"Başörtüsü değil dekolteni ört"

"Başörtüsü değil dekolteni ört"

Kur'an-ı başörütüsüz dinleyen Diyanetçi Prof. Dr. Mualla Selçuk'tan ilginç sözler...

Din İşleri Yüksek Kurulu toplantısında okunan Kur'an-ı Kerim'i başörütüsüz dinlediği için çok eleştirilen eski Din İşleri Yüksek Üyesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mualla Selçuk, Habertürk'ten Balçiçek Pamir'e çok önemli açıklamalar yaptı.

B.P : Nasıl bir aileydi sizin ki?

M.S : Çeşitliliği, farklılığı önemseyen, zenginlik olarak gören bir aile. Muhafazarkarlık tanımı çok değişkendir ama eğer söylemek istediğiniz açık bir aile miydi ise.. Temel değerlerine çok bağlı, çocuklarına karşı da bir adanmışlık ruhu olan bir aile. Kendinize özgü isteklerinizin, çok saygı ile karşılandığı bir aile.

B.P : Ne kadar şanslısınız.
M.S : Evet, bende böyle bir ailede büyüdüğüm için çok mutluyum.

B.P : Din İşleri Yüksek Kurulu'nun tek kadın üyesi dedik sizin için. Niye önemli orada bir kadının olması?

M.S : İlk ve tek kadın olmam, benim çok onur verici bir durum ve bu kolay olmaz. Din konusu daha çok erkek egemen bir kültürün sonucu oluşan bir olgu veya bir kültür. Bu kültürün etrafında erkekler daha egemen. Ve erkek yorumuna daha açık bir olgu. Bu sadece Türkiye'de değil, dünyada da çok rastlanan bir durum değil. Belli üst karar mekanizmalarına kadınların gelmeleri bütün dinler için kolay değil. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Din İşleri Yüksek Kurulu'nda bana böyle bir görev verildiğinde bunu Türkiye Cumhuriyeti'nin çok büyük bir kazanımı olarak şerefle taşıdım.

B.P : Nasıl oldu da aldılar bir kadını?

M.S : Sonuçta siz bir bilim insanısınız. Bunun belli ölçütleri var, alanınızla ilgili birikime ihtiyaç duyulabilir. Burada statü budur. Üniversiteden giden hocaların alanlarıyla ilgili birikimlerine verilen değerdir. Bir kadın olarak bu bana gurur verdi. Yurtdışında bunu öğretim üyeliğimin yanında bunu mutlulukla söyledim. Şaşkınlıkla da karşılanıyordu zaten bir kadının böyle bir karar mekanizmasına gelmesi.

B.P : Peki etkili olabiliyor muydunuz?

M.S : Kurulda saygıya dayanan, açık iletişime dayanan bir ilişkimiz vardı. Bu yüzden o 7 yılda, daha önceki başkanımız Mehmet Nuri Yılmaz döneminde atandım ben, şimdiki başkanımız Ali Bardakoğlu ve kurul üyeleri ile saygıya dayalı bir ilişki içerisindeydik. Ama etkin olmak koşulların çerçevesinde olabilecek birşey.

B.P : İlk biz sizi nasıl duyduk, Kur'an'ı başı açık dinleyince. O nasıl oldu, doğru mu yansıdı gazetelere, gerçekten öyle birşey olunca kriz mi çıktı kurulda?

M.S : Bu bir kere çok doğal bir şeydi. Çünkü ben bir kadınım ama bana aynı zamanda bir sorumluluk verilmiş, bir görev verilmiş. O gün kurul görevine başladı. Törenle başladı, önce İstiklal Marşı okundu, ardından da bir geleneğin yaşatılmasıdır bu, Kur'an-ı Kerim okundu. Ben onu başı açık dinledim. Orada ben kişisel bir ritüel gerçekleştiren bir kadın değildim. Orada ben aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı'nda Din Öğretimi Genel Müdürlüğü görevi yapıyordum. Orada bir bürokrat olarak ve kurula atanmış bir bilim kadını olarak bulunuyordum.

B.P : Yani hiç aklınıza gelmedi bile?

M.S : Orada başörtüsünü olması gereken bir olgu olarak hiç hatırlamadım. Çünkü ben bürokratım, bilim insanıyım. Cenab-ı Hakkın sözleri söyleniyor, okuyan da çok çok anlamlı dizeler seçmişti o gün. aynı zamanda 24 Nisan'da başlamıştık biz, insanın, tarihin kendisini kurgulamasına yönelik çok anlamlı pasajlar seçmişti. Odaklandım ve oradaki o şekil eksikliği veya fazlalığı benim düşündüğüm bir şey değildi.

B.P : Peki, sonrasında tepkileri duyduğunuz zaman?

M.S : Şaşırdım ama böyleyim ben.

B.P : Sizi de zaten bilerek kurula davet ettiler. Sonrasında da kadınlar başı açık namaz kılamazlara muhalefet şerhi koydunuz. Sizden dinleyelim. Çünkü Diyanet'in dergisinde o bölümler yırtıldı değil mi? 70.000 adet dergiyi yırttılar yani.

M.S : O karar aslında namaz için alınması gereken bir karardı. Komisyon bir metin getirdi, biz onu okuduk, tartıştık, sonuçta benim bir cümle vardı, benim sonuç kısmına itirazım vardı şekil açısından da ama içerik açısından da söyleyeceklerim var. Orada beni önce şekil düşündürdü. Bu namaz için alınmış bir kararsa bunun namazın dışına taşmaması gerekirdi. Oysa karar kısmının sonuç bölümünde kadının namazda ve namaz dışında kadının yüzünün, ellerinin, ve ayaklarının dışında hiçbir yerinin görünmemesi, örtünmesi gibi bir yorum vardı. Bunu şekil açısından uygun görmedim. Kıldığınız namaz size aittir. Başınızı örtebilirsiniz, bu geleneğin bize gösterdiği bir örnektir. Bunu namazın dışına taşırmak doğru değildir. İçerik olarakta oraya bir örnek düşmüştüm, tarih bir örnek insanlarla dolu değil, gelenek sadece bir yönüyle gelmez. Kabul edebilirsiniz başörtüsünün, standardı yoktur ama o kadar farklı başörtü şekilleri vardır ki. Geleneğimizde bunun farklı uygulamaları var. Peygamber döneminde cariyeler ile hür kadınların örtünme biçimi çok farklı hatta cariyelerin örtünmesi istenmemiş dinen.

B.P : Nasılmış örtünme biçimleri mesela?

M.S : Şöyle bir rivayet vardır, namaz kılmaya yanaşan, başına bir örtü almış bir cariyeye sahabiden biri sen hür kadınlara mı öykünüyorsun demiş. O bir sosyal statü şeklinde belirlenmiştir. Kaynaklarda farklı rivayetler var, dekoltesini örtmesi şeklinde.

B.P : Peki, siz muhalefet şerhini koydunuz, sonra ne oldu?

M.S : Hiç. Çok doğaldı arkadaşlar, bunu gayet doğal karşıladılar. Bir bilim kuruluysa bu, olması gereken bu. Önce bizim saygılı olmamaız lazım, tarihten gelen farklı fikirlere de. Önce o saygıyı kendimiz oluşturmamız gerekir. Kararın dergiye basılması sırasında, Diyanet İşleri Başkanlığı editöryal hata olarak anlattı, basın açıklaması yaptı, belki muhalefet şerhi olmazsa olmaz diye düşünmüş olabilirler çünkü şerh olmadan konmuş. Yanlış anlaşılmalar olur diyerek bazı tasarruflarda bulunuldu.

B.P : Daha sonrasında 70.000 adet dergi yırtıldı. Dinci basın sizi hedef aldı. Sıkıntılı günler yaşadınız diye düşünüyorum o günlerde.

M.S : Eğer bir fikriniz varsa ve onun için çalışıyorsanız yaşadıklarınızı yaşamışsınızdır. o acılarda sizi siz yapanlar arasına katılıyor.