Atatürk Kürtlere özerklik istemiş

Atatürk Kürtlere özerklik istemiş

Atatürk'ün son dönemde sıkça tartışılan ' Kürt sorunu'nu çözmek için Kürtlerin yaşadığı bölgelere özerklik istediği iddia edildi. İşte Ayşe Hür'ün Radikal 2'de bu haftaki 'Mustafa Kemal ve Kürt sorunu' adlı yazısı…


Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye adına komutanlıklara ve valiliklere çektiği telgraflarda, Büyük Millet Meclisi adına Rusya Sovyet Cumhuriyeti Dışişleri Komiseri Çiçerin'e gönderdiği mektuplarda ya da Meclis'teki konuşmalarında "Kürt", "Kürdistan" gibi terimleri kullandığını biliyoruz.


Sivas Kongresi'nden hemen sonra Mustafa Kemal'in örgütlediği haberleşme ambargosu sonucu işbirlikçi Damat Ferit Paşa hükümeti düşürülmüş, ilişkilerin normale dönmesini takiben İstanbul adına Bahriye Nazırı Salih Paşa ve padişahın başyaveri Naci (Eldeniz) Paşa ile Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına Mustafa Kemal, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) paşalar ülke meselelerini, bu arada Kürt meselesini konuşmak için Amasya'da buluştular.


Nutuk'tan öğrendiğimize göre üçü kayıt ve imza altına alınmış, ikisi gizli sayıldığı için kayıt altına alınmamış beş protokol hazırladılar. Bunlardan Kürt meselesine değinen 22 Ekim 1919 tarihli İkinci Protokol'ün hikâyesi oldukça ilginç.


Hazırlanması en çok zaman alan bu protokolde Kürtlerle ilgili maddede, günümüz Türkçesi ile, "Beyannamenin birinci maddesinde Osmanlı Devleti'nin düşünülen ve kabul edilen sınırının (Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı toplumundan ayrılmasının imkansızlığı izah edildikten sonra bu sınırın) en asgari bir talep olarak kabul edilmesinin temini lüzumu müştereken kabul edildi. (Bununla birlikte, Kürtlerin gelişme serbestliğini sağlayacak şekilde ırk hukuku ve sosyal haklar bakımından desteklenmelerine, daha iyi duruma getirilmelerine izin verilmesine ve yabancılar tarafından) Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme amacını güder gibi görünerek yapılmakta olunan karıştırıcılığın önüne geçmek için bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi hususu uygun görüldü..." deniyordu.


Ancak bu paragrafta parantez içinde gösterdiğimiz cümleler 'Nutuk'un Türkçe harflerle basıldığı 1934, 1938, 1963 ve 1965 tarihli baskıları ile bunları esas alan hiçbir eserde yer almadı.


Gazetecilerle sohbet


'Nutuk', Mustafa Kemal Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1. Kurultayı'nda yaptığı 36,5 saatlik konuşmanın metnidir. Yani 'Nutuk' bir tarih kitabı değil, siyasi bir metindir. Dahası konuşma yapıldığı sırada zabıt tutulmadı. Mustafa Kemal'in 14 Ocak 1923'de başlayan Batı Anadolu gezisi kapsamında, 16 Ocak akşamı başlayıp 17 Ocak sabahına kadar, İzmit Kasrı'na davet ettiği dönemin ünlü gazetecileriyle yaptığı sohbet toplantısının tam metninin 'Nutuk'ta yer almaması konumuzla ilgilidir.


Sohbette azınlıklardan Rusya Türklerine, alkollü içkilerden kadın mebuslara kadar 64 konu başlığı varken, 'Nutuk'ta sadece hilafet ve laiklikle ilgili bölümlere yer verildi. Atlanan bölümlerden biri, Kürtlerle ilgili web sitelerinde ve yayınlarda sıkça karşımıza çıkan (günümüz Türkçesi ile,) "Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özellikler oluşacaktır.


O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait sorun yaratmaları daima mümkündür. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur. Ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz" ifadesi idi.


Kürt çevreleri de sansürcü geleneği izleyerek Mustafa Kemal'in konuya girişte söylediği şu cümleleri es geçiyor: "Kürt meselesi, bizim yani Türklerin menfaatine olarak da katiyen mevzubahis olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi, bizim milli hudutlarımız dahilinde Kürt unsurlar öyle yayılmışlardır ki, pek sınırlı yerlerde yoğundurlar. Fakat yoğunluklarını kaybede ede ve Türk unsurların içine gire gire öyle bir hudut ortaya çıkmıştır ki, Kürtlük namına bir hudut çizmek istesek Türklüğü ve Türkiye'yi mahvetmek gerekir."


Arşivlerde keşfedilmeyi bekleyen daha kaç belge var bilmiyoruz. Ama bu iki belgeden anlaşıldığı kadarıyla Mustafa Kemal bir "Kürt sorunu" olduğunu kabul ediyor, çözümü de Kürtlerin yoğun olduğu bölgelere özerklik vermekte görüyordu. Ancak sonra ne oldu da 1924 Anayasası'nın 88. maddesiyle "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur" denilerek farklı bir yola girildi? Bu dönemi, Cumhuriyet'in ilk 25 yılında yaşanan 16 Kürt ayaklanmasını ve devletin bunlara verdiği cevabı irdelemeden ortada "80 yıllık bir Kürt sorunu" mu, yoksa "20 yıllık bir terör sorunu" mu var sorusuna cevap vermek doğru görünmüyor.