"CHP medyası" da açılım yapsın
Star gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu'ndan öneri...
Mustafa Karaalioğlu / Star
Baştan söyleyeyim. CHP'nin çarşaf, türban, Kur'an kursu, din eğitimi gibi herkesin temel, vazgeçilmez, pazarlık konusu yapılamaz haklarıyla ilgili yaptığı, yapacağı her ne varsa destekliyorum. Çarşaftaki fiyaskoya aldırmadan, sonuna kadar da destekleyeceğim.
Böyle bir teşebbüste bulunmalarına şaşırmış da değilim. Tarihten ve yakın tarihten biliyoruz ki Türk toplumu din eğitimi için her zaman yol bulmuş, inancını yaşamak için her zaman bir metod geliştirmiştir. Bunun için bir partiye de ihtiyaç duymamıştır. CHP'ye ihtiyaç yoktur esasında. Bilakis, toplumun o kararına, o yönelişine saygı gösterip göstermemek partilerin sorunudur.
Dolayısıyla bütün bunlar açılım falan da değildir. Açılım olması için çarşafa, Kur'an eğitimine özgürlük verilmesini ilk keşfedenin CHP olması gerekirdi. Tam tersine son keşfeden onlar olmuştur. Bu nedenle yaptıklarına açılım değil; en fazla ‘günaydın' denir. Ben de günaydın diyorum. Günaydın ama hiçbir şey için kalınmış sayılmaz yeter ki tutarlılık olsun.
Peki CHP tutarlı mı? Değil. Bunları seçim için mi yapıyor? Görünen o ki evet, seçim yatırımı. Ama buna rağmen destekliyorum. Çünkü, temel haklarda pazarlık olmaz, çünkü bir yara kanayıp duracağına bir şekilde tedavi edilmesi en iyi yoldur. Kimseyi samimiyet sınavına sokmayalım, kimsenin niyetini de okumayalım, olanlara bakalım. Sonuçta Baykal ve partisi kendisini bağladı...
Daha birkaç ay öncesine kadar parti kapatma nedeni olan, ülkeyi ikiye bölecek gerginliğin malzemesi yapılan, insanların acımasızca yaftalandığı bir konuda geç de olsa adım atılıyor, hiç mahsuru yok.
Üstelik tam da bu konularda liderlik yapan, kendini AK Parti'nin kapatılmasına adayan, mitinglerde ayrımcılığı körükleyen bir parti atıyor bu adımı...
Destekliyorum.
Bırakın başbakanı, bırakın Sefa Sirmen gibi adı CHP ile özdeşleşmiş bir Büyükşehir adayını; bir belde başkan adayı bile, belediye imkanlarıyla Kur'an Kursu açmaktan bahsetmiş olsaydı AK Parti bugün kapatılmış olurdu. Bu kıyaslamayı bile yapmadan destekliyorum.
Sadece bir itirazım var. O da CHP'ye değil, medyasına.
Madem CHP gibi yeminli bir parti bile ister seçim isterse de başka bir gerekçeyle olsun ‘açılım' yapabiliyor o halde medyanın da bir açılıma ihtiyacı var.
Buna ‘özeleştiri' de diyebiliriz.
Yıllardır ama özellikle son iki yıldır CHP ile kelimesine varana kadar aynı yayını yapan gazeteler ve onların yöneticileri ve de onların yazarlarının hiçbir şey olmamış gibi davranmalarına izin vermek mesleğin fikri takip sorumluluğuna uymaz.
Henüz hafızamızı da kaybetmedik... Hatırlayalım.
Üniversitede başörtüsü hakkına fırsat tanıyan anayasa değişikliği ülkeyi kaosa götürüyordu mesela...
Türban en büyük tehlikeydi.
Tabelasında Kur'an Kursu yazan her bina kaçaktı ve oralarda şeriat propagandası yapılıyordu.
AK Parti kapatma davası dosyasının tamamı, türban, Kur'an kursları, din eğitimi veya dini hakların genişletilmesi ile ilgiliydi. Hepsi de şimdi Baykal'ın attığı adımları destekleyen gazetelerden derlenmişti. Yine o haberlerin büyük kısmı da aynı zamanda CHP sözcülerinin dilinden düşmüyordu.
Bazı gazeteler yayınlar, ertesi gün Baykal ve arkadaşları o haberleri basın toplantısında aktarır. Veya tersi olur.
Medya tarihinde böyle bir işbirliği, böyle bir yandaşlık görülmemiştir. İnanmayanlar arşivlere girip baksınlar. Çoğu kez gazete haberi ile CHP sözcüsünün cümleleri bile aynıdır.
Bazı gazeteler, bazı yazarlar CHP basın bürosu gibi çalıştılar, şimdi de öyle çalışıyorlar. Bir farkla. CHP şimdi tavır değiştirdi, o haberler gitti yerine açılıma destek furyası geldi.
O zaman çarşaf, türban, Kur'an kursu avcılığı yapan gazeteler şimdi Baykal'ın sözlerini manşete taşıyor, İstanbul İl Başkanı'na övgüler yağdırıyor, bu gibi konuların sağ siyasetin elinden alınması gerektiği konusunda felsefe üretiyorlar.
İki dönem arasındaki tek fark, CHP'nin tavır değiştirmiş olması. CHP bugün türbanlıya ve Kur'an Kursu'na kapı aralıyor... Dün o kapıyı kahramanca koruyan medyası da bir gecede kapıyı açıyor.
O zaman da bize ‘Bu nasıl iştir, bu nasıl kararlı bir yandaşlıktır' diye sormak hakkı düşer.
Soruyoruz da... Baykal'a değil, medyasına.