'Çarşaflı da sarıklı da girsin'
Nuray Mert, Türkiye'de İslamcı bir ihtilalin olmayacağının güvencesini (!) verdi…
'Üniversiteye çarşaflı da sarıklı da girsin'
Nuray Mert, Ayşe Arman'a konuştu. "Üniversiteye çarşaflılar da sarıklılar da girsin, ne olur ki?" diyen Mert, Türkiye'de İslamcı bir ihtilalin olmayacağının güvencesini verdi…
Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan hepsinin aynı partiden olmasında sizce bir tuhaflık yok mu?
- Aslına bakarsanız, kuralına uygun. Ama bir şeyin kuralına uygun olması veya sayısal gerçekler, demokrasi şartlarını sağlıyor demek değildir. Uzlaşma atmosferinin korunmasına çalışılmalıydı. Tarafların bu derece kutuplaştığı bir ortam, istenilen bir ortam değildir, hiç kimse için...
Türban dini bir sembol. Okul, devlete ait bir alan. Dini sembolün devlet içinde boy göstermesi, laikliğe aykırı değil mi?
-Yani türbanlılar özel okullara mı girsinler diyorsunuz. Bunun sınırını nereden çizeceksiniz ki. Bırakın, herkes istediği yere girsin, istediği gibi okusun...
Üniversitede türbana izin vermek, aynı anda çarşafla girmek isteyenlere, sarıkla girmek isteyenlere izin vermek değil midir? Önü alınabilir mi?
- Almayın... Girsinler ne olacak... "Burnunuza hızma takmayın!" deme hakkı var mı kimsenin? Ya da olmalı mı? Öğrenciler istedikleri gibi girsinler...
İyi de bir sürü insan çarşafla girerse, bu ülkenin fotoğrafı değişmez mi?
-Bütün kaygı bu işte: Bu ülkenin fotoğraf değişmez mi? Bakın, bir ülkenin fotoğrafı neyse odur. Şimdiye kadar Batılı bir toplum fotoğrafı verelim diye gayret ettik. Belki de Batılı bir toplum olamadık. Buna da, bu kadar da gerilmemek lazım diye düşünüyorum. Sıkıntı yaratacak şey şu aslında: Bizi de kapatırlar mı? İçiniz rahat olsun. Kapatmazlar, kapatamazlar. Yasalar belli. Kurumlar, kanunlar var. Bunları işlettiğiniz zaman, sorun çıkmaz. İşlememesi hali de bir devrim halidir. O zaman soru şu: İslamcı bir ihtilal olur mu Türkiye’de? Bence olmaz. İhtilal olmadığı sürece de problem yok.
Neden bazılarına göre sorun yok da bazılarına göre var? Neden bazıları korkmuyor, bazıları korkuyor? Neden korkmayanlar, korkanları suçluyor...
-Endişe edenlerin suçlanmasının anlaşılır bir tarafı yok. Son tartışmalarda çok sert pozisyonlar alındı. Ve bu, hayırlı bir hal değil. Başbakanı destekleyen medya mesela, öyle sert bir dil kullanıyor ki, hükümetin kendisinin dili bu kadar ağır değil. Diğer kesimin de yıllardır sürdürdüğü paranoyasından artık kurtulması gerekiyor. Bence bütün bunlar türban denilen sembolün Çankaya’ya zamansız taşınmış olmasından kaynaklanıyor. Dengeler bozuldu... Ama bizim anlayabilmemiz gerekiyor korkanları. Ve onlara korkmamaları gerektiğini sakin sakin anlatabilmemiz...
BÜTÜN BU GERGİNLİK TÜRBAN ÇANKAYA’YA ERKEN ÇIKTI DİYE
Abdullah Gül’e neden karşısınız?
- Gül’e değil, cumhurbaşkanı adayı olmasına karşıydım. İki gerekçem vardı. Biri ilkesel: Başörtülü öğrencilerin üniversiteye giremediği bir ülkede AKP iktidardaydı ama sorun çözülemedi. Çözülemeyişinin açıklaması olarak, toplumsal uzlaşmanın gerekliliği ileri sürüldü, "Germeyelim ülkeyi" dendi. Tamam, anlaşılır bir kaygı. Peki ama uzlaşma bu kadar önemli idiyse, Abdullah Gül neden aday oldu? Neden isimsiz bir kızın hakları söz konusu olduğunda bir hassaslık gösterilmedi de, bir makam söz konusu olduğunda bütün riskler alındı? Bu tavrı, ilkesel olarak yanlış buluyorum.
İkincisi...
- Bu ikinci AKP iktidarında, başörtüsü sorunu çok daha kolay halledilebilirdi. Gül’ün cumhurbaşkanlığı her şeyin önünü tıkadı. Bence, mahalle baskısı ya da Malezya korkusu değil, cumhurbaşkanı tartışmasında ortalık çok gerildi, o gerilim hálá sürüyor. Bunun önemli bir hata olduğunu düşünüyorum.
Tayyip Erdoğan’ın bir hatası, öyle mi?
- AKP’nin bir hatası. Ben Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaktan feragat etmesini duyarlı bir davranış olarak değerlendiriyorum. Demek ki onun da birtakım kaygıları varmış. Ama ikinci adam konumundaki birinin iradesini belirleme şansının olmadığını düşünüyorum.
Yani Tayyip Erdoğan’a rağmen mi Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu?
-Bence öyle. Ve bu durum Erdoğan’ın hareket alanını daraltıyor. Hürriyet