Başbakanın şekerini kim düşürdü?

Başbakanın şekerini kim düşürdü?

Erdoğan'ın rahatsızlığıyla ilgili "suikast" göndermesi yapan Taha Kıvanç, "birşeyler olabileceğine ilişkin kuşkusunu" yazmıştı. Şimdi "demedim mi?" diyor.

AK Parti'nin iç dinamiklerine yakınlığı ve detaylı analizleriyle tanınan Yeni Şafak'ın yazarı Taha Kıvanç dünkü yazısını şu cümleyle bitiriyor; "Bu arada, dün yaşanan telâş size 'alter ego'mun kısa süre önce bana anlattıklarını hatırlattı mı?"


Kıvanç'ın "hatırlattı mı" diye sorduğu yazısı 26 Eylül 2006 tarihinde kaleme aldığı  "Alter Egom Konuştu" başlıklı yazısı. Bu yazının ilgili bölümü ise oldukça rahatsız edici bir şüpheyi dillendiriyor; "İlk türden tehdit, yani AK Parti'ye cumhurbaşkanı seçtirmemek ve seçimden başarısız çıkarmak isteyenlerin çabası, daha başka yollarla da sonuç alabilir. Bugüne kadar sürdürülen kampanyalarda kısmen başarılı oldular da. O çevrelerin göze alabileceği eylemlerin ne türden olabileceğini Türkiye'nin son 50 yıllık tarihinde sahneye konulmuş oyunlardan biliyoruz: Şahsiyet karalamalar, orada burada patlamalar, terörün daha da azması, küçüklü-büyüklü suikastlar..."


Kıvanç yazısında asıl tehdidin "dış kaynaklı" olabileceğinin de altını çiziyor ve buna ilişkin gerekçelerini sıralıyor.


Esasen bu şüphenin üzerinde muhakkak durulması gerekiyor. Gerekçelerinin mantıklı olup olmamasının ötesinde, bir ülkenin liderinin bu türden ve "basit" gibi görünen rahatsızlığının ardında bir şeyler bulunup bulunmadığı muhakkak araştırılmalı. Neden derseniz, günümüzde liderlere yönelik tehditler salt silahlı saldırılarla sınırlı değil. Hatta biraz modası geçmiş olarak da kabul ediliyor.


TSK komutanlarına zehirli kahve içirilmeye çalışılması ve sadece bir-iki saniye ile küçük bir şüphe yüzünden durumun fark edilmesi gibi bir örneği hatırlamak yeterli olacaktır. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümü üzerinde yıllardır süren suikast iddiaları da bu örneklere iliştirilebilir. O zaman da Turgut Özal'ın saçından bir tutam kesilerek adli kriminoloji testlerine tabi tutulmuştu.


Hazır oruç ve aşırı yorgunluk türünden mazeretler el altındayken, konu "uzmanlarının", akla ilk gelecek rahatsızlığı "tetikleyecek" bir maddeyi Başbakan'ın en azından son 24 saatine geri dönerek araştırması şart.


Peki bir komplo teorisi olarak görüp, hiç önemsemeyebilir miyiz? Elbette. Ancak bu savsaklama ancak sokakta yürüyen insanlar için geçerli olabilir. Başbakan'ın sağlığı bir ulusal güvenlik meselesi olarak görülüyor hem dünyada ve elbette bizde. Bundan iki gün önce makam arabasının yedek anahtarının Başbakanlık garajında tutulduğu söylense, "e, ne olacak yani" denilip geçilirdi... Ya şimdi! Tutanak-Memleket