Bizim tablomuz...

Bizim tablomuz...

Bekir Coşkun yazdı..

O sene sokak ressamından bir tablo satın almıştım. Arkasındaki asacak telinden
tutup götürürken, ressam sıkı sıkı tembih etmişti:
“Henüz kurumadı, boya ıslak, şöyle özenle tutup götüreceksiniz, sakın ola ki eliniz değmesin...”

İki adım atar atmaz parmağımı bastırıp baktım, kurumuş mu yaş mı?..
Yaştı...
Evin duman çıkan bacasının hemen üzerinde, bulutlara doğru orada parmağımın

yuvarlak izi çıkmıştı.
Ressam söylemeseydi, benim tabloya parmak sokmak gibi bir huyum yoktu
aslında.
Yolda iki-üç kez daha baktım, kuruyor mu diye...

Eve gelince bu sefer ben muhterem karıma, “Parmağını sakın değdirip de
kurumuş mu kurumamış mı diye bakmaya kalkma... Ressam sıkı sıkı tembihledi, henüz yaş, sonra parmak izin kalır” dedim.

Arkamı döndüğümde, benimkilere ilave olarak altı küçük parmak deliği daha vardı
tablonun üzerinde.

******

Misafirler geldiğinde daha kapıda uyarıyorduk:
“Yeni bir tablo aldık sokak ressamından... Ressam yaş olduğunu söyledi, sakın parmağınızı bandırıp kuruyup kurumadığına bakmayın, çünkü daha

ellenmemesi lazım...”
Misafirler önce tablonun başına toplanıyorlar, uzun uzun bakıyorlar, biz arkamızı döner dönmez tek tek parmaklarını bandırıp bakıyorlardı kurumuş mu, kurumamış mı?..

Sonunda bacasından duman çıkan mutlu ev tablosunun yerini çok sayıda parmak
motifi aldı; motifler büyük, küçük, elips, aceleyle basılmış, iyice oturtulmuş...

******

Taşınırken o tabloyu buldum geçen gün. Dumanı tüten baca arkada kalmıştı, ön
planda parmak izleriydi, çeşit çeşit.
Kendi kendime söylendim:
İşte bizim hayatlarımız...

Bir sürü parmak girer yaşamımıza ve bir gün bizim mutlu tüten bacamız, parmak
izlerinin arkasında yok olup gider.
Daha çocukken annenin yatağına sokulmanın yerini karanlıkta okula koşturma, tatillerin yerini alan kurslar, her kafadan bir fikrin geldiği gençlik yılları... En

verimli çağda kışlanın yolunu gösteren devlet babanın parmağı...
İşte patron, sokakta endişeler, korkular, tedirginlikler...
Gelişmemiş bir ülkenin ekonomisinden siyasetine, tabulardan, toplumun yargılarına kadar...

Birer parmak bastırılır yaşamlarımıza.
Ve bir gün gelir, parmak izlerinden oluşur hayatlarımız...
Uzun uzun baktım.
İşte bizim tablomuz...