Balbay olayına Fransız kalmak...
Balbay’ın notları deşifre olduktan sonra bazıları “Hepimiz Balbay’ız” diye sokaklara dökülmenin eşiğinden döndü.
Balbay’ın notları deşifre olduktan sonra bazıları “Hepimiz Balbay’ız” diye sokaklara dökülmenin eşiğinden döndü. Ama yutkundukları sloganı bir başka şekilde dillendirmekten de geri kalmıyorlar. Siz de "pes!" demekten kendinizi alamayacaksınız...
Mustafa Balbay’ın medyaya yansıyan ve okuyan her sağduyusunu yitirmemiş insan tarafından “darbe günlükleri” olarak algılanan notları üzerinde yorum ve değerlendirmeler devam ediyor.
Medyanın “belirli” bir kesiminde “olay”, daha çok “medya etiği” boyutuyla ön plana çıkarılıyor. Dahası bizim gözümüze ve aklımıza çarpan, “medya, gazetecilik, etik” kavramlarıyla perdelenen bir muğlaklaştırma çabası içine girildiğidir. İşte örnekleri:
Balbay’ın notları suç kanıtı mı değil mi?
“Medya sehpaları çoktan kurdu” başlığı altında Hürriyet yazarlarından Yalçın Doğan, “sehpalardan” birinin mahkemede, diğerinin medyada kurulduğunu söyleyerek şöyle diyor:
“…Şu bilinmiyor. Balbay’ın günlükleri iddianamede var mı, yok mu, belli değil. Varsa bile, o günlükler bu suçun kanıtı mı, değil mi, o da belli değil. Bu mahkemede belli olacak… Ergenekon’da adı geçen bazı kişiler suç işlemiş olabilir. Ama, onu henüz bilmiyoruz. Çünkü, dava devam ediyor.”
“Aksi kanıtlanana kadar”
Sözü Doğan’dan alan aynı gazetenin bir başka yazarı Mehmet Y. Yılmaz da “Aksi kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur” başlıklı yazısında şöyle yazmış:
“…Anılarda sözü edilen olaylar, konuşmaların gerçekleşme biçimi ortada gazetecilik mesleği açısından ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Sorun, ilişkinin gazeteci-haber kaynağı ilişkisinin ötesinde, bir tür "dava arkadaşlığına" dönüşmüş olması. Ama hepsi buraya kadar!
Söz konusu günlükler tek başına Mustafa Balbay’ı peşin olarak mahkûm etmeye yetecek bir şey değildir… Gerçekten demokrasiden yana olanlar, aksi kanıtlanana kadar herkesin suçsuz sayılması gerektiğinin bir demokrasinin vazgeçilemez prensibi olduğuna neden inanmak istemiyorlar?”
Şapkaların altındaki cin fikirler
Milliyet’ten Güneri Civaoğlu da konuyla ilgili gazeteci ve hukukçu şapkalarını sırayla giydiği “İki şapka altında” başlıklı bir yazı yazmış.
Civaoğlu “gazeteci” şapkasıyla bu kayıtlar önüne gelse “sanıyorum yayınlardım” diyor. “Gerçek olup olmadığı, üzerinde oynanıp oynanmadığını bilmiyoruz” gibi bir kayıt düşerek.
“Hukukçu” şapkasıyla ise bunların yayınlanmasının “yasak” olduğuna vurgu yapıyor ve şöyle bir “soru işareti” yaratıyor:
“…Önemli bir ‘boşluk’ var. Bu dinleme bantlarının gerçek olup olmadığı, üzerine montaj yapılıp yapılmadığı, ekler, kesintiler için devreye bazı ellerin girip girmediği gibi sorular, kuşkuların alacakaranlığında kalıyor. Bu alanda güvenilir bir ‘inceleme-araştırma’ kurumuna ihtiyaç var. Nasıl ki Adli Tıp, imzaların gerçekliğinden tutunuz da kan, doku, tırnak tahlillerine, balistik bulgulara kadar, yüzlerce kanıt iddiasını ileri teknoloji kullanarak sonuçlandırıyorsa, dinleme bantları, bilgisayar günceleri ve notları için de bağımsız ya da özerk bir bilimsel kurum oluşturulmalıdır. Son söz orada söylenilmelidir.”
Bir olayı balçıkla sıvamak…
Bunlar, ilk bakışta “mantıklı” veya “tartışılabilir” argümanlar olarak görünüyor. Ergenekon adında bir dava ve devam eden bir soruşturmadan, konunun “ne” olduğundan haberi olmayan örneğin bir Fransız için.
Ama Türkiye’de yaşayıp olup bitenlerden bir parça haberi olan, meseleyi yorumlama yeteneğini haiz herhangi biri için ifade ettiği anlam, bu tip yaklaşım ve yorumlarla olayın “muğlaklaştırılmak”, bu şekilde vehametinin anlaşılır olmasının önüne geçmek olduğudur.
Birincisi: Yalçın Doğan medyanın “sehpa” kurduğunu söylüyor, ama olayın “haber” değerini nedense atlıyor. Notlardan yansıyan “dava arkadaşlığı”nın konusunun ise “darbe” olduğunu, yine “nedense” atlıyor!
İkincisi: Mehmet Y. Yılmaz “demokrasilerde aksi kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur” diyor. Yılmaz’ın bahsettiği prensip çağdaş hukukun prensiplerinden biridir ve elbette ki Balbay için de geçerlidir. Ama Yılmaz da olayın haber değeri ve niteliği hakkında görüş belirtmekten ısrarla kaçınıyor…
Üçüncüsü: Civaoğlu, olaya benzer argümanlarla yaklaştıktan sonra, “farklı” bir soru işareti daha yaratmaya çalışıyor. Acaba bu kayıtlar doğru mu, gerçek mi demeye getiriyor. Fakat Civaoğlu’nun yaratmaya çalıştığı asıl “muğlaklık” şu satırlarda dile geliyor:
“Bir gazeteci, haber almak, bir dizi ya da kitap yazmak için bazı örgütlerin içine sızabilir, onlardan görünebilir mi? Yani, MİT’in, Jandarma’nın, Emniyet İstihbaratı’nın yaptığı gibi, kendi adına ya da gazetesi adına onlardan göründüğü izlenimini verecek özel ve gizli çalışmaları olabilir mi? Örneğin... Bilgisayar notları doğru ise... Mustafa Balbay bir dönemin perde arkasını, sırlarını yansıtacak bir kitap için çalışmış olamaz mı?”
Sayın Civaoğlu’nun dikkatlerimizi çektiği bu hususa getireceğimiz herhangi bir yorum yok, “pes!” demekten gayri…
Öyle ya, belki de Balbay Ergenekon’a kitap yazmak için sızmıştır! iyibilgi.com