"Akreditasyon" yanlışlığı
Basın Konseyi Başkanı Ekşi “Akreditasyon yanlışlığına tipik örnek ararsak genelkurmayın yaptığından daha iyi bir örnek bulamayız. Bazı basın kuruluşlarının programları izlemesine izin vermemek kesinlikle yanlıştır” şeklinde konuştu.
Basın Konseyi Başkanı, Hürriyet Gazetesi Yazarı Oktay Ekşi, “Akreditasyon yanlışlığına tipik örnek ararsak Genelkurmayın yaptığından daha iyi bir örnek bulamayız” dedi.
Oktay Ekşi, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Üniversiteli Kadınlar Derneği’nce Alaaddin Keykubat Yerleşkesinde düzenlenen “İletişim Özgürlüğü” konulu söyleşiye katıldı. “İfade özgürlüğü” ve “basın özgürlüğü” kavramlarını çeşitli kaynaklardan alıntılar yaparak açıklamaya çalışan Ekşi, “Basın özgürlüğü kavramı, halktan bağımsız sadece basına tanınan özgürlük olarak anlaşılıyor. Bu ifade yerine ‘iletişim özgürlüğü’ kavramının doğru olduğunu düşünüyorum. Basın fazladan bir özgürlük isteyemez, basının özgürlük alanı ne ise sokaktaki vatandaşın da o olmalı” dedi.
“İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN KAVGA VERİYORUZ”
Ekşi, özgürlüğün, ancak “herkes için” olursa gerçek anlamda özgürlük olacağını, “basın özgürlüğü” diye bir sınırlamanın demokrasiyle bağdaşmayacağını vurguladı.
İletişim özgürlüğünün çeşitli güç odakları tarafından her an engellenmeye müsait olduğunu vurgulayan Ekşi, şöyle konuştu: İletişim özgürlüğü için kavga veriyoruz. İletişim özgürlüğü için her gün ve kesintisiz mücadele vermeye ihtiyaç var, bunu da yapmaya çalışıyoruz. Bu iktidar için söylemiyorum, ancak daha önce ‘basın özgür olsun’ diyenler iktidara gelince bu özgürlüğü çeşitli şekillerde engellemeye çalışıyor.
Bir üniversite öğrencisinin “Son dönemde Başbakan’ın bir gazeteyi vatan haini ilan etmesi, Cumhuriyet Gazetesi’nin ilanlarına inceleme başlatılması, yeni Andıç’ın ortaya çıkması gibi basına sansür girişimleri, AK Parti’nin Demokrat Parti’ye özendiğini mi gösteriyor?” sorusuna Ekşi, “Özenip özenmediğini bilmiyorum ancak bu çizgide devam edilirse o adrese varır” yanıtını verdi. Ekşi, “Baskı unsurlarının basını etki altında bırakmaya çalıştığını söylediniz. Bankası, dev ticari firmaları olan bir grubun bünyesindeki basın kuruluşu da güç odağı değil mi?” sorusu üzerine de şunları kaydetti: Elbette bir güç, bir baskı unsurudur, ancak her gazeteci ya da medya organının gücü, dev baskı tesisleri kurmaya yetmez. Bir yerde kaçınılmaz gibi görünen ticari kuruluşlara dayanma durumu tabii ki tümüyle sakıncasız değildir, ideali değil. Fakat ticari bir gruba bağlı basın kuruluşunun aynı durumdaki bir başka basın kuruluşu için de dengeleyici konumunda olduğu unutulmamalıdır. Ben tek başıma ortaya çıksam ne yapabilirim, nasıl bir basın gücü oluşturabilirim?
AKREDİTASYON TARTIŞMASI
“Genelkurmay Başkanlığının son günlerde basına yansıyan akreditasyon çalışmasını nasıl değerlendirdiği, bu durumun kendisini etkileyip etkilemediği” yönündeki soru üzerine de Ekşi, şöyle konuştu: Ben, benim gibiler, böyle durumlara karşı bir anlamda ‘şerbetliyiz’ diyebilirim. Çünkü benzer olaylarla Türkiye’de daha önce de karşılaşıldı. Bu olaya ben ve arkadaşlarım, Basın Konseyi olarak gayet açık bir tepki koyduk. Akreditasyonun yanlışlığına tipik örnek aransa, Genelkurmayın yaptığından daha iyi bir örnek bulamayız. ‘O beni eleştirdi’ diye bazı basın kuruluşlarının, o kuruluşun düzenlediği programları izlemesine izin vermemek kesinlikle yanlıştır. Dünyada pek çok ülkede kuruluşların buna benzer uygulamaları var ancak kriterler ‘Bizi takip etmesi için görevlendireceğiniz gazeteci deneyimli olsun, stajyer göndermeyin, bize sizin kurumdan gelecek gazeteciyi bilelim’ gibi konular olur.
Ekşi, Genelkurmay Başkanlığının veya bir başka kurumun basın kuruluşları arasında nesnel olmayan ayrımlar yapması veya bir kısmına yasak koyması gibi bir uygulamanın özgürlüğe zarar vereceğini belirterek, sorunun akreditasyon kriterlerinin tarafsız bir kurul tarafından belirlenmesiyle çözülebileceğini sözlerine ekledi. aa