Çağımızın Hastalığı: Maneviyatsızlık

Çağımızın Hastalığı: Maneviyatsızlık

Günümüz insanları, daha çok görünene önem veriyor, gözle görünmeyen gerçekleri önemsemiyor. Onun için hep görünüşe aldanıyor. Bu yüzden de huzura kavuşamıyor ve mutlu olamıyorlar.

Halil ATALAY (Eğitimci-Yazar)

İnsan, beden ve ruhla insandır. Ruh ayrıldıktan sonra ona insan denmez, "ceset" denir. Ölü bulunan birine "falan yerde bir ceset bulundu" denir. İnsan bulundu denmez. Kişi en az bedenine verdiği önem kadar ruhuna da önem vermedikçe, gerçek anlamda sağlıklı ve huzurlu olamaz. Çünkü sağlıklı olma bedenen zinde ve güçlü olma değil; bedenen, ruhen ve zihnen (psiko-sosyal) sağlıklı, dengeli ve uyum içerisinde olmaktır. Günümüz insanları, daha çok görünene önem veriyor, gözle görünmeyen gerçekleri önemsemiyor. Onun için hep görünüşe aldanıyor. Bu yüzden de huzura kavuşamıyor ve mutlu olamıyorlar.

İnsan sadece biyolojik, yani bedenden oluşmuş bir varlık değildir, bir de onun manevi yanı vardır. İslam, insanı maddeciler gibi sadece midesi ve maddesiyle değil, beden ve ruhuyla birlikte bütün olarak görür, kalp, ruh, vicdan ve bütün duygularını geliştirmeyi hedef alır. İnsan sadece maddeden ibaret bir yaratık olsaydı, elbise giydiğinde, midesi doyduğunda bütün mesele bitmiş olurdu. Ancak onda ruh, kalp, akıl, sır gibi bir takım manevi duygu ve kabiliyetler vardır ki, havaya, suya, güneşe muhtaç olduğu kadar bunlar da gıdaya muhtaçtırlar. Beden gibi ruhun da sağlığı ve hastalığı vardır. Ruh da beslenmek, korunmak ve her zaman ilgilenilmek ister. Ruhumuza, gerektiği gibi önem vermezsek, bedenen ne kadar sağlıklı, maddeten ne kadar güçlü olursak olalım, yine de mutlu da olamayız, huzuru da bulamayız. Bunun içindir ki, maddi refah seviyesi yüksek olduğu her türlü imkanı bulduğu halde nice toplumlar, ruh ve kalpleri aç olduğu için gerçek doyuma ulaşamamakta, huzursuzluktan, stresten, bunalımdan kurtulamamaktadırlar.

Çağımızın insanının gündeminde maneviyat, gereken önemi ve değeri bulamadığı içindir ki, problemler içinde problemler doğmaktadır. Çağımız insanının genellikle streslerle dolu bir hayat içerisinde olmasının sebebi, cismani ihtiyaçları ön plana alıp, sadece onları tatmine çalışması, ruhu bütün bütün ihmal etmesi, ihtiyaçlarına cevap vermemesi, kulak tıkamasıdır.

MANKURTLAŞMA VE ÇAĞDAŞ KÖLELER
Eski Çinliler, yakaladıkları esirin başına yaş bir deri geçirirler ve deri kurudukça yavaş yavaş başı sıkılan esir, nihayet hafızasını kaybedermiş. Hafızası ile birlikte şahsiyetini de yitirip, efendilerine tam bende olan bu kölelere "mankurt" derlermiş.

Herhalde dünya tarihi, hiçbir çağda bu kadar mankurta (köleye) sahip olmamıştır. Çünkü kitlelerin duygu ve düşünceleri hiçbir zaman bugünkü kadar telkin ve propagandanın açık imkanlarıyla vurulmamıştı. Bu çağdaş köleliğin boyutları eski çağlardaki kölelikten çok daha büyük. Üstelik şimdikilere köle olduklarını inandırmak da hayli güç. Sürüleştirilen, mankafalaştırılan, zombileştirilen kafaları, kalpleri esirleştirilen yığınlar; maddecilerin her şeyi maddeyle ölçenlerin elinde hürriyetlerini kaybetmişlerdir. İnsanlık ya kendi gibi insanların ya da hizmetine sunulan eşyaların kölesi olmuştur.

Bernard Shaw; "Eğer diğer gezegenlerde bizim gibi canlılar varsa, dünyamızı mutlaka bir tımarhane şeklinde görüyorlardır" diyerek, insanlığın dramını ifade etmiştir.

Uluslararası bir şirketin yaptığı araştırmaya göre, streste ülkemiz insanı birinci sırayı a almaktadır. Yine "Türkiye Ruh Sağlığı Profili" araştırmasında ürkütücü sonuçlar ortaya

çıkmıştır. Araştırmaya göre, Türkiye'de her bin kişiden 154'ünün bir ruhsal bozukluğu bulunuyor. Yetişkinlerde son bir yılda ruhsal rahatsızlığı olan kişi oranı ise yüzde 17.2'dir.

Depresyon çağımızın en önemli hastalığı haline gelmiştir ve toplumumuzu tehdit etmektedir. Yapılan tespitlere göre ülkemizdeki insanların yüzde 60'ının hafif ya da ağır psikolojik sorunu var. Bu oran çok yüksek. Demek ki mutsuz bir toplum olduk. Elbette psikolojik sorunlar, sadece depresyondan ibaret değil. Çok sayıda hastalık var.

Her şeyi maddiyatta (maddecilikte) arayanların akıllan gözlerindedir. Göz ise maneviyatta (manâ alemine ait olanlarda) kördür. Sürekli maddi şeylerle meşgul olanlar maneviyatta anlayışsızlaşır, kalın kafalı olurlar. Maddenin manayı boğmaya azmettiği bir zamanda, eğer "manevi zırhlar" dan mahrum olunursa, ruhların buhranlara, streslere düşmesi kaçınılmazdır. Öyleyse neler yapılmalıdır? Buhranlara düşmeden, nasıl huzurlu kalınacaktır? Psikolojisi bozulan insanlar nasıl kurtulacaktır, nasıl kurtarılacaktır?

NELER YAPILMALIDIR?
1- Herkesin kendine göre bazı sıkıntıları olabilir. Evde, işyerinde, çarşıda, pazarda, okulda vs. meydana gelen çeşitli olaylar ve toplumdaki bazı huzursuzluk ruhumuzu tesir altına alıp bizi meşgul edebilir. Bunları normal karşılamak gerekir. Ancak bu tür sıkıntıları büyütüp altından kalkılmaz hale getirmek de doğru değildir. İmtihan ve tevekkül anlayışı, kaza ve kader inancı mü'mini bu sıkıntılardan ve buhranlardan, streslerden uzaklaştırır.

2- İmtihanlar, zorluklar, sıkıntılar birer olgunlaşma, eğitim ve arınma, şuurlarıma sebebidirler. Her zaman süt-liman, her mevsim bahar-yaz olmaz. Allah darlıkla da bollukla da, azlıkla da çoklukla da, kolaylıkla da zorlukla da dener.

3- İnsan sağlığının korunmasında ve hastalıklarla başa çıkılmasında en önemli faktör, sağlıklı bir düşünce ve ruh yapısına sahip olabilmektir. Yani güçlü bir iman ve bilgi donanımına sahip olabilmektir.

4- İmanın gerekleri yaşanarak hayatta boşluk bırakılmamalı, inancının ve davasının adamı olabilmeli, davasına tam güvenmelidir. Kendi kişiliğine ve davasına güvenmeyen insanların, kalp ve ciğer hastalıklarına yakalanma tehlikesinin daha fazla olduğu tesbit edilmiştir.

5- Olumsuz düşünceler, hayatımızı yıkıma uğratabilecek psikolojik zehirlerdir. Onun için karamsarlığa, ümitsizliğe düşmemeli, yarınlara umutla bakmayı bilmeli ve kendisine de güvenmelidir. Olumlu ve iyimser bakış açısı geliştirilmelidir.

6- Arkadaşlarını, dostlarını iyi insanlardan seçmeli, sosyal dayanışma, yardımlaşma ve hayır hizmetlerinde yarışma içinde olmalıdır. Dertlerini paylaşacağı dostları bulunmalıdır. Zira sıkıntılar paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça büyür.

7- Kötü alışkanlıkları varsa terk etmeli ve iradeli davranmalıdır.
8- İbadetlerini güzelce ve devamlı yapmalıdır. İslam'ı yaşayan kimse hem ruhen ve bedenen sağlıklı olur; hem de dünyada ve ahirette mutlu olur.

9- Çevre kirlenmesiyle ilgili bir sürü kurum ve kuruluşun olduğu dünyamızda, ruhi kirlenmeyle ilgili hiçbir kuruluş yoktur. Ruh terbiyesi, kalp tasfiyesi ve nefis tezkiyesinin yolunu ise ancak İslam gösterir.