Başbakan Yardımcısı Arınç: (3)
HSYK için bu tür davranışlara devam etmesi veyahut da kendi görevlerini ihmal etmesi bir tehlike olarak söz konusuysa şüphesiz bu zaman içerisinde değerlendirilir ve HSYK'yla ilgili yapılacak bir çalışma varsa gündeme gelir. Şu anda böyle bir çalışman
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "HSYK için bu tür davranışlara devam etmesi veyahut da kendi görevlerini ihmal etmesi bir tehlike olarak söz konusuysa şüphesiz bu zaman içerisinde değerlendirilir ve HSYK'yla ilgili yapılacak bir çalışma varsa gündeme gelir. Şu anda böyle bir çalışmanın olmadığını size rahatlıkla söyleyebilirim" dedi.
Arınç, TRT Genel Müdürlüğünde, Başbakanlık muhabirleriyle bir araya gelerek, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili anayasa değişikliği çalışmasının veya yüksek yargı üyelerinin milletvekillerince seçilmesine dair bir tasarrufun olup olmadığına yönelik soru üzerine Arınç, HSYK'nın yeni yapısının 12 Eylül 2010 referandumuyla şekilendiğini ve artık 5 kişilik değil 22 kişilik bir HSYK'nın bulunduğunu hatırlattı.
HSYK'nın bu şekle gelmesinin demokratik bir zemine oturması olarak vasıflandırıldığını anlatan Arınç, "Farklı yerlerden gelecekler ve burada çoğulcu bir anlayış hakim olacaktı. Biz de bunu savunduk. 2010 referandumunda hepimiz Türkiye'yi gezdik, bunun demokratik olduğunu ifade ettik ve elbette bu konuda bütün vatandaşlarımızın olumlu oy vermesini temin ettik. Yani CHP'nin karşı çıktığı, MHP'nin karşı çıktığı, BDP'nin karşı çıktığı bir refeandumda yüzde 58 AK Parti'nin istediği doğrultuda evet oyu kullanmışsa buna teşekkür etmemiz lazım" ifadesini kullandı.
HSYK'ya yönelik bugünkü eleştirilerinin son davranışlarıyla ilgili olduğunu söyleyen Arınç, şöyle devam etti:
"Yani görevi olmadan ve görevini kötüye kullanmak suretiyle Adalet Bakanı'na haber vermeden, HSYK Başkanvekiliyle birlikte toplanarak, çoğunluğun olduğu veya azınlığın olduğu, muhalefet şerhlerinin olduğu bir karar çıkarmak ve bu kararı da yine Adalet Bakanı'nın haberi olmadan yayınlamak. Bu çok yanlış. Çünkü kendi kanunu buna amir değil. Sayın Sadullah Ergin tarafından bir yetki devrinde bulunulmuş ama son açıklamanın yine Adalet Bakanı tarafından yapılacağı gündeme gelmiş. Düşünün biz yanyana iki bakan görev değişikliği yapıyoruz, onlar da orada toplanıyorlar bir karar alıyorlar. Bu yeni bakana karşı büyük bir saygısızlık olduğu kadar böyle bir karar almaları hem kendi görevleri bakımından eleştirilebilir, ikincisi yargıda karar vermek üzere hazır bekletilen bir meselede yargıya baskı yapmış anlamına gelir.
Adli Kolluk Yönetmeliği'nin iptali maksadıyla Danıştayda açılan dava masanın üzerinde duruyor, HSYK da diyor ki o hakimlere 'bu Anayasa'ya aykırıdır, kanunlara da aykırıdır, bunu iptal edin'. Türkçesini söylüyorum o bildiriyi okuduğunuzda böyle bir şey anlaşılıyor. Dolayısıyla ertesi gün de zaten Danıştay gerekeni yapmış, bir üyenin muhalefetiyle 4'ünün oyuyla onu iptal etmiş. Ancak HSYK'da muhalefet şerhi yazanların, muhalefet şerhlerine baktığımızda HSYK'nın asıl görevinin ne olduğunu da görebiliyoruz. Şimdi böyle bir davranış yüzünden HSYK'yı eleştirmek başka, 'sizi şöyle yapacağız, böyle yapacağız' filan şeklinde bir takım faraziyeler, varsayımlar üzerine konuşmak başka. Sayın Başbakan da eleştirmiştir bu konuyu, ben de eleştirdim, Adalet Bakanı da eleştirdi. Ama bu yarın HSYK'yı değiştireceğimiz, anayasayı değiştireceğimiz, kanun çıkaracağımız anlamına gelmez. HSYK için bu tür davranışlara devam etmesi veyahut da kendi görevlerini ihmal etmesi bir tehlike olarak söz konusuysa şüphesiz bu zaman içerisinde değerlendirilir ve HSYK ile ilgili yapılacak bir çalışma varsa gündeme gelir. Şu anda böyle bir çalışmanın olmadığını size rahatlıkla söyleyebilirim."
-"Seyahat onlardan birisiyle yapılmış olsaydı o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik"
Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile ilgili bugün bir gazetede yer alan haber hatırlatılarak, değerlendirmesinin sorulması üzerine Arınç, şunları söyledi:
"Bu sayın Çağlayan'ı doğrudan ilgilendiren bir konu, etik olup olmadığı konusu. Doğrusu onun dışında benim bir fikir beyan etmem doğru değil. Yani o işadamı Reza Zarraf veya Rıza Sarraf olmasa da bir başkası olsaydı, böyle bir başlık o gazetenin önüne gelmezdi. Diyelim ki bugün herkesin saygın olduğu, bildiği veya güvendiği, daha doğrusu işadamları, onların da jetleri var, küçük iş uçakları var, onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, pekçok seyahat yapıldığını da biliyorum, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Ama söz konusu Rıza Sarraf ve sayın Çağlayan olunca son yaşadığımız olaylara denk düştüğünü gazete değerlendirmiş olmalı. Böyle bir davranışın siyasi etiğe uygunu olup olmadığnı herkes kendisi değerlendirsin."
Bir gazetecinin, "Demokratikleşme paketiyle ilgili yeni çalışmalardan bahsediliyor içeriğiyle ilgili bilgi paylaşımında bulunur musunuz" sorusunu Arınç, "Böyle bir çalışmadan haberdar değilim. Biz şu anda bütün gücümüzle Parlamentoya gönderdiğimiz 22 veya 23 maddelik yasal çalışmaların Anayasa Komisyonunda bir an önce gündeme getirilmesini bekliyoruz" dedi.
Mavi Marmara ile ilgili İstanbul'da bir görüşme yapıldığı belirtilerek, tazminat konusunda bir anlaşma olup olmadığının sorulması üzerine Arınç, geçtiğimiz yıl mart ayında Türkiye'nin beklentilerine cevap verildiğini ve ABD Başkanı Obama'nın İsrail gezisi sırasında Netenyahu ile bu konuda görüşmeler yaptığını ve onun da Türkiye'yi arayarak taleplerini kabul ettiğini anımsattı.
Arınç, Mavi Marmara konusunda birbiriyle ilgili 3 konu bulunduğunu, bunların birincisinin Türkiye hükümetinden açıkça özür dileme olduğunu ve bunun gerçekleştiğini, ikincisinin olayda ölen ve yaralananlara tazminat ödenmesi, üçüncüsünün de Filistin ve Gazze ablukasının Türkiye ile işbirliği yapılarak kaldırılması yönünde bir iyileştirme olduğunu anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Birincisi çok açık bir beyandı, Türkiye bunu kabul etti" ifadesini kullanan Arınç, tazminat görüşmelerinin de bir an önce başlamasının kararlaştırıldığını ve kendisinin de bu konuda Başbakan Erdoğan tarafından görevlendirildiğini söyledi.
Alınan kararların ardından karşılıklı görüşmeler yapıldığını belirten Arınç, uzun bir süre görüşmelere ara verilmesinin ardından geçtiğimiz günlerde yine bir ekibin geldiğini dile getirdi. Arınç, şöyle devam etti:"
"Bana gelen haberde bir ilerleme olduğu, bu konuda Türkiye'nin taleplerine, İsrail'in yaklaştığı konusu gündeme geldi. Görüşmelerin hemen hemen 6 ay veya 7 ay kadar rölantide olmasının tek sebebi var, bunu da zannediyorum daha önce açıklamıştım, bir, biz İsrail'in gemi baskınının bir haksız fiil olduğuna inanıyoruz. Açıkça özür dilenmesi de bunun itirafıdır. Dolayısıyla haksız fiilden bir tazminat ödenmesi ile 'çok üzüldüm, afedersiniz, keşke olmasaydı' sözlerinin arkasından bir tazminat ödenmesi arasında fark var. Biz haksız fiile dayalı bir tazminat olması konusunda gereken ağırlığımızı koyduk. Onlar da İsrail'in tarihinde böyle bir tazminat ödemediğini, haksız fiilin kabul edilmesi halinde işte bunun farklı sonuçları olacağını filan bize bir şekilde ilettiler. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Ama sonra bazı dolaylı görüşmeler sırasıyla İsrail'in de artık Türkiye'nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş bir uluslararası sözleşme, iki ülke arasında imzalanması ve bu sözleşmenin Meclis tarafından uygun bulunmasıdır.
Basit bir iş yapmıyoruz? Yani bu tazminat konusu şöyle halledilecektir diye, İsrail Hükümeti ile imzalayacağımız bir sözleşmenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işleme ondan sonra başlayabiliriz. Ben dolayısıyla tazminat görüşmelerinin başarıyla sonuçlanmasını istiyorum? Çünkü bu bizim hakkımızdır. Madem ki özür dilenmiştir ve madem ki ikinci şartımız da kabul edilmektedir, biz bundan elbette sevinç duyarız. Çünkü 9 yurttaşımız, kardeşimiz şehit oldu, vefat etti, bir o kadar belki ondan fazla yaralamız var, maddi manevi zarar gördük. Açılan davalar var. Bu davalar bir şekilde devam ediyor. Bir kısmı reddedildi. Hiç şüphesiz yargı süreci de devam ediyor. Ama bizim bu devletler arasındaki ilişkimiz bakımından, tazminatı da sonuçlandırmamız gerekir. Top onların ayağında. Biz tekliflerimizi yaptık, şartlarımızı koyduk. Onlar kabul ederse böyle bir sözleşmeyi imzalayacak noktaya gelebiliriz, henüz bu noktada değiliz."
-"Bana her şeyi de twett deme. Twett lafını geç"
Bir gazetecinin sorusuna başlarken, "Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç şöyle bir twett attı" ifadelerini kullanması üzerine Arınç'ın, "Bana her şeyi de twett deme. Twett lafını geç. Zaten canım sıkılıyor twettlere" karşılığını vermesi salonda gülüşmelere neden oldu. Daha sonra gazeteci, "Müşavirin faili meçhulleri hatırlatması şeklinde yorumlanan bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz" şeklinde sorusunu tamamladı.
İnternetteki haber portallarının, Basın Kanunu içine alınması ve daha çok destek verilmesi için bir hazırlık yaptıklarını dile getiren Arınç, şunları söyledi:
"Ama sırf bu twett meselesi, Facebook, Twiter meselesi yani sosyal paylaşım siteleriyle ilgili kötüye kullanmalar sebebiyle yapacağımız o hayırlı hizmeti bile yapamıyoruz. Son olaylarda Türkiye'yi en çok karıştıran, Gezi olaylarında Türkiye'yi en çok karıştıran mesele, bu internet paylaşım sitelerindeki ve haberleşmelerdeki bu sorumsuzluklarla ilgili. Suça teşvikler, hakaretler, özel hayata girmeler, kişisel hayatımıza saygısızlıkların daniskası burada var. Ve maalesef herkes bunu yapıyor, belli bir kesimi de suçlamıyorum. O yüzden başta bakanlardan başlayarak, danışmanlardan başlayarak bilmem kimden başlayarak, bu tarafta da alabildiğine sorumsuz bir alanda bu işi yapanlara sesleniyorum, yaptıklarınızdan vazgeçin, biraz utanın, biraz kendinize gelin, halkı birbirinize düşürmeyin, insanların nefretlerini daha da çok azdırmayın. Yani yapmayın böyle şeyler, bunların hiçbir faydası yok. Sen bir şey gönderiyorsun ona karşılık oluyor. Kinler, birbirlerini sevmemeler bunlar çoğalıyor vesaire. Dolayısıyla o bahsettiğiniz şahsı tanımam. Ama böyle bir şey yazıp gönderdiyse böyle gündeme bomba gibi düşebilecek bir haber şekline geliyor. Bu sorumsuzluktur. Biz de bu işi yapanlara, kendi memurlarımıza biz tembihatta bulunuyoruz. Yani bir bürokratın böyle siyasi konularda herhangi bir şey paylaşması, yazmasının doğru olmadığına inanıyoruz."
Kendisine TRT ile ilgili soru önergeleri geldiğini ve bunların birbirinin kopyası olduğunu anlatan Arınç, bazı milletvekillerinin kendi özgün fikirlerini değil başka milletvekillerinin sorularını kopyalayarak gönderdiğini söyledi. TBMM Başkanı olduğu dönemde bu tür olayların olmadığını belirten Arınç, şöyle devam etti:
"MHP'den birisi soru sormuş, CHP'den başka bir milletvekili aynı soruyu bana soruyor tekrar. Bunları danışmanlar yapıyor şüphesiz, milletvekili de altına imza atıyor. Millet Meclis Başkanı'na yazı yazacaksın. Bazı soru önergeleri imzasız geliyor. Ne kadar çirkin bir şey. İmza, kaşe basmayı bile unutmuşlar. Çoğu da kaşe basarak geliyor. Bir milletvekilinin ıslak imzasını taşımayan bir şeyi ben kabul etmem şahsen. Bu en azından bir saygısızlıktır. Meclis Başkanlığına yazı yazarken bir milletvekili kaşe kullanabilir mi? Olmaması lazım. Ama bu devir çok karıştı her şey olabiliyor? '14 kişiyi Twiter'dan dolayı siz attınız.' Yooo öyle bir şey yapmadık. Ama siz hakaret yapmışsanız, bununla ilgili davalar açılmışsa kendi işiniz, göreviniz olmayan konularda tahrik, teşvik, şunu bunu yapmışsınız ne yapsın TRT Genel Müdürü. Yine merhametli adam az bile yapmış."
-"Susacak mıyız arkadaşlar, bunların hepsi halkı suç işlemeye tahriktir, yalan haberdir"
RTÜK ile ilgili de kendilerine sorular geldiğini ve bunların 'kopyala, kes, yapıştır' olduğunu söyleyen Arınç, şunları kaydetti:
"Siz falan falan televizyonlara, Gezi olayları sebebiyle ceza uyguladınız'. Yalan. Hiçbirisine Gezi olayları sebebiyle ceza verilmiş değil. Ama 'şurada daha fazla kan dökülmeli' diye yayın yapıyorsa bir televizyon, 'şurada 10 kişiyi öldürdüler, hepsinin cesedi ortada o tarafa doğru gidin' diye yayın yapıyorsa susacak mıyız arkadaşlar, bunların hepsi halkı suç işlemeye tahriktir, yalan haberdir. Her televizyonun yayın ilkeleri konusunda RTÜK'e karşı bir sorumluluğu vardır. Her şeyi getirip de Gezi'ye veya 17 Aralık'a bağlarsanız at izi, it izine karışır ve ortada gerçek diye bir şey kalmaz. Dolayısıyla bu son sorunuzda bu zatı muhterem kimdir, neden böyle bir şey yapmıştır bilmiyorum ama peşin hükümlüyüm bu konuda mutlaka kötü bir şey yapmıştır. Çünkü twet dünyasında hayırlı bir iş yapıldığını ben bugüne kadar görmedim."
Bir gazetecinin, "Adli Kolluk Yönetmeliği ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı verildi. Bununla ilgilil bazı gazeteci arkadaşlarımız bu yürütmeyi durdurma verilen yönetmelikteki hükümlerin Ceza Muhakemesi Kanunu'na taşıyan bir değişiklik yapılacağını söyledi, yazdılar. Bu doğru mudur" şeklindeki sorusu üzerine de, Adli Kolluk Yönetmeliği ile ilgili konunun Adalet Bakanı'nın görev alınında olduğunu hatırlattı.
Arınç, "Ben şu anda bir faaliyet olmadığını biliyorum ama siz bu konuyu Adalet Bakanımıza da sorabilirsiniz. Burada dikkat etmemiz gereken husus şudur, HSYK'nın bildirisini okurken, büyük bir cehalet örneği gördük. Yani biraz önce saydım ya şu şu konularda hatalar yaptılar diye. HSYK bildirisinin bir yerinde 'Değiştirilen Adli Kolluk Yönetmeliği Anayasa'ya aykırı' diyor. Ben şu kadar yılın hukukçusuyum, bir yönetmeliğin anayasaya aykırılığından bahsedilemez. Yönetmelikler kanuna göre çıkartılır. Bir yönetmeliğin kanuna aykırı olduğundan bahsedebilirsiniz, iptal edebilirsiniz veya durdurursunuz. Ama yönetmelik Anayasa'ya aykırıdır diye başlarsanız buna kimse inanmaz. Hatta biraz da gülünç bulabilir. Bu konuda çalışma olup olmadığını Adalet Bakanımızla inşallah görüşürsünüz" diye konuştu.
"Sayın Başbakan'ın odasına böcek koyanlarla ilgili elinde birtakım bilgiler olduğu ve bunları da açıklayacağı yönünde iddialar var. Sizin bu konuda bilginiz var mı" sorusuna karşılık Arınç, "Çok toptancısın ya her şeyi benden istiyorsun. Bildiğim çok şey var da olayın muhatabı Sayın Başbakan. Başbakan'a böyle güzel, sevecen hallerinizle bir gün yaklaşın bunu sorun. Özellikle dinlenmiş bir günde kendisine rastlarsanız, 'bunu merak ediyoruz, bu iş bitti mi, sonuçlandı mı' sorun. Kim koymuş, neden koymuş kendisine sorarsanız inşallah bildiği kadarıyla söyler? Benim bildiğim, bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğu" diye konuştu.
-"Muhalefetin erken seçim istediğini duymadım"
Arınç, bir gazetecinin TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in Anayasa'nın 138. maddesine atıfta bulunarak "Bu memlekette bu madde artık ölmüştür" dediğini hatırlatması üzerine, "Cemil Çiçek yılların hukukçusu, o da Meclis Başkanlığı yapıyor. Söylediği bir şeyi hemen yanındakiler sormuştur zaten. 'Neden ölmüş dediniz, nasıl ölmüştür' diye. Benim ayrıca açıklama yapmam çok tuhaf olur. Yani buradan çıkarım 'Kardeşim benim konuştuğum söze sen ne karışıyorsun' demez mi" karşılığını verdi.
Bir gazetecinin "Son günlerde yaşanan tartışmalar erken seçim söylentilerini gündemde tutuyor" ifadesini kullanması üzerine Arınç, "Ağzından yel alsın yapma böyle şeyler" dedi. Gazetecinin "Muhalefetin özellikle bu yönde istekleri var. Hükümetin masasında böyle bir konu gündemde mi" sorusunu Arınç, şöyle yanıtladı:
"Muhalefetin erken seçim istediğini duymadım, kısık seslerle söylüyorlarsa bilmem. İsteyecekleri halleri de yok. Ben onlara bir çıta koymuştum, hala o çıtayı kabul ettiklerini söylemediler. MHP'ye 'Sen yüzde 20 alabileceğini ilan ediyor musun bu seçimlerde' dedim, tıs çıkmadı. CHP'ye 'Sen yüzde 30 alabilecek misin' dedim, ondan da tıs çıkmadı. Bu konularda cesaretsiz davranan hangi parti erken seçim isteyebilir güzel kardeşim. Seçim deyince ayaklarının titrediği bir Türkiye'de istesek, biz isteriz. Bizim de iddiamız hiçbir zaman erken seçim değildir. Seçimler süresinde yapılmalıdır. Bunun için hiçbir şart Türkiye'de mevcut değildir. Böyle bir konuşmanın da doğrusu olduğunu hiç duymadım. Ben önümüzdeki seçimlerin yerel seçim olduğunu sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu biliyorum. İnşallah bunun şartları Türkiye'de en güzel şekilde cereyan edecektir."
Son dönemde meydana gelen olayların Kuzey Irak ile Türkiye'nin enerji anlaşmalarıyla ilgili olduğu yönündeki tartışmaların hatırlatılması üzerine Arınç, konuyla ilgili değerlendirmeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın kısmen yaptıklarını hatırlattı.
Olayların arkasında ne olduğu konusundaki sorulara karşılık herkesin bir şeyler söylediğini dile getiren Arınç, Kuzey Irak ile Türkiye'nin ilişkilerinin iyi olduğunu herkesin bildiğini belirtti. Kuzey Iraklı yöneticilerin Türkiye'ye geldiklerini de hatırlatan Arınç, "Kuzey Irak'la enerji konusunda işbirliği yapıyoruz. Ancak Irak anayasası Merkezi Hükümetin Kuzey'deki yönetimle birlikte hareket etmesini gerektiriyor. Bu bakımdan bizim merkezle de işbirliğimizin böyle bir çalışma için uygun olması gerekli. Şu anda o mutabakatın içindeyiz. Yani nakille ilgili veya Türkiye'nin kazancıyla ilgili Kuzey Irak'ın menfaatleri olabilir ama bu menfaatlerin mutlaka merkezi Irak hükümeti tarafından da uygun görülmesi lazım" dedi.
-"Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın"
Irak'tan bakanların Türkiye'ye geldiğini ve Başbakan Maliki'nin de Türkiye'ye gelmesinin söz konusu olduğunu anlatan Arınç, Türkiye'den de ziyaretlerin yapılacağını söyledi. Irak'ta yaşanan terör olaylarından dolayı endişeleri olduğunu ve her gün onlarca insanın hayatını kaybettiğini dile getiren Arınç, "Büyük bir kısmıyla da doğrudan ilgiliyiz. Hem Türkmen varlığı var hem de biz Irak'ın bölünüp parçalanmasını istemiyoruz. Terör olaylarına da hiçbir zaman evet demiyoruz" ifadesini kullandı.
"Enerji konusundaki mutabakat gerçeğe dönüşüyor. Bunu engellemeye yönelik siyasi olaylar olabilir mi, olabilir" diyen Arınç, ülkelerin karşılıklı olarak ilgilendiren konularda, her şeyi dışarda konuşmanın, ilişkileri zedeleyebileceğini bildirdi.
"Bazen bir şey bilirsiniz ama söylemezsiniz" görüşüne yer veren Arınç, şöyle devam etti:
"MGK tutanaklarının bir gazetede yayınlanması karşısında MGK kuruluş kanununa göre bunun suç olduğunu söylemiştim. Bu gazetecinin şahsına ve gazetesine ilişkin değildir. Şunu tekrar söylemek istiyorum bu vesileyle, Milli Güvenlik Kurulu hakkındaki kanunun bilmem kaçıncı maddesine göre görüşme tutanakları kesinlikle yayınlanamaz. Sadece kararlar, talep halinde, Milli Güvenlik Kurulu karar verirse yayınlanabiliyor. Mesela birkaç mahkeme bizden eskiye yönelik kararlar istediğinde ben de altına imza koydum, bunlar mahkemeye gönderilebilir diye ama böyle bir gerekçesi olmadan bir gazeteci, gizli kalması gereken bir belgeyi aldı gazetesinde yayınladı. Bu bir haberdir, habercilik değeri de mutlaka vardır. Ama kanuna baktığınız zaman bu aynı zamanda bir suçtur. Yani ben o kişinin 'hemen içeri atın, idam sehpasına götürün' noktasında değilim ama sizler de gazetecisiniz, yaptığınız işi gazetecilik açısından yapıyorsanız bir de bunun Ceza Kanunu karşısındaki durumunu da bilmeniz gerekir. Eğer Milli Güvenlik Kurulu böyle bir kararı 'kesinlikle izin olmadan yayınlanamaz' demeseydi ve Türk Ceza Kanunu'nun bazı maddeleri de buna ceza tertip etmeseydi ne olurdu biliyor musunuz? Milli Güvenlik Kurulu kararlarının öyleleri olabilir ki başka ülkeleri ismen orada zikretmiş olabilirsiniz, başka kişileri ismen orada bahsedilmiş olabilir, Türkiye'nin güvenliği açısından aldığınız bazı kararlar başka ülkeleri başka toplulukları da ilgilendirebilir.
Şimdi 2004 tarih, diyelim ki irtica ile mücadele diye bir karar alınmışsa, bunu bir gazeteci göğsünü gere gere 'ben bunu yaptım cezasına da razıyım' diyorsa o zaman kardeşim 'senin yayınladığın bu karar, bu karar olmasa da demin söylediğim kararlardan bir tanesi olsaydı Türkiye savaşa mı girecekti? Türkiye'nin ilişkileri bozulma istidadı gösterecekti, sen bunu mu istiyordun? dememiz gerekir. O yüzden bazı konularda gizlilik derecesi olan hususlarda itina göstermek gerekir. Bu yayınladığınız şey hükümetimizle ilgilidir, bir bunu göğüsleriz. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Ama başka şeyler de vardır Milli Güvenlik Kurulu kararlarında, kanun yapıcı bunu düşünerek 'bunlar her zaman açıkça yayınlanamaz' diye bir gizlilik kararı vermiş de olabilir. Bunların da düşünülmesi gerekir. Şuna bağlayacağım yani komşumuz olan ülkelerden, uzaktaki ülkelere kadar Milli Güvenlik Kurulunda alınmış bazı kararlar olabilir belki de vardır ama bunların açıklanması, yayınlanması, üzerlerinde konuşulması uygun değildir en azından."
Türkiye'nin Kuzey Irak ile Merkezi Irak Hükümeti veya bir başka ülke ile ilişkilerinin olabileceğini belirten Arınç, "Ancak bunların herkesin gözü önünde açıkça konuşulması başka ilişkilerimize zarar verebilir diye endişe ederiz ancak açıklanabilecek boyutları da ilgili arkadaşlarımız yani Enerji Bakanımız olabilir Dışişleri Bakanımız olabilir onlar bu konuda herhalde bildiklerini sizlerle basınımızla paylaşırlar" dedi.
-"Unutmayın Bünyamin de orada, hadi elinizi çabuk tutun"
Bir gazetecinin, Suriye'de kendisinden haber alınamayan gazeteci Bünyamin Aygün hakkında hükümetten destek beklediklerini söylemesi üzerine Arınç, bütün güçleriyle bu konuya destek verdiklerini, bu işin siyasi olarak peşinde olduklarını ve Bünyamin Aygün'ün en kısa zamanda kurtulmasını beklediklerini söyledi.
Suriye'de bazen fidye karşılığı, bazen muhaliflerin karşı tarafa, karşı tarafın da muhaliflere karşı koz olarak kullanmak için kaçırdıkları kişiler olduğunu ifade eden Arınç, "Bu konularda bütün imkanları ve ihtimalleri değerlendiriyoruz. Lübnan'daki pilotlarımıza nasıl ulaşmışsak, diğer arkadaşlarımıza nasıl ulaşmışsak olayın gerektirdiği imkanlarla inşallah Bünyamin'in kurtarılacağı günü bekliyoruz" dedi.
Bünyamin Aygün'ün kurtarılması için CHP'nin Hatay milletvekillerine de görevler düştüğünü dile getiren Arınç, "Onlar bu konuda mahirdir, Esed ile görüşüp, yan yana fotoğraf çektirdikten sonra bir arkadaşımızı alıp getirmişlerdi, biz de doğrusu sevinmiştik, onlara da teşekkür etmiştik. Refik Bey, Ahmet Bey, Mevlüt Bey, Hüseyin Bey unutmayın Bünyamin de orada, hadi elinizi çabuk tutun, dostlarınız vasıtasıyla bu arkadaşımızın kurtarılması için elinizden geleni yapın, sizleri alkışlayalım, destek olalım, sizlere teşekkür edelim" diye konuştu.
Muhabir: Enes Kaplan
Yayınlayan: Eda Ay
Kaynak: