyim yok, Allah aldı dedim. Bana kötü söz söylemeyeceksin. Filmlerde Türk beyleri hanımlarını dövüyor diye görüyordum, bunu yapmayacaksan dedim. ( bu cümleye dakikalarca güldük.) benim evimde bombalar döşeliydi, ben ne isteyeyim ki, hiçbir şey istemiyorum dedim.
Cenap Amca 3 şart koştu bana diyor:
- Kötü laf yok
- Dövmeyecektim
- Çocuklarına ne zaman isterse gönderecektim. Zaman istedi düşünmek için. ‘Sen akıl baliğsin, ben akıl baliğim ne düşüneceksin’ dedim.1 hafta içinde evlendik.
Şimdi bir oğlumuz var, Hasan. Torunlarımız var. Hiçbir sıkıntımız yok, şu ana kadar hiç büyük hastalığımız olmadı şükür. Oğlumuz Ethem... İngiltere’ de iş için gittiğinde trafik kazasında vefat etti. Ondan 2 kız torunumuz var tesellimiz…

Bir de Udu öyle şahane çalardım ki… Beni götürür giderlerdi. Çalardık hep. Yetiştirdiğim insanlar oldu bu konuda. Huzur evi müdürü şimdiki çok güzel ud çalar, saz da çalar.
Kör Ahmet’ten söz açılıp onun eski kasetlerini gösterdiğinde vefat ettiğini söyledim şok oldu. Benim haberim olmadı hiç dedi. Tanışırdık kendisiyle, toplantılarımızda bir araya gelirdik dedi.

Zamanım hiç boş geçmedi benim. Eğer musiki günüyse tüm arkadaşlarla bir olurduk. Uçara kaçara avcılık yapardım hem de. Alakova da öyle bir su vardı ki eskiden….Orada ördek avlardık, Eylülde başlar Hazirana kadar sürerdi av mevsimi. Bulamas’a keklik avlamaya giderdik. Eş, dostla, edebiyatla ilgilendik hep. Bizim zamanımızda daha Türkiye’de üniversite yoktu. Sonra Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı. Ben liseyi bitirdim hemen memuriyete başladım. Kitap okuma hep devam etti ama. Geceleri okurdum.

Babam Hatunsaray Nahiye Müdürü idi. Ben de memuriyette makam sahibiydim. Konya Harası’nda müdür muaviniydim. Devlet büyükleri çok gelirdi oraya. Celal Bayar gelirdi, cumhurbaşkanı iken. Sonra postaneye girdim. Telgraf öğrendim.
DEVAMI HAFTAYA...