Çakır, Tayyar'a niçin 'oh olmuş' dedi

Çakır, Tayyar'a niçin 'oh olmuş' dedi

Zihni Çakır, yazdığı yazıdan dolayı yüklü miktarda para cezasına çarptırılan Şamil Tayyar için, "Anladın mı Şamil Efendi?" diye yazdı. "Oh olsun" diye algılanan çıkışın ardında bakın ne var.

Şamil Tayyar, Ergenekon soruşturmasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan ama iddianamede yer verilen bir telefon konuşma tutanağını köşesinde yayınladığı için Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 1 yıl 6 ay hapise mahkum edilmiş!

Dava konusu yazıda, MHP Ankara Milletvekili Y.Tuğrul Türkeş ile gazeteci Güler Kömürcü (Öztürk) arasında geçen özel bir telefon konuşmasının detayları yer alıyormuş.

Bunlara değinmeyeceğim bile.

Tayyar’ın gazetecilik anlayışı içerisinde başkalarının özel hayatını sorgulamak meşru olabilir.
Tarafların ülkedeki ve toplum nezdindeki konumları göz önünde bulundurulduğunda, Tayyar’a hak da verilebilir.

Benim derdim o değil!

Asıl konu, bu kararın Şamil Tayyar’a bayramı zehir edecek bir tesir yaratmış olması.

Köşesinde kaleme aldığı yazıdaki ifadeleri bunu gösteriyor.

Onun içinde bulunduğu halet- ruhiyeyi belki de en iyi anlayacak kişi benim.

Zira geçtiğimiz yıl Ramazan Bayramı’nı cezaevinde geçirmiştim.

Üstelik Şamil Tayyar’a ceza veren mahkemeden aynı oranda bir de ceza almakla beraber 4 ayrı yargılama da sürüyor.

Tazminat davaları ise cabası...

Ben anlıyorum anlamasına da; onun ve onun gibilerin bana yaptıklarını düşününce ne yalan söyleyim, “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” vecizesini hatırlatmak istiyorum.

Neden mi?

İbret olsun diye anlatayım…

Şamil Tayyar’ın Ankara Temsilcisi olduğu gazete (Star), 24 Mayıs 2008 tarihinde organize bir hareketle gözaltına alınmam üzerine hakkımda bir haber yapmıştı.

Tıpkı, Kod Adı Darbe kitabım ve bu kitaptaki bilgi ve belgelerin kamuoyuna yansımasıyla paniğe kapılan bazı odakların, kalemini “muhbirlik vazifesi” içerisinde, kalleşçe oynatmayı başarıya giden yol olarak gören şerefsizler üzerinden servis ettiği, yalan haberler gibi…

Haberde “bir daireyi üç kişiye sattığım gerekçesiyle tutuklandığım” iddia edilmişti.

Bu alçakça, bu kalleşçe, bu şerefisizce, bu arkadan vuran, bu savunmasız bir insana bir tekme daha atan haber, Ankara bürodan hazırlanmıştı üstelik.

Yani Şamil efendinin idaresindeki bürodan.

Cezaevinden tahliye olunca, bu ve buna benzer haberlerin hepsini inceledim.

***

Şayet kalan yasal başvuru süremin sonu olan 17 Ekim 2009’a kadar 5 bin lirayı bulan harç masraflarını denkleştirebilirsem, bu iftiralarla ilgili yargı sürecini de başlatacağım.

***

Şamil Tayyar’a kendi bürosundan sözünü ettiğim böyle bir haberin nasıl hazırlandığını ve kendisinin bu yalan ve iftiralara nasıl göz yumduğunu telefon açıp sorduğumda, “Çoğu haber gibi bu haberin de kendisinin bile bilgisi dışında yayına girdiği” cevabını verdi.

Bir temsilcinin emri altında çalışan muhabirler o temsilciye rağmen haber yapacak ve o haber o temsilcinin bilgisi dışında gazetede sayfalarında yer alacak!

Güldüm bu cevaba…

Tayyar’ın bu savunması, şahsıma yönelik alçakça saldırının sorumluluğundan kaçma girişimi olabilir belki.

Aksi halde adama o makamda hala nasıl oturabiliyorsun diye sorarlar zaten.

Benim derdim bu da değil.

Anlatmak istediğim, Ergenekon soruşturması diye bir şey daha ortada bile yokken “Ergenekon’un Çöküşü” adlı kitabı; hem de bugünkü yapının tüm detaylarını anlatarak yazıp piyasaya süren şahsım, “Kod Adı: Darbe” kitabı sonrasında böyle bir operasyona muhatap oluyor ve gerekçe olarak ipe sapa geşmez iddialar öne sürülüyorsa(ne kooperatif kanununa muhalefet, ne PKK belgeleri ne de daire satışı sözkonusu) samimi her meslektaşımın yapması gerekenin, olayı irdelemesi gerektiğiydi.

Ama öyle mi oldu?

Hakkımda PKK’ya ait çok sayıda belgeyi bulundurmaktan bir daireyi üç ayrı kişiye satmaya ve hatta kooperatif kanununa muhalefet iddiasına kadar birçok yalan ve iftira dolu haber yapıldı.

Hem de nerede biliyor musunuz?

Ergenekon sürecinde, soruşturma ve davanın gittiği yere kadar gitmesinden yana saf tutan medya organlarında…

Sonra hakkımda Şişli 2 Asliye Ceza Mahkemesi’nde gizliliği ihlalden 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Ergenekon konusunda kaleme aldığım kitap nedeniyle hem de.

Bu alanda, yazdıklarından dolayı cezaya çarptırılan ve cezası ertelenmeyen ilk kişi oldum.
Bu mahkumiyet hükmüyle ilgili Yargıtay’da temyiz süreci devam ediyor.

Yargının içinde bulunduğu durumu düşününce, bu cezanın her an onanıp tekrar cezaevini boylayacağım günü bekliyorum kurbanlık koyun misali.

Bu süreçte Taraf gazetesi ve sayın Ahmet Altan dışında kimse savunmadı; sahiplenmedi beni.

Bazılarıysa sırf kararı veren hakim Hakkı Yalçınkaya’ya vurmak için kullandı bu hükmü ve gerekçeli kararı haber ve yazılarında.

Şimdi bakıyorum, Şamil Tayyar’ı savunmak için tek vücut olunmuş.

Tabii ki bunu garipsemiyorum ya da; bana yapıldığı gibi meslektaşlar ve meslek örgütleri olarak Şamil Tayyar’ı da yalnızlığa mahkum edin demiyorum.

Ama başta Şamil Tayyar’ın kendisi olmak üzere tüm meslektaşlarımın, basının yargı baskısı ve örtülü sansürüyle susturulma girişimlerine karşı, kişi ayrımı gözetmeksizin tek vücut olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Aksi halde Tayyar örneğini yaşamaya hemen her meslektaşım adaydır.


Zihni ÇAKIR / Cafesiyaset