Aykırı İmam Hatipli'den DESTEK
Sevim Gözay: Batı'nın nikahlı karısı olmaya çalışan metresten öteye gidemedik...
Kadıköy İmam Hatip Lisesi'nin orta kısmından ayrılan aykırı yazar Sevim Gözay'dan Başbakan'a ilginç destek...
Sevim Gözay / Akşam
Davos'ta bir güz sancısı
Davos'ta gerçekleşen Gazze oturumunda, Başbakan Erdoğan'ın önce İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e, sonra Peres'in konuşmasını alkışlayan salona, arkasından da elle falan dürtükleyip sözünü kesmeye çalışan moderatöre şarlayıp, üstüne de dosyasını alıp 'hadi size iyi günler' şeklindeki gidişi; bir vatandaş olarak beni hiç mi hiç utandırmadı.
Sertti. Sorunluydu. Kabadayıcaydı. Evet. Evet ama hem Peres'ten hem de moderatörden gelen ciddi tahrikler de vardı.
Siyasetine, kadrolarına, icraatlarına alkış tutarsınız / tutmazsınız ayrı. Oyunuzu AKP'ye verirsiniz / vermezsiniz, o da ayrı. Fakat tüm dünyanın pür dikkat kesildiği bir zirvede, meramını ateşli biçimde ortaya koydu diye bu Başbakan'dan utanmak ne diye?
Her gidilen yerden, koltuğunun altına 'kazık' bir ev ödevi sıkıştırılıp 'hadi naş' diye gönderilmekten, eli dizinde uslu uslu oturmaktan ne kazandı ki şimdiye kadar bu ülke?
Batı'nın nikahlı karısı olmaya çalışıyoruz yıllardır ama bayramda seyranda, 'alacam kız seni' denilip üstüne popo şaplağı yiyen metresten öte bir yere varamadık daha.
Soğukkanlı bir dünya lideri böyle davranmazmış, uluslararası siyasette. Evet doğru; tıpkı Bush'unki gibi 'poker face' bir suratla (renk vermeden) her haltı yiyip, bugün de kalkıp ses tonunu her zamanki gibi ayarlar ve 'aynaya bakınca kendimle gurur duyuyorum' der, değil mi soğukkanlı dünya liderleri.
Kimse kusura bakmasın ama; ilişki ya da evlilik süresince birbirinin ağzına s..ıp, boşandıktan sonra 'biz çok uygarız' ayağına cici pozlar vermeyi sürdüren çiftlere özgü bir midesizlik gibi geliyor bana soğukkanlılığın o türlüsü.
Üstelik Başbakan'ın Davos'a kadar olan, Gazze hakkındaki bütün demeçleri zaten çok sertti ve 'İsrail bize saygısızlık yaptı'yı dilinden hiç düşürmedi. Davos'ta, 'oh ne iyi ettik de geldik' deyip mutlu mesut oturmayacağı çarşambadan belliydi, bir başka deyişle.
***
Davos krizini defalarca izledikten ve gecenin 02:30'unda havaalanına, Başbakan'ı karşılamaya gelen binlerce vatandaşı seyrettikten sonraki gün, Tomris Giritlioğlu'nun 'Güz Sancısı'nı görmeye gittim...
Bir yandan film akıyor, bir yandan da yan koltuktaki muhterem beyin, filmdeki manzaralarla eşleşen tanıklıklarını eşine anlattığını duyuyorum... Filmde ters çevrilmiş halde görülen otomobilin sonradan ateşe verildiğini söylüyor, mesela...
1955 İstanbul'unun, gerildikçe gerilen siyasi ortamının getirdiği o talihsiz 6 -7 Eylül olaylarında rol alan vahim kalabalıkla, o gece havaalanında Başbakan'ı bekleyen ateşli kalabalık arasındaki tuhaf benzerliği fark edince ise, çakılıp kaldım olduğum yere. Kimselere iftira atmak değil bu. Sadece ve sadece 'kalabalık psikolojisi'ne çekmek istiyorum dikkatinizi...
Bitmeyen, bitirilmeyen, bitemeyen siyasi gerilimler ikliminde yaşamaktan yorgun kalabalıkların, yarının - öbür günün hangi olaylarına gebe olduğunu düşünmek bile istemiyorum.
İşte bu yüzden... Dehşeti hatırlamak ve uzak durmak için; az bilinen bir acıyı perdeye aktararak çok iyi bir iş başaran 'Güz Sancısı'nı izlemeyi herkese tavsiye ediyorum.
***
Sonuç olarak; Başbakan'ın Davos performansında bana göre diplomatik bir kusur yok. Ancak, 6 - 7 Eylül faciasını yaşamış bir ülkede, diplomasiden çok daha önemli dertlerimiz olmalı. Bu sebeple de, bir lider ne kadar haklı olursa olsun, dinler ya da halklar arasında düşmanlık duygularını körükleyebilecek tutumlardan azami ölçüde kaçınmalı. Benim eleştirim bu hassas noktada. Hepinize makul pazarlar.