Arınç: Anayasa için temennim 367'yi bulmak

Arınç: Anayasa için temennim 367'yi bulmak

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AB süreci, özgürlüklerin daha bir genişlemesi ve demokratikleşmenin tamamlanmasıyla bütünleşecek bir anayasaya ihityaç olduğunu söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Baştan sona yenilenmiş Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AB süreci, özgürlüklerin daha bir genişlemesi ve demokratikleşmenin tamamlanmasıyla bütünleşecek bir anayasaya ihtiyacımız var'' dedi.

Bülent Arınç, 16 Ocak Basın Onur Günü dolayısıyla geldiği Kocaeli'nde Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaret etti.

Burada gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Arınç, sanayisiyle ve gelişen toplumuyla Türkiye'nin çok önemli illerinden biri olan Kocaeli'nin, parlamentoda da en iyi şekilde temsil edildiğini söyledi. Bir gazetecinin , ''Anayasa değişikliği konusunda muhalefetten beklentiniz nedir?'' sorusu üzerine Arınç, bu konuda henüz bir teklif bulunmadığını ifade etti.

Anayasa'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması, hatta bugüne kadar üçte biri değişmiş olan 1982 Anayasası'nın daha çağdaş bir düşünceyle AB normlarını içeren, daha demokrat, daha sivil bir Anayasa olarak düzenlenmesi konusunun Türkiye'nin epeyden beri gündeminde olduğunu belirten Arınç, şunları kaydetti:

''2007 seçimlerini takiben böyle bir anayasa çalışmasını iktidarımız yapmıştı. Fakat bugüne kadar, umumi anlamda yeni ve sivil bir anayasa yapma imkanını bulamadık. Anayasa'da bugüne kadar kısmen değişiklikler yapıldı. AB sürecinde Anayasa'nın 40'tan fazla maddesi değişti. Bugüne kadar da 1982'den bu yana 60 maddesi değişti. Dolayısıyla 175 madde olan Anayasa'nın üçte birinin zaten değiştiğini kabul edebiliriz. Dolayısıyla baştan sona yenilenmiş Avrupa insan hakları sözleşmesi, AB süreci, özgürlüklerin daha bir genişlemesi, demokratikleşmenin tamamlanmasıyla bütünleşecek bir anayasaya ihtiyacımız var. Bunun için iki ihtiyacımız bulunuyor. Bir tanesi, anayasa nitelikli oyla değişebiliyor. En az 330, en fazla 367'nin ötesi olması lazım. Sayısal çoğunluğa parlamentoda sahipseniz anayasa değişikliğinden bahsedebilirsiniz. Bazen bir partinin, tek başına sağlayabileceği milletvekili sayısıdır, bazen iki üç partiye ihtiyaç duyulabilir. İkincisi de anayasalar temel belgelerdir. Bunlar üzerinde değişiklik olurken, siyasi mutabakat kadar, toplumsal mutabakatın da olması gerekir. Toplumda genel bir mutabakatın olduğunu söyleyebiliriz ama parlamento içinde hem nitelikli çoğunluğa ulaşabilen hem bütünlük itibariyle muhalefet partilerinin de desteklediği bir değişiklikten bahsetmek şu anda söz konusu değil.''

''O kadar lüzumlu, o kadar zaruri bir anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulabilir ki bunun için halk oylamasına gitmek de göze alınabilmeli'' diye konuşan Arınç, referandumun demokratik yöntemlerden biri olduğunu, nasıl seçimlerde millet iradesine başvuruluyorsa, bunun dışında temel noktalarda karar alabilmek için de referanduma gidilebileceğini vurguladı.

2007 seçimlerinden sonra 11 maddelik anayasa değişikliğinin referandum yoluyla kabul edildiğini hatırlatan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, şunları kaydetti:

''Dolayısıyla, önümüzdeki aylarda ve haftalarda zaruri bir anayasa değişikliği hissedilirse, en az 184 milletvekilimizin teklifiyle parlamentoda görüşülebilir. Temenni ederiz ki 367'nin üzerindeki bir oyla referandum ihtiyacı olmadan kabul edilsin. Ama bunun altında bir destekle çıkacak olursa o zaman son kararı halkımız doğrudan bizzat kendisi verir. AB'ye üye ülkelerin birçoğunda bırakın anayasa değişikliklerini, yerel yönetimlerle ilgili konularda bile halk oylaması sık sık yapılmaktadır. Yani egemenlik milletindir, millet iradesini bazı konularda ortaya koyabilmelidir.''

Bir bakıma bir referandum ihtimalinin düşünülebileceğini, o açıdan referanduma sunulmasıyla ilgili kanundaki süreleri daha kısaltmakta fayda olduğunu söyleyen Bülent Arınç, şöyle konuştu:

''Meclisimizde kanun değişikliği gündeme geldi. 19 Ocak Salı günü Anayasa Komisyonu'nda görüşülecektir. Burada 120 günlük halk oylamasına sunulmasıyla ilgili süre 45 güne indirilmektedir. 45 gün içinde bir hazırlık yapılıp bir anayasa değişikliğinin referanduma sunulması imkanı daha da kolaylaştırılacaktır. Bunların hepsi demokratik yöntemlerdir. Bunların altında başka bir amaç aramak bence doğru değildir.''

Devlet Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Türkiye'nin dış politikadaki itibarlı tutumu hem bölgenin hem dünya barışının yeniden kurulmasındaki sorumlu tutumu tüm dünyada takdirle izlenmektedir'' dedi.

Arınç, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaretinde, bir gazetecinin İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un, Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yönelik diplomatik nezaket kurallarına uymayan davranışını hatırlatması üzerine, olayın üzücü olduğunu belirtti.

Arınç, şunları söyledi:

''İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon isminde bir zat Türkiye Büyükelçisini kaba ve küçültücü sözlerle karşıladı. Bunu İsrail basını aracılığıyla da Türkiye'ye karşı kötü bir davranış olarak sergiledi. Buna sadece Hükümetimiz, sadece büyükelçi değil, topyekün Türk milleti büyük bir infial gösterdi. Yayınlanan fotoğraf ve o kişinin yaptığı konuşmalar büyük bir nefretin mucibi oldu, böyle olması da çok doğaldır.

Türk milleti onurlu bir millettir. Milletimize ve devletimize yapılan affedilecek bir olay değildir. Maalesef, İsrail'in bugünkü yönetimi içinde barındırdığı, bu tür bürokratlarla hatalı bir yöntemi seçmiş oldu. Buna hepimiz tepki gösterdik. Hükümetimiz keskin notalarla, beyanatlarla İsrail hükümetini bu yaptığı küçültücü davranıştan dolayı hem hükümetten hem Türk milletinden özür dilemeye davet ettik. Aksi takdirde Türk büyükelçisinin geri çekileceğini ve ertesi gün Türkiye'ye dönmesinin isteneceğini ifade ettik. İlk gönderdikleri mektup yeterli görülmedi. Tam bir özür dileme mektubu şeklinde değildi. Daha sonra hem Türk milletinden özür dileyen hem de kendisinin yaptığı kabalık dolayısıyla özür dileyen bir resmi mektup hükümetimize ulaştı.''

''BU TÜR MUAMELELER HOŞ KARŞILANMAZ''

Burada kaybedenin İsrail hükümeti olduğunu ifade eden Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

''Çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu tür muameleler hoş karşılanmaz. Aranızdaki ilişkiler kötü bile olsa... Kaldı ki, sadece İsrail'in sorumsuz bazı uygulamaları sebebiyle Türk hükümeti ve Sayın Başbakan, hepimiz zaman zaman eleştirilerimizi dile getiriyoruz. Bunlardan Gazze sadece bir örnektir. Ama buna karşılık yapılacak şey, böyle bir davranış olamazdı. Burada kazanan Türkiye devleti oldu, onun itibarı oldu. Çünkü İsrail kolay kolay özür dileyen bir ülke değildir.

Böylesine açık bir mektupla sadece Türkiye'nin değil tüm dünya kamuoyunun da nefretle takip ettiği bir olay karşısında özür dilemişlerdir. Bu İsrail'in dünyadaki yalnızlığını göstermektedir. Çünkü o kadar sorumsuz, o kadar cüretkar işler yapıyorlar ki sanki tüm dünya onları alkışlayacak zannediyorlar. Halbuki, gördüğümüz kadarıyla Amerika Birleşik Devletleri dahil son olaylarda hiçbir ülke İsrail'in yanında yer almamıştır; almamaya da özen göstermiştir. Türkiye'nin dış politikadaki itibarlı tutumu hem bölgenin hem dünya barışının yeniden kurulmasındaki sorumlu tutumu tüm dünyada takdirle izlenmektedir. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısının yaptığı bu çirkin, bu ayıp, bu sorumsuz davranış karşılığında Türkiye'den özür dilenmesi mesele karşısındaki hassasiyetimizi göstermektedir.''



''TÜRK SİYASETİ, TÜRKİYE'NİN YÖNETİMİ BAKIMINDAN BİR ERKEN SEÇİME İHTİYAÇ OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Türk siyaseti, Türkiye'nin yönetimi bakımından bir erken seçime ihtiyaç olmadığını düşünüyoruz'' dedi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Arınç, bir gazetecinin muhalefet partilerinden gelen erken seçimle ilgili değerlendirmeleri hatırlatması üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gerekli açıklamayı yaptığını, bir bakan olarak da farklı bir görüş ifade etmesinin mümkün olmadığını belirtti.

''Ama 'Bülent Arınç'tır belki farklı bir şey söyleyebilir' diye düşünebilirsiniz'' diyen Arınç, şöyle konuştu:

''Bir defa, 30-40 yıldır siyasetin içinde bulunan insan olarak, hiçbir dönemde böylesine gayri ciddi bir erken seçim teklifinin yapıldığını, hatta mırıldanıldığını görmedim. Türkiye hep erken seçimler görmüştür. 1987, 1991, 1995, 1999 ve 2002... Bunların hiçbiri yasal, anayasal sürelerini doldurmamıştı. AK Parti olarak, 2002'de tek başına iktidara geldik o zaman 'güçlü bir iktidar zamanında seçim yapar' dedik. Bunu da gösterdik.

Bugüne kadar kimse erken seçim istemedi. Bazılarına karşı biz ısrarla 'gücümüz var, halktan aldığımız yetkiyi son gününe kadar kullanacağız' dedik. Ama biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı seçilmesi sürecinde parlamentoya müdahaleler yapıldı, elimizden bu imkan alınmak istendi. Anayasa değişikliği yaptık, orada da iktidar gücünü gösterdi. 'Madem parlamentoyu kilitlediniz, bu kilidi açmak için seçime ihtiyaç var' dedik; kasım ayında yapacağımız seçimi temmuz ayına, yani yalnızca 3 ay öne aldık. Bunun sebebi de biz değiliz, Cumhurbaşkanlığı sürecini kilitleyenlerdir. Onlar da kendi kazdıkları kuyuya düşmüşlerdir. Anayasanın bazı maddelerini değiştirdik, milletvekilliği seçimlerini 4 yılda bir yapılmasını, aynı zamanda Cumhurbaşkanını halkın seçmesini parlamento olarak kabul ettik.''

''BU, BİR VATANSEVER İÇİN DOĞRU BİR DAVRANIŞ DEĞİL''

''2007 seçimlerinde, yüzde 47 oranla tek başına iktidar olan AK Parti'ye karşı kim, hangi haklı sebeplerle erken seçim isteyebilir?'' diye soran Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''erken seçimi 'topu taca atmayı düşünerek' konuştuğunu'' öne sürdü.

Bahçeli'nin, üçlü hükümette koalisyon ortağıyken, 2002 yılının temmuz ayında ''seçime gidiyoruz'' deyip, ortaklarına bunu kabul ettirdiğini anlatan Arınç, ''şimdi öyle bir ciddi seçim talebi olduğunu görmediklerini'' kaydetti.

Arınç, Bahçeli'nin, ''milli iradeye ihtiyaç duyulan günlerde yaşıyoruz' gibi imalı sözlerle erken seçimi dillendirebildiğini'' ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

''Muhalefet açısından bir erken seçim talebi ciddi ve güçlü olarak ortada görülmüyor. Türk siyaseti, Türkiye'nin yönetimi bakımından bir erken seçime ihtiyaç olmadığını düşünüyoruz. Hükümet, görevinin başında, güçlü bir iktidar, parlamento çoğunluğu var. Türkiye'de sosyal, siyasal pek çok olay yaşanıyor olabilir ama güçlü bir iktidar her yönüyle bu meselelere vakıf ve onları eliyle yönetmesini biliyor. Biz milletten aldığımız iktidar yetkisini son güne kadar kullanmayı, demokrasinin bir erdemi olarak kabul ediyoruz.

Erken seçim şartları oluşursa, milletimizin önüne çıkar, bu isteği önce biz ifade ederiz. Muhalefetin, zaten Türkiye'yi erken seçime götürecek bir gücü ve kudreti de yok. Erken seçim sözleriyle Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarını bozmayı amaçlıyor olabilirler. Çünkü seçim sinyali verilmesi ülkede hem yatırım yapanları, hem geleceği düşünenleri tedirginliğe sevk edebilir. Hükümeti zaafa uğratmak, Türkiye'nin istikrarını bozmak amacı taşıyorlarsa bu bir vatan sever için doğru bir davranış değildir.''

Muhalefetin, 'hükümeti zorlayalım, zorunlu bir erken seçim yapalım' düşüncesi olabileceğini dile getiren Arınç, ''İnanın ne zaman bir seçim yapılırsa yapılsın AK Parti'nin üçüncü dönem iktidarını kimse engelleyemez. Ben Sayın Erdoğan'ın yerinde olsam, beklenmedik bir zamanda 'hadi bakalım' der bunları bir korkuturum. İnanın 'erken seçim' değil, 'er' bile diyemezler. Şu anda erken seçim isteyecek güçleri de, takatleri da yok, güçleri hiçbir zaman da yetmeyecek. Zamanında seçimi yapacağız, o zaman da herkesin saçı önüne düşecek'' diye konuştu.

AA