Bulaç Hükümeti neden eleştirdi?
Ali Bulaç'ın Milliyet gazetesine verdiği bir mülakattan sonra "Hükümeti Zaman gazetesindeki köşesinde eleştirmezken, Bilgi ve Hikmet sitesinde neden eleştirdiği" şeklinde 8sutun.com'un sorduğu soruya Bulaç, siteden cevap verdi.
İLK VE SON AÇIKLAMA
Bizim onlarca yıldır yürüttüğümüz fikri, entelektüel ve politik çabanın bugün geldiğimiz noktada olumlu-olumsuz- etkili olmadığını söylemek mümkün değildir. Bizim bir dünya tahayyülümüz, bir muhalefet dilimiz ve bununla bağlantılı olarak bir iddiamız, bir davamız vardı. Davetimiz iddiamız ve davamızdır. Bizi ilgilendiren can yakıcı soru şudur: Bu iddia ve dava varlığını devam ettiriyor mu? Bugün söz ve inisiyatif sahibi olanlar üzerlerinden eski gömleklerini çıkardıklarını söylüyorlar. Bu o kadar kolay mı? Milyonlarca insanın emeğine karşı, "ben değiştim, senin ne düşündüğün, ne idealler beslediğin beni ilgilendirmez" diyerek işin içinden çıkılamaz. Öyle idiyseniz, ilk gününden bunu açık açık söyleyip yola çıkılmalıydınız. Sizin yaptığınız aldatmaktır. İktidar için takiyye yapmak ahlaksızlıktır. Her ne isek öyle görünmeli, insanların önüne her ne düşünüyorsak gerçek iç yüzümüzle çıkmalıyız. Nehri geçerken at değiştirenler, emeklerini sömürdükleri insanların omuzlarına basıp yeni atın sırtına atlıyorlar. Bu sitede yapılan bütün eleştiriler kendi hatırınadır. Hiçbir mevcut siyasi parti veya hareket ya da yakında sahneye çıkacak herhangi bir siyasi oluşum veya hareketle ilgili değildir. Bizler de ne siyasileriz ne siyasette gözümüz var ne herhangi bir siyasi hareketle ilişki halindeyiz. Bu iktidarın doğru yolda başarı kazanması bizim de temennimizdir, başarısı bizi sadece sevindirir. Ayrıca bu hareket içinde yer alan herkesi tek bir torbaya da doldurup yumruklamıyoruz. İçleri yanan nice insan var. Kendi hatırına iddialarımız ve ideallerimiz adına eleştiri hakkımızı koruyoruz. İfade özgürlüğü demek; yürütmenin, kamu otoritesinin, seçilmişlerin ve atanmışların, kısaca iş başındakilerin karar ve icraatlarını eleştirmek, yanlışlıklarını gösterme hak ve özgürlüğüne sahip olmak demektir. Tek farkımız bu nimet ağacının altında dolması için tuttuğumuz bir heybemiz olmadığı için rahatız. Biliyoruz ki, "Mahkeme kadıya mülk değildir", bugün saç sakal traş olup gece yatağa bile kravatla gidenler yarın ortalıkta olmayacaklar. Onlar yolcu biz hancıyız. Yarın onlar milyonlarca dolarla aldıkları villalarında orman içlerinde saklanacaklar, bizim mahallemizden bindikleri dabbetülarz jipleriyle hızla geçecekler, herhangi bir mekanda çay içemeyeceklerdir. Her bir platformun kendine özgü bir yapısı var. Burada yazdıklarımızı başka yerlerde yazmak zorunda değiliz, buna gerek de yok. Herkesin hassasiyetine saygımız var. İnsanların üstüne üstüne gitmek de ahlaki bir tutum sayılmaz. Bu yüzden "neden bunları kendi köşende yazmıyorsun", sorusu anlamlı değildir. Benim gazetemden herhangi bir şikayetim yoktur. Bu eleştirilerin platformu burasıdır. 1995 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili seçilen bir zat, Abdurrahman Dilipak'ın evinde bize "Siz Müslüman yazarların oyu kaçtır? 30, 40, 100 veya 1000. Ben yüz binlerce oy aldım." dedi. Ona bu oyları bizim kendisine kazandırdığımızı söyledim. Ama o gün anladım ki, bu cephenin siyasetçileri, Müslüman entelektüellerin fikirlerini ve emeklerini sömürüyor, kişiliklerine zerre miktar değer vermiyorlar. Müslüman entelektüellerin görevi siyasilere, iktidara yalakalık yapmak değil, onurlu ve izzetli bir tutumla, ama adaletten, estetik ve ahlaki ilkelerden ayrılmadan eleştirmek, yol göstermektir. İktidar engin bir dogmatik uyku içinde mışıl mışıl uyuyor. Birilerinin uyandırması lazım. Meydanlardaki bağrışmaları, atılan çürük yumurtaları sadece komplo ile izah etmemeli. Bizim hiç kimseden herhangi bir ikbal talebimiz yoktur. Kimseyi güldürecek şaklabanlık yapamayız, acı da olsa sözü söylemek görevimiz. İhale peşinde değiliz, bu işten anlamayız. Bugüne kadar nasıl yaşadıysak bundan sonra da öyle yaşamaya devam edeceğiz.
|