Çiller'in kaçmasına kibar yorum!
Yeniçağ yazarı Sabahattin Önkibar, Mehmet Ağar'ın yargılanmasına başlanması üzerine apar topar ABD'ye giden Tansu Çiller'in bu gidişini yorumladı...
İşte Önkibar'ın Yeniçağ'daki köşe yazısının ilgili bölümü...
Eski bir Başbakan...
Mahalli genel seçimlerin hemen sonrasında D(Y)P’nin başına geçmenin hesaplarını yapıyor.
Derken seçimin arifesinde bir sabah ansızın kaçarcasına ABD’nin yolunu tutuyor.
Peki ama neden?
Bahsettiğim isim tahmin edeceğiniz üzere Tansu Çiller hanımefendidir.
Tansu hanımın kaçışı, pardon apar topar ABD’ye gidişi öncesinde kamuoyu gündemini yansıtan gazete haberlerinin birkaçını hatırlayalım:
Çatlı ile fotoğraf
-Çiller yüzbaşı üniformalı Abdullah Çatlı ile iki kere görüşmüş!
-Ağar yargı önünde.
-Güneydoğu’daki asit kuyuları incelenecek.
Sorarım size bu haberlerden sonra Çiller’in ABD’ye bilet almasını, kaçtı şeklinde yorumlamak çok mu abartılı olur.
Yanlış anlaşılmasın, bu satırların yazarı bunları yazmakla Tansu hanımı eleştiriyor değildir.
Söylemek istediğim Türkiye’de artık at iziyle it izinin karışmış olduğudur.
Yakın geçmişte başbakanlık yapan biri bile artık tutuklanmaktan korkar hale gelmişse bu rejimin adı korku devletidir.
Diyeceksiniz ki yanlışı ya da açığı olan kaçar?
Bakın bu satırların yazarı Tansu hanıma başbakanlığı döneminde tıpkı bugün Tayyip Erdoğan’a yaptığı gibi keskin tarzda muhalefet etmiştir. Dolayısıyla yazacaklarım buna binaen değerlendirilmelidir.
Tansu Çiller bu ülkede bölücülüğe karşı verilen mücadelenin tartışmasız kahramanıdır. Eğer Köşk, yani Cumhurbaşkanı Demirel onaylı Çiller kararlılığı ve Doğan Güreş-Mehmet Ağar kurmaylığı olmasaydı Güneydoğu’daki kalkışmaların bölünme ile sonuçlanması muhtemeldi.
Muğlalı Paşa sendromu
Bizatihi bölücübaşının ifadeleriyle sabittir ki PKK bu dönemde tarumar edilmiştir.
Peki ya faili meçhuller konusu mu?
O dönem olan pek çok şey devletin bilgisi ve hatta onayı ile olmuştur. Devlet-i ebed müddet için olağandışı süreçlerde olağandışı metotlar meşrudur. Kastedilen eğer devlet görevini istismar edip bunu menfaate dönüştürenlerse onlar hem suçlu hem de ahlaksızdırlar ve kanaatimizce bu gibi şeylerle suçlananlar da üst değil, yoldan çıkan alt kadrodan birkaç kişidir.
Hal bu iken eski bir başbakanın ima yoluyla olsa da hedefe oturtulması Türkiye’de var olan ceberrutluğun net fotoğrafıdır.
Tansu Çiller iyi bir tarihçi olmasa da Mustafa Muğlalı vefasızlığını bilecek durumdadır. Dolayısıyla apar topar gidişinde Muğlalı sendromunun payı muhtemelen vardır... İyi de sorarım size eski başbakanların bile kendini güvende hissetmediği Türkiye’nin artık Saddam’ın Irak’ı ve Hitler’in Almanya’sından ne farkı var.
Gelelim Mümtaz’er Türköne’nin tutumuna:
Mümtaz’er’e çağrı
Tansu hanım için kullandığım olumlu ifadeleri maalesef onun için kullanamayacağım.
Bakın Tansu hanım dün yaptıklarından utanıyor ya da günah çıkarıyor değildir. Bunu hiçbir zaman yapmamıştır .
Oysa Mümtaz’er her gün bunları yapıyor.
Haberiniz oldu mu bilmiyorum, ama Abant toplantısı faaliyeti için Erbil’de olan Mümtaz’er önceki gün “Hepimiz Kürt’üz” buyurdu.
Oysa aynı Mümtaz’er hatırlayın Tansu Çiller’e “Bu ülke için kurşun atan da şereflidir” sözlerini ettirmişti ki bu beyanın net tanığı o dönem beraber çalıştığı Şükrü Karaca’dır.
Yoksa Mümtaz’er Türköne’deki siyah-beyaz misali olan bu değişim hapse girme korkusundan mıdır? Evet Mümtaz’er danışman ve teorisyen sıfatıyla bizim bilmediklerimizi biliyor da keskin bir viraj alıp kendini sağlama almaya mı çalışıyor?
Yok bunlar değilse ikbal hesapları ya da başka şeyler mi?
Nedir Mümtazer, ikna etsene bizi?
Bir başka şey, yarın bugünkü çizginden de çark etmeyeceğine inandır bizi!
NOT: Sevgili Saygı Öztürk’ün son kitabı “Apo Olayının Perde Arkası” yakın dönemin gerçek bir belgeselidir. Bütün okuyucularıma öneriyorum