AK Parti bir yere gitmiyormuş!

AK Parti bir yere gitmiyormuş!

Medyada estirilen AK Parti ve Hükümet karşıtı kampanyanın ahlaki olmadığını “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuyla Gülay Göktürk medyaya sordu.

İmam Hatiplerin önünün açılması gayretleri, türban meselesinden hala vazgeçilmemesi, Rektör aşkın olayı, Orhan Pamuk davası... İşte Göktürk'ün yazısı


 


Nereye böyle? (I)


 


Yazının başlığını Güngör Mengi'nin dünkü yazısından aldım. Aldım, çünkü ben de aynı soruyu Güngör Mengi'ye ve son günlerde tehlikeli bir kampanya açan diğer bazı gazetelere, gazete yöneticilerine ve yazarlara yöneltmek istiyorum. Evet, nereye böyle? Ak Parti'nin bir yere gittiği yok. Asıl siz Türkiye'yi nereye götürmek istiyorsunuz? 28 Şubat dönemindeki tutumunuz için yaptığınız özeleştirilerin mürekkebi kurumadı daha. Aynı filmi bir kez daha mı seyredeceğiz? "Büyük basın" bir kez daha yeni bir 28 Şubat'ı tezgahlamaya çalışanların yedek gücüne mi dönüşecek? Bu tezgahın bir parçası mı olacak?


Öyle bir hava esiyor ki basında, sanki Ak Parti, üç yıllık bir takiye döneminin ardından, artık yüzündeki maskeyi atmış, hep özlediği Siyasal İslam'ın hedeflerine doğru yürümeye başlamış; temel hak ve hürriyetlere karşı bir saldırı başlatılmış; liberal aydınlar dahil, şimdiye kadar Ak Parti'ye destek veren kesimler desteklerini çekmiş. Bu tabloya, bir de dış faktör ekleniyor: "Zaten ABD de artık bu hükümetten umudunu kesti, gitmesini istiyor" diyorlar... Şahit olarak da, ABD basını içinde yuvalanmış ve Ak Parti iktidarının ipini çekmek için sabırsızlanan kimi isimlerin makalelerini gösteriyorlar. Peki bu tabloyu dayandırdıkları olgular neler?


Listenin en başında malum "içki yasağı" geliyor. Evet, bu yönde bazı gayretler oldu ve hepimiz eleştirdik. Ama olayın basına yansıyışına bakar mısınız: Sanki Türkiye içkinin yasaklandığı bir ülkeye dönüşmek üzere. Oysa, bu yasak meselesi daha çok üç beş belediye başkanının işgüzarlığından kaynaklanan, Hükümetin de çoktan geri adım attığı basit bir hata... Ama rejim bunalımı yaratmak isteyenler konunun üzerinde tepinip durmaya devam ediyorlar.


Ardından, diğer "delil"ler sıralanıyor: İmam Hatiplerin önünün açılması gayretleri, türban meselesinden hala vazgeçilmemesi, Rektör aşkın olayı, Orhan Pamuk davası... Bir kere, Hükümetin İmam Hatiplilere yapılan katsayı haksızlığının giderilmesi için formüller aramasını "Siyasal İslam'ın bir atağı" değil, demokrasinin gereği olduğunu defalarca yazdık. Türban konusundaki düşüncelerinden vazgeçmemelerinden daha tabii birşey ise olamaz. Rektör Aşkın olayını hükümete fatura etmeye çalışmak için apaçık bir zorlama. Bu suçlamayı yapanların elinde, hükümetin yargıyı etkilemek için müdahale ettiğine dair en küçük bir delil mi var ki, bu olayı hükümeti suçlamak için kullanıyorlar?


Orhan Pamuk davasının Ak Parti'nin suç hanesine yazılmasını ise anlamak hiç mümkün değil. Bugün, Pamuk hakkında dava açılmasından ve hele hele duruşmada gerçekleşen saldırılardan en fazla rahatsız olanın Hükümet olduğu besbelli iken, nasıl oluyor da bu dava hükümetin ifade özgürlüğüne karşı bir saldırısı olarak takdim edilebiliyor?


Açılan bu kampanyayı acilen deşifre etmek zorundayız. Yarın devam edeceğim.


 


Gülay Göktürk/Bugün