Aynaya bakıp suratınıza tükürün diyemedik

Aynaya bakıp suratınıza tükürün diyemedik

Radikal yazarı Ersin Tokgöz, Tzipi Livni'nin sarfettiği sözler üzerine ilginç yorumlar yapan ünlüleri eleştiri bombardımanına tuttu...

Vatanseverliği Öldürmek İçin… Yatar mısınız?


Devirleri bitmiş ayak takımının son sağlamlaştırıcı sığınağının vatanseverlik olduğunu biliyorduk. Yakın ve uzak tarih, vatanseverlik maskesi ile dokunulmazlık kazanan kendini sevicilerin kirli oyunlarının dökümüydü. Ama döküm, kiri temizlemek için dokunmaya yetmedi. Öyle ya, hangimiz vatanseverliği tartışmaya açabilirdik? Gerek siyasi pozisyonumuzu zayıflatır diye, gerekse sırf kıl olduklarımızı ifrit etmek için sustuk. “Bırakın vatanseverlik kucağında ağlaşmayı. Aynaya bakın ve suratınıza tükürün...” Diyemedik.

Gerçi alçaklığın bu yüzsüz baskın tavrı doğasında vardı, susturacaktı. Ama sussak da, dipten derinden perdenin arkasındakileri biliyorduk.



Az biliyormuşuz. O sığınak o kadar güçlüymüş ki, pozisyonunu güçlendirmek isteyen kim varsa oraya sığınıyormuş.

Geçen hafta pek bir eğlenerek takip ettiniz. Livni’nin “Vatan için biriyle yatar mısınız?” sorusuna “bilemiyorum” cevabını vermesi, hiçbir fikri takibi es geçmeyen medyamızın da ittirmesiyle bizde de “vatanseverler ve onların fedakârlıkları” temalı eğlenceye döndü.

Önce ünlü kadınlar o değerli görüşlerini sundu. Ama tartışma potasında ne Cumhurbaşkanı’nın Ermeni asıllı olabilme ihtimalini bile sindiremeyecek kadar şahin Canan Arıtman vardı ne de “Amaç vatanı kurtarmaksa legalite tefarruattırgilllerden” Güler Kömürcü. İlk, pratiği hayli sağlam olduğunu bilumum magazin haberinden bildiğimiz aşk yazarı Ayşe Özyılmazel ‘yatarım’ dedi ve ardından mesleklerinde tuttukları yer ve kendilerini sunumları itibariyle daha çok yatak anıştırmalarıyla tanıdığımız kadın ünlüler, vatan için yapamayacaklarının sınırlarını çizdi, zekâ fışkıran belagatlerini ortaya serdi.

Oysa temsil ettikleri ‘sınıf’ı hep ucu yatağa giden ilişki haberleriyle tanımıştık. Varlık nedenleri, görünme enstrümanları her zaman o anıştırmayla bir olmuştu. Henüz Barbie operasyonlarını da unutmamıştık ve tarifeleri hâlâ aklımızdaydı. Toplumsal hafızada yatmak ya da yatmamak arasındaki çizgileri yok denecek kadar silikti ama onlar, ‘seviciliğin vatan kipi çekiminde ’ bu silik çizgiyi aşılmaz ve ulaşılmaz duvarlar kalınlığına bürüyüp tercihlerini sundular. Çok ihtiyaçtı çünkü! Vatan sevgisi/sevginin fedakârlık ölçüsü, onların o zor tercihleriyle anlamlandırılmıştı.

Yetmedi...



Böyle cinsiyetçi bakış olabilir miydi? Bu kavram özünde işteşliği işaret ediyordu ve bu işteşin diğer tarafı erkeklerdi. Doğa boşluk bıraksa da medya bırakmadı ve tartışmadaki bu eksik taraf, gecikmeden giderildi.

Ama aynı yerden. Aynı hizadan.



Tartışmayla dalga geçse de, o kapıyı, “görüş beyancı vatansever kadınlardan” alta kalmayacak bir düzeyde yatak çağrışımı ile bildiğimiz Serdar Turgut, Özyılmazel’in muadili olarak erkekler adına ilk kurşunu sıktı. Sonrasında ‘Söz konusu yatmaksa vatan teferruattır’ diyenler de oldu, konuyu ‘kiminle yatacağıma bağlı’ diyerek derinleştirenler de, “zor adam” takılanlar da. Aklı yatakta-eli şeyinde bir erkek duruşunun hâkim yapısı yokmuşçasına ortaya çıkan seçici erkek tipi, isimleri söylendiğinde ilk çağrışım yatak olan o ünlü kadınların onur abidesi olarak ortaya çıkması kadar, komediydi.

Ama...



İstenen de bu seviyeydi zaten. Vatan sevgisi diye bir şey varsa, o kutsalsa, ancak bu seviyeye ve aktörlere indirgenerek içi boşaltılabilirdi. Hoş, zaten boşalmıştı ama hani kıyıda köşede bir şeyler kaldıysa, onları temizlemek de fena olmazdı.

Boşalmalıydı ki; mesela tüm ilişkilerini ve birikimlerini silah tüccarlarının ayaklarına seren emekli paşaların icraatları faş olsa bile, bu bulanıklık içinde ‘vatanseverlikleri’ sorgulanmasın, imana şüphe girmesin.

Boşalmalıydı ki; asker kaçaklarının en militer köşeleri tutmasının nasıl bir garabet olduğu açık edilmesin, gün aşırı dillendirdikleri askere övgüleri çürük raporlarıyla yüzlerine çarpılmasın.

Boşalmalıydı ki; modern ya da post-modern hepsi ilkelliğe denk düşen darbelerin, sevilen vatan için neye mal olduğu göz ardı ettirilip o kutsal sığınak altında yeni darbe planları yapılabilsin.

Onun için; Ey Türkiye’nin ünlü simaları... Bu sefer kolayına kaçmayın. Hemen yatak pozisyonu almayın sakın. Görev kutsaldır. Bu kez işi zora koşun. Varlığınız; maniplenin ve çürütücülüğün varlığına armağan değil mi? Doğanıza uygun davranın.

Yoksa... Maazallah... Düşünsenize; vatanseverliğe sığınan ayak takımının çıktıkları deliklere sokulduğu bir gerçekliği! Mesela melek olup toprak altına uçanlar, yattıkları yerde dile gelir ve aslında nasıl bir kandırmacanın kurbanı olduklarını duymaya başlarız.

Ki... Bunu istemezsiniz.


Ersin Tokgöz/Radikal