Alo Merdan, faturayı ayarla!

Alo Merdan, faturayı ayarla!

Ahmet Kekeç CHP'nin kurtulması gereken vekilin adını açıkladı.

Ahmet Kekeç / Star

Alo Merdan, faturayı ayarla!

Bu yazının başlığı, ‘Obama gelmiş, neyime!’ olacaktı.

Bir son dakika değişikliği yaptım ve ‘Niçin beni de almıyorsunuz lan! Şerefsizler. Kalleşler. İşte buradayım, gelsenize lan! Kemal Paşam da burada... Daha ne bekliyorsunuz?’ şeklinde meydan okumalarla, kendisini Ergenekon savcılarının gözüne sokmayı başaran ve nihayet tutuklanarak memleketin üzerinden ağır bir yükü kaldıran Tuncay Özkan’ı (dolayısıyla CHP’yi) yazmaya karar verdim.

Hadi hayırlısı...

Tuncay Özkan’ı ‘gazeteci’ kimliğiyle tanıdım.

Sevmezdim...

Daha doğrusu, tırsardım.

Merak sahibi insanlar korkutur beni. Tuncay da meraklı bir gazeteciydi.

Elbette gazeteci dediğin meraklı olacak; bu bir ‘nakısa’ sayılmamalı.

Fakat ondaki, nasıl derler, eskilerin ‘tecessüs’ sözcüğüyle tanımladıkları mütecaviz bir öğrenme ve anlama tutkusuydu. Gazeteci merakının da ötesinde bir meraklılık haliydi.

Biraz yukarıda, ‘Kendisini Ergenekon savcılarının gözüne sokmayı başardı’ demiştim.

Laf olsun diye öyle yazdım.

Zaten, Ergenekon savcılarının yakın takibindeymiş ve istihbarat birimleri tarafından izleniyormuş.

Bunu iddianameden öğreniyoruz.

Suçlamak için söylemiyorum ama, hiç de tekin biri değilmiş Tuncay Özkan kardeşimiz.

Hakkındaki iddiaları tek tek dercetmeyeceğim.

Bir cürüm de atfetmeyeceğim.

Nasılsa mahkeme kararını verecek ve ne ölçüde suçlu olup olmadığı ortaya çıkacak.

İddianameyi okurken, kendisiyle ilgili iki husus dikkatimi çekti.

Birincisi, Uğur Dündar’la ilişkileri...

Daha doğrusu, ‘ustam’ dediği Uğur Dündar hakkındaki düşünceleri...

İkincisi, CHP’yle ilişkileri...

Birinci hususla ilgili ayrıntı sunmak istemiyorum.

Sadece şu kadarını söyleyeceğim:

Ben Uğur Dündar’ın yerinde olsam, bir boşboğazın yazdığı elektronik postayı değil, yıllarca yanımda çalıştırdığım ve en nihayet ‘mesleğin büyükleri’ arasına soktuğum ‘gazeteci’ dostumun tezviratlarını dert edinir, kahrımdan ne yapacağımı bilemezdim.

Her gece içer içer ağlardım.

Hatta, başımı duvarlara vururdum.

Uğur Dündar olmadığım için doğrudan ikinci hususa, yani Tuncay Özkan’ın CHP’yle kurduğu ‘özel ilişkiye’ geçiyorum...

İddianameden öğreniyoruz ki, kayıp 3 trilyon nedeniyle kapatma davasıyla karşı karşıya kalan CHP, Kanaltürk’ün eski sahibi Tuncay Özkan’dan yardım istemiş.

Daha doğrusu, Tuncay Özkan’ı sahteciliğe zorlamış..

İşte, Tuncay Özkan’la yardımcısı Merdan Yanardağ arasında geçen ve tarafları zora sokan telefon görüşmesi: ‘Alo Merdan, Şahin Mengü aradı beni. Anayasa Mahkemesi Raportörü bu bizim belgeselle ilgili olarak CHP’den savunma istemiş. Seslendirmesi dahil, 10.000 saatlik film çekimi dahil, röportajlar dahil falan filan böyle bir şey hazırlar mısın lütfen... Öğleden sonra istiyorlarmış... Hazırla da Şahin Mengü’ye yolla.’

Dün bir gazetede, CHP’li Gürsel Tekin’le yapılmış bir söyleşi okudum.

Tekin, Ergenekon taifesinden yakınıyordu.

Sanki sanıkların suçlu çıkmasını istiyor gibiydi.

Ergenekon davası mahkumiyetle sonuçlansa, memnun olacakmış gibi bir hali vardı.

Belli ki, bu davayı, partisinin bazı kamburlardan kurtulması adına ‘fırsat’ olarak görüyor.

İşte fırsat ayaklarına geldi.

Önce, Ergenekon sanıklarının aradığı ilk isim olan Şahin Mengü’den kurtulsunlar, gerisi gelecektir...