Başörtülü Vekil ilk kez konuştu

Başörtülü Vekil ilk kez konuştu

Bugüne kadar hiçbir soruyu cevaplamayan Milletvekili Gülşen Orhan, ilk kez konuştu.

Başörtüsü değil, azim öyküsü

 

Milletvekili mazbatasını alırken başındaki örtüsü ile basının dikkatini çeken, ancak bugüne kadar hiçbir yayın organının sorusuna yanıt vermeyen AK Parti Van Milletvekili Gülşen Orhan, ilk kez konuştu…

 

“Benim muhafazakârlık anlayışım; değerlerimle ve geleneklerimle yoluma devam etmektir” diyen Gülşen Orhan, Meclise girerken başındaki örtüsünü çıkarttığı için eleştirilere maruz kalmıştı. Oysa Orhan'ın başındaki örtünün, bugün Türkiye'yi ikiye bölen bildiğimiz “türban” ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Onun örtüsü, saçının bir kısmını açıkta bırakan geleneksel bir örtüydü. Bu yüzden, Meclise girerken türbanını çıkarak, sonra tekrar takan MHP eski milletvekili Nesrin Ünal'ın serzenişine de anlam veremedi. Ancak Gülşen Orhan, üniversitede başörtüsünün serbest bırakılmasını da sonuna kadar destekliyor. Hatta bu konuda, “Üniversiteyi açık olarak okudum ama üniversiteye o örtüyle alsalardı, belki o şekilde girerdim. Bunlar çok doğal şeyler. İnsanların kişisel tercihlerine saygılı olmak gerekir” diye konuşuyor.

 

Gülşen Orhan'ın, yılın 8 ayı kar nedeniyle ulaşılamayan Van'ın Bahçesaray ilçesinde başlayan yaşam öyküsü, gerçekten enteresan detaylarla dolu. Değil kadın milletvekili görmeye, kadınlarla aynı caddede yürümeye bile tahammülü olmayan bir bölgeden seçilen ilk kadın milletvekili olan Orhan, doğuda aile baskısı nedeniyle okutulmayan kızların önünde duran gerçek bir model. Elbette şimdi onlar da çevrelerine onu örnek gösterecekler, onun izinden gidecek pek çok genç kız olacak.

 

Gülşen Orhan'ın babası Naci Orhan ise Bahçesaray ilçesinin, nüktedanlığı ve şairliğiyle meşhur belediye başkanı. Yakın siyasi tarihimizde yolu Van'a düşen politikacılar, onu çok iyi tanıyor. Kızının milletvekili seçilmesinde elbette onun desteği çok büyük. O da, bölge insanının kültürel anlamda bazı kalıpları aşmasında, kızının çok önemli bir rolü olacağına inanıyor…

 

Nesrin Yanık Çorakbaş'ın True'da yayımlanan röportajı…

 

Azimle şekillenmiş şaşırtıcı bir yaşam öykünüz var. Şartları zorlama ve başarma azminiz çocukluktan mı geliyor?

 

Karakter yapısından mı geliyor, yoksa şartlar mı böyle gerektirdi onu tabi bilmiyorum. Ama arzu ederseniz, kısaca anlatayım hayat hikâyemi. Biz Bahçesaray'da doğduk, yedi kardeştik. Amcamlarla beraber, en az 30 kişilik geniş bir aileydik. Çok büyük bir evimiz vardı. Orada amcalarımızla, amca çocuklarımızla, yengelerimizle büyüdük. Yalnız okul hayatına başladığım zaman, çok fazla arkadaşla, çok fazla kızla, çok fazla öğrenciyle görüşemedim. Çünkü kızlar az olduğu gibi, erkekler de azdı ilkokulda. Zaten Bahçesaray'da sadece bir tane ilkokul vardı o dönemde. Bu öğrencilerin çoğu da memur çocuklarıydı. Benimle beraber bir iki tane amcakızım okula başladı. İlkokul 3. sınıfa kadar onlarla beraber okuduk, sonra onlar devam etmediler. Tabi ben çok üzüldüm. Öğlen saatlerinde eve gidip onları okula getiriyordum, beraber oturuyorduk sıraya. Arada kaçıp gidiyorlardı. Teneffüste yine gidip getiriyordum. Bir süre sonra artık gelmez oldular. Niye gelmediklerini o zamanlar düşünememiştim, şimdi tahlil ediyorum, Bir okuma sevdası yoktu onlarda. Okuma bilinci, okuma sevgisi yoktu. Ama bende vardı. Ben de bunu aslında ailemden edindim, babamdan, annemden edindim. Çünkü annem Gevaş'ta büyümüş ve ortaokul okumuştu. Hatta benim babaannem, babasından dolayı eski Türkçeyi biliyordu. Babası Cumhuriyet döneminden evvel ovada medrese hocasıymış, orada öğrenmişti. O bize eski Türkçe hikâye kitapları okuyordu. Halama da öğretmişti. Belki oradan gelmiş olabilir okuma sevdası. Çünkü bütün arkadaşlarım bıraktılar, ben devam ettim.

 

Bölgenizin şartlarına göre şanslı bir ailenin çocuğu olduğunuzu düşünüyor musunuz?

 

Sanıyorum öyle. İlkokulu bitirene kadar, ailemden benimle beraber devam eden kızlar olmadı. Babam özellikle okutmak istedi beni. İlkokul bitti, ortaokula başladığımda sınıftaki tek kızdım. Okulumuz Bahçesaray Çarşısı'nın içindeydi. Bir gün dışarı çıktık arkadaşlarla beraber, zaten toplam 11 öğrenciydik, kartopu oynamaya başladık. Rahmetli bir amcam vardı, o geldi hemen, tuttu kolumdan “gir içeriye” dedi. “Sen kartopu oynama”. Hiç unutmadım. Rahat rahat kartopu oynamadım ortaokulda, beden eğitimi dersine hiç giremedim.

 

“Neden oynayamıyorum” diye sormadınız mı?

 

Tabi soramadım, neden oynayamadığımı biliyordum zaten: Hem bazı şeyleri çiğneyip okula gidiyorum hem de dışarıda oyun oynuyorum. Ama çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Yalnız, evde farklı bir ortam vardı. Babam gerçekten çok teşvik etti beni. Bir yufka açma tahtamız vardı, annem onun üzerine bir lamba koyar, ağabeyim ve ben oturur dersimizi yapardık orada. Elektrik falan yoktu, gaz lambası vardı o zamanlar. Çok güzel hatırlıyorum o günlerimizi. Bir kenarda soba yanıyordu, bir kenarda patatesler pişiyordu sobada. Orada ders yapıyorduk. 

 

Coğrafi şartlar olarak da zor bir bölgede öğrenim gördünüz. Okula gidip gelirken sıkıntılar yaşıyor muydunuz?

 

Yaşıyorduk tabi ki. Bahçesaray bir çanak gibidir. Ortasından bir dere geçer. Merkez de, o derenin her iki tarafında konuşlanmıştır. İlkokulumuz oradaydı, evlerse yamaçlardaydı. Bizim evimiz de yamaçlardan birindeydi ve okulla aramızdaki mesafe epeyi uzundu. Tepeden aşağıya inmemiz gerekiyordu. O yıllarda neredeyse bir buçuk metre kar yağardı oralara. Okula gidemezdik o yüzden, kara batar çıkamazdık. Çok güçlü kuvvetli bir adam vardı Bahçesaray'da. Babam onunla anlaşmıştı; sabahları beni ve ağabeyimi alır, sırtındaki heybenin bir kefesine beni diğerine ağabeyimi koyar, götürür okulun duvarının üzerinde bırakırdı bizi. Akşam ise tekrar alır ve eve götürürdü. Zor ama çok güzel günlerdi.

 

Bahçesaray'da yaşam sizin çocukluğunuzdaki kadar zor mu hala?

 

Biz Bahçesaray'dayken, dünyadan haberimiz yoktu. Ankara'da ne oluyor, Türkiye'de ne oluyor bir bilgimiz yoktu. İleriki yıllarda okulda coğrafya dersini gördük, öğrendik. Bizim coğrafyamız orasıydı. Ama yine güzeldi, bugünkü dünyayla kıyasladığım zaman. Şimdi baktığımda gerçekten özlemle hatırlıyorum. Şu anda köylerimizde hayat nispeten kolaylaştı, ama açıyorsunuz televizyonunuzu; savaş, kan, gözyaşı, üzüntü, keder var dünyada. O günlerde evet koşullar kötüydü, sıkıntılarımız vardı. Bizler belki dünyanın nimetlerinden, belki ülkemizin nimetlerinden yararlanamıyorduk. Ama yinede o dar, o kapalı coğrafyada huzur vardı. Tabi değişik süreçlerden geçtik bugünlere geldik. Şimdi baktığımda bir nostalji gibi geliyor bana. 

 

Okul yaşamınızda nasıl bir öğrenciydiniz?

 

Sanırım çalışkan bir öğrenciydim. Hocalarım çok severlerdi beni. Annem, babam da teşvik ettiler, ortam sağladılar. 

 

O yıllarda geleceğe dönük ne tür hayaller kuruyordunuz? 

 

Ortaokulun son senesinde, doktor ya da mühendis olayım diyordum. Mühendis olursam Bahçesaray'ın yollarını, köprülerini yaparım, okul yaparım diye düşünüyordum. Sonra İstanbul'dan, Ankara'dan doktor bayanlar gelirdi. “Ne güzel, ben doktor olayım, birilerine faydalı olurum” diyordum. O zaman Türkçeyi herkes bilmiyordu. Dolayısıyla ben onlarla köylere gidip, onlara tercümanlık yapıyordum. O zamanlar şekillenmişti kafamda meslekler, halkıma birebir faydalı olayım diye düşünüyordum. 

 

Ortaokuldan sonra ne yaptınız?

 

Ortaokul bitti, lise için Van'a gitmek gerekiyordu. Ağabeyimle beraber, Van'daki akrabalarımızın evinde kaldık ilk senelerde. Aslında babam beni kız meslek lisesine yazdırmıştı, kardeşimi de Van Atatürk Lisesi'ne. Çok üzüldüm. Ben kız meslek lisesine gitmek istemiyordum. Oraya gidersem iyi bir yer kazanamam üniversitede diye düşündüm. Mecbur oldular, beni de Atatürk Lisesi'ne yazdırdılar. Ancak altyapım kötüydü. Sayısal dersleri fazla başaramadım, ama mühendis olmak için bir şans yakalamıştım. Ankara Üniversitesi inşaat teknikerliğini kazandım. Şöyle düşünüyordum, çok çalışacağım ve iki yıl daha okuyup mühendis olacağım.

 

Ne oldu siz sınavı kazanınca?

 

Amcamız müsaade etmedi. “Ankara'ya gidemezsin, açık öğretim oku” dedi. Mücadele ettim tabi. Babam devreye girdi, ben ağladım, üzüldüm. Zaten okuduğum süreç içerisinde hep eleştiriliyordu babam. “Gönderiyorsun, çarşının ortasında okuyor, olmaz…” diyorlardı. Ama o aşamaya kadar gelip de okuyamayınca gerçekten büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Nihayetinde gidemedik. Okul hayalim bitti. Gerçekten büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Madem üniversiteye göndermiyorsunuz okumayacağım, dedim. Amcamın oğluyla evlendim.

 

Aynı amcanızın oğluyla mı?

 

Hayır, başka bir amcamın. Çok amcam var. 

 

İsteyerek mi evlendiniz, yoksa içinde bulunduğunuz şartlara bir tepki miydi?

 

Gerçeği söylemem gerekirse biraz öyleydi. Ama eşim çok değerli bir insandı. Hem sevip hem saydığım bir insandı. 

 

Babanız nasıl bir modeldi sizin için?

 

Babam gerçekten çok farklı bir insandı. Mesela ben onu hiçbir zaman siyasetçi olarak görmedim, belediye başkanlığında bir görevli olarak gördüm. Çünkü hiç kimseye bırakmazdı işini. Belediye başkanını makam odasında oturan bir insan olarak bilirsiniz. Birilerini yönlendirir “sen şuraya git, sen şunu yap” diye. Babamı asla göremezsiniz orada. Gider bakarsanız, koltuklar hiç eskimemiştir. Radikal bir insandır. Her kesimden dostları arkadaşları vardır. Öyle bir insan olarak gördüm onu. Tatlı sert, istikrarlı bir insandır. Ailede de öyle bilinir, öyle sevilir. İnandığını yapar ama bir tek hayır diyemeyeceği biri vardı; amcam. 

 

Evlenme kararı almanıza ne tepki gösterdi babanız?

 

Çok üzüldü. Ben çok ani ve acele bir karar verdim evlenme konusunda. Belki biraz daha diretseydim, biraz daha çaba harcasaydım bir umut olabilirdi. Babam kesinlikle evlenmemi istemiyordu. Evlendiğim zaman çok üzülmüştü.

 

Evlilik sürecinde hayata bakışınızda neler değişti?

 

Evlendiğim gün, okul hayatım tamamen bitti diye düşündüm. Eşim Ankara'da oturuyordu. O da inşaat mühendisiydi, müteahhitlik yapıyordu. Ankara'ya geldim, Tabi evliliğin sorumluluğunun da bilincindeydim. Kısa sürede kendimi alıştırdım, evimin hanımı oldum. Eşim rahatsızdı, nefrit hastalığı vardı. Uzun süre o rahatsızlıklarla cebelleşti. Sonra diyalize girdi, böbrek nakli ameliyatı geçirdi ve nihayetinde 1999'da trafik kazasında vefat etti. 1992'de oğlum dünyaya gelmişti. O da müthiş hareketli, hiperaktif bir çocuktu. Doktorlar, huzurlu ve düzenli bir ortamın şart olduğunu söylemişlerdi oğlum için. Tabi oğlum da sıkıntı yaşadı eşimin vefatından sonra. 1999 yılında kalktık Van'a gittik ailemizin yanına. Babamlarla beraber, üç yıl aynı apartmanda kaldık. Gerçekten çok üzücü bir süreçti. 

 

O kadar yıl sonra üniversite okumaya nasıl karar verdiniz?

 

Oğlum okula gidiyor ben evde kalıyorum ve akşama kadar düşüncelere boğulup ölüyorum. Bu süreçte babam, annem, kardeşlerim sürekli destek, oluyorlar bize. Sonra ne olduysa, yeniden okuyabilir miyim, diye düşündüm. Ailemden habersiz, en küçük kardeşimle beraber üniversite sınavına hazırlanmaya başladım. Bir gün çekinerek babama konuyu açtım. “Hayır” demelerini beklerken, “Eğer başaracağını düşünüyorsan, ben seni destekliyorum” dedi. Babam öyle deyince, umutla çalışmaya başladım. Kardeşim hukuk fakültesini amaç edinmişti, bana da arkeoloji bölümü cazip geldi. Çalıştım ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümünü kazandım. Üniversiteye geldim, bütün okul arkadaşlarım benden küçüktü. Ama Allahtan yaşım göstermiyor, fark etmiyorlardı. Birinci yılımda, birinci oldum bölümde. Diğer yıllarda oğlumla beraber kazılara gittik. Dördüncü senenin sonunda bölümü ikinci olarak bitirdim. 

 

Okulu bitirdiğinizde hayatınıza arkeolog olarak mı devam etmeyi düşünüyordunuz?

 

Mesleğimi yapmayı düşündüm, hedefim oydu. Yüksek lisansa devam edip, doçentliğe kadar giderek üniversitede kalabilirdim. Okulu bitirir bitirmez milletvekili olunca, tabi o süreç farklılaştı. Yalnız okumaya devam etmeyi ihmal etmeyeceğim, bölümümde yüksek lisansa başladım iki ay evvel.

 

Yeniden üniversiteye girmeniz çevrenizde nasıl karşılandı?

 

Yine bütün aile yadırgadı. Amcalarım, eşimin ailesi, herkes yadırgadı. Çevre de yadırgadı, ama babam yadırgamadı, “destek vereceğim” dedim. Amcam yine kıyametleri kopardı. Babam şunu söyledi: Ben yıllar önce sizi dinledim göndermedim, ama bu defa dinlemeyeceğim.” Bana da aynısını söyledi; “Kim ne derse desin üzülme, ben senin arkandayım, ben sana izin vermişim sen yoluna devam et.” Tabi o güvenle devam ettim.

 

Bahçesaray'dan çıkan bir kızın üniversite okuması hayal miydi sizin döneminizde?

 

Aslında bir hayal gibi görünüyordu. Çünkü çoğu şöyle düşünüyordu “nasılsa kazanamaz.” Öyle de bir tesellileri vardı, ama oldu. İnatlaşmak için yapmadım hiçbir şeyi. Yapmak istedim, yaptım. Bizim ailede okuyamayan yaklaşık 15 tane kızımız vardı. Liseyi bitirip evde oturdukları halde kalktılar, “biz okuyacağız” dediler şimdi. Beni okula göndermeyen amcamın üç torunu, ortaokulu ve liseyi açık öğretimle bitirdi.  Bir tanesi Konya Selçuk Üniversitesi yerel yönetimler bölümünü kazandı, bu sene 2. sınıfı okuyor. Hepsi ailelerine beni hedef gösterdiler. “Gösterin” dedim, “Yeter ki sizi göndersinler, okuyun!..” 

 

Milletvekili olduktan sonra okuyamayan kızlardan yardım isteyen oldu mu?

 

Evet ulaşıyorlar bana. Milletvekili olduktan sonra, Bahçesaray ve civar köylerden yaklaşık 30 tane kızımız “Biz açık öğretimle öğrenimimize devam etmek istiyoruz ama ailelerimiz bizi Van'a göndermiyorlar. Yollar kapanıyor, sınavlara gidemiyoruz. Biz burada, en azından televizyonların başında öğrenim görmek istiyoruz” dediler. Böyle bir talepte bulunmaları çok güzel bir şeydi benim için. Sayın Bakanımıza ilettim. Bakanlığımız, 920 küsür ilçeye açık öğretim bürosu açılmasına karar verdi. İkinci dönemde faaliyete girecekler. Bunu duyan, gören, yaşayan, çevresinden ötürü gidemeyen kızlarımız da okula gidecekler böylece. 

 

Milletvekili olmak nereden icap etti?

 

Benim için milletvekilliği konuşulan bir şey değildi. Ben siyasete hiç sıcak bakmadım, hiç ilgilenmedim. İzliyordum, ama bir vatandaş olarak izliyordum. 

 

Kendinizi nasıl siyasetin içinde buldunuz o zaman?

 

Seçim döneminde babam siyasete yoğunlaşmıştı. Gerçekten çok hizmet vermişti Bahçesaray'a. Bunu Van'da da yapmak istiyordu. Bana, “Bir bayan olarak siyasete girersen çok faydalı olur. Sayın Başbakan da zaten bayanların siyasete girmesini istiyor, doğu için de çok önemli” dedi. Yapamam, dedim. Uzaktı bana siyaset, okulumu bitirip huzur içinde yaşamak istiyordum. “Bir düşün” dedi. Tabi o seslendirdikten sonra arkadaşlarım, kardeşlerim, ailem “ Neden olmasın başarırsın, eksikliğin varsa onları tamamlarsın, iyi bir örnek de olursun” dediler. Olamaz derken, söylediler birilerine, nasıl olduysa olumlu görüldü. Seçim çalışmaları, seçimler derken, bu günler kısmet oldu.

 

Okumak için onca direndiğiniz bir çevrede milletvekili olmaya kalkmak şaşırtıcı değil mi?

 

Aslında adaylık sürecinde gördüm ki, gerçekten gerekliymiş. İyi düşünmüşüm, iyi yapmışım da girmişim. Bugüne kadar, Bahçesaray'ın içinden kadınlar yürümemiştir. Bahçesaray'ın bir çarşısı vardır, sağlı sollu dükkânlar vardır. O dükkânların önünden kadınlar geçmez. O dükkânların arkasında bayanlar için yollar vardır. O yollardan geçerler. Ben de o yollardan geçerim. Hal öyleyken, biz Bahçesaray'daki o çarşının ortasına koyduk mikrofonu. Orada bir kenarda bayanlar oturmuş sandalyelere, bir tarafa da erkekler oturmuş. Ve ben geldim, orada o insanlara hitap ettim. Onlarla konuştum. Yüzyıllardır burada bir bayan çarşının ortasından geçemezken, bir bayanı dinliyor yaşlısı genci, bayanı erkeği, herkes. O çok önemliydi. Mesela köylere gidiyoruz, Türkçe bilmiyor kadınlar. Dertlerini, sıkıntılarını nasıl dile getirecekler? Bir erkek milletvekili gitse, önüne çıkmazlar. Geleceğimizi haber alıyorlar; kadınlar, kızlar, çoluk, çocuk, erkek hepsi beraber orada. Ama erkek milletvekili olsa, kadınlar hep içeride olacaklar. Bu süreci gördükten sonra, gerçekten doğru bir şey yaptığımızı fark ettim.

 

Bir kadın milletvekili olarak ne yapmak istiyorsunuz Meclis'te kadınlar adına, hedefiniz nedir?

 

Aslında yıllarca geri planda olan kadınlar, Türkiye'nin her bölgesinde bu dönemde ilk defa öne çıktılar. Bundan sonra her kurumda olduğu gibi siyasette de kadınların oranı artarak devam edecektir. Hele doğuda okuma oranı, yükseköğrenim görmüş kadın oranı arttıkça, olumlu sonuçlar elde edilecektir. Her şeyin başının eğitimden geçtiğine inanıyorum. Kadınlarımız ne kadar eğitimli olursa bizim ailemiz, çocuklarımız, geleceğimiz, toplumumuz ve ülkemiz kazanacak. 

 

Meclisteki ilk günlerinizde, başörtünüzü çıkarmanız olay oldu. Sizin muhafazakârlık anlayışınız nedir, bu haberler sizi nasıl etkiledi?

 

Benim muhafazakârlık anlayışım; değerlerimle, geleneklerimle, iyiyle, doğruyla, güzelle yoluma devam etmektir. 

 

Daha önce de başörtüsü kullanıyor muydunuz?

 

Şal gibi bir örtü örtüyordum. Saçımın yarısı, hemen hemen açıktaydı. Bu bizim orada, eskiden beri kullanılan bir örtü şeklidir. Ben de öyle örtüyordum. Üniversiteyi açık olarak okudum. Ama üniversiteye o örtüyle alsalardı, belki o şekilde girerdim. Bunlar çok doğal şeyler. İnsanların kişisel tercihlerine gerçekten saygılı olmak gerekir. 

 

MHP'li eski vekil Nesrin Ünal'ı tanıyor musunuz, tepkilerini basına yansıttı?

 

Ben Nesrin Hanımı hiç bilmiyordum, tanımadım. Benimle ilgili haberi çıktığında basından takip ettim. Kendisiyle benim örtüm çok farklı şeylerdir, bir benzerlik yoktur. Bunu kendisinin dile getirmesine çok şaşırdım. 

 

Yeni YÖK Başkanı, “üniversitelerde yasakları kaldıracağız” dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, ne olur yasaklar kalkarsa?

 

Valla varsayımlar üzerine hiç yorum yapmam, hareket etmem, plan da yapmam. O gün görürüz. Biraz önce de dedim, kişisel tercihlere karışmamak, insanlara saygı duymak gerekir. 

 

Bu serbestlik, Van gibi muhafazakâr çevrelerde kızların üniversite okumasını ne derece etkiler?

 

Olumlu yönde etkiler bu aşamada. Herkes nasıl yaşıyorsa o yaşantısını devam ettirir. Bundan daha doğal bir şey var mıdır? 

 

Üniversiteyi bitirir bitirmez milletvekili oldunuz. Erken olduğunu düşündünüz mü hiç?

 

Aslında erken olarak görmüyorum ama mevki olarak gerçekten çok değerli, sorumluluk gerektiren, benim için gurur vesilesi olan bir yerdeyim şu anda. Sorumluluğumun farkındayım. Çok mesafe kat etmem gerekiyor daha. Bugüne kadar emek sarf edip bugünlere geldim. Öyle umuyorum ki, bu açığı da kısa sürede dolduracağım.

 

Bu kadar genç kızın hayallerine kavuşmasında model olmak ne hissettiriyor size?

 

Tabi ki gurur verici. Bir şey düşünüyorsunuz, hedefliyorsunuz ve bunun meyvelerini alıyorsunuz. Güzel bir şey.