Hatice Karakuş
Cebimizdeki Truva Atı
Eskiden mahalle kahvesinde ya da gün sofrasında yalanın bir sınırı vardı. Atan tutan olurdu da, "destur" denirdi. Şimdi yalanın sınırı, yapay zekanın işlemci gücü kadar uçsuz bucaksız. Üstelik bu yalanlar, en savunmasız kalemize; teknolojiyle emekliliğinde tanışan, akıllı telefonu sadece torun sevmek ve "hayırlı cumalar" mesajı atmak için alan büyüklerimizin avucuna sızdı.
Bizimkiler için ekranda konuşan biri varsa, o kişi "makbuldür". Hele ki sevdiği bir sanatçı, güvendiği bir siyasetçi ya da her akşam izlediği bir haber spikeri ekrandan ona sesleniyorsa... Yapay zeka, bu güven duygusunu profesyonel bir hırsıza dönüştürdü.
Düşünsenize; ömrü boyunca dişinden tırnağından artırdığı üç kuruş emekli maaşını, yapay zekayla sesi ve yüzü kopyalanmış bir "ünlüye" güvenip sahte bir yatırım sitesine yatıran o amcanın yüzündeki ifadeyi. Bu sadece bir dolandırıcılık değil; bu, bir neslin saflığının ve dünyaya olan güveninin dijital ortamda katledilmesidir.
Tehlike sadece cüzdanda bitmiyor. Bizim büyüklerimiz sosyal olmayı sever; doğru bildiği bilgiyi hemen akrabasına, komşusuna, dostuna ulaştırır. Akıllı telefonun rehberini bile zor düzenleyen birinin, saniyeler içinde kurgulanmış bir dezenformasyon videosunu "Bakın neler oluyor!" diyerek yayması, toplumsal bir zehirlenmeye kapı açıyor.
Teknoloji Okuryazarlığı mı? Hayır, onlar için bu "hayatın bir parçası".
Gerçek mi Kurgu mu? Onlar için görüntüsü ve sesi varsa, gerçektir.
Acı olan şu: Birçoğu hala telefonun parlaklığını bile kısamazken, dünyanın en karmaşık manipülasyon tekniklerine karşı en ön safta, kalkansız bir şekilde duruyorlar. Bizler "yapay zeka" diyoruz, onlar "mucize" sanıyor. Biz "manipülasyon" diyoruz, onlar "alın yazısı" sanıp inanıyor.
Sonuç: Eğer bugün babamızın, teyzemizin elindeki o cihazı sadece bir "oyuncak" veya "iletişim aracı" görüp onları o karanlık dehlizlerde yalnız bırakırsak, yarın kaybettikleri sadece paraları olmayacak; gerçekliğe olan bağlarını da tamamen koparacaklar.