Ahmet Hakan'la albüm yapalım!
Meslektaşı Ahmet Hakan, çizer Bülent Üstün gibi imam hatipli sıfatına bir de ‘aykırı’ eklenen Sevim Gözay star Pazar’a konuştu.
İMAM HATİP LİSELİLER TORNADAN ÇIKMIŞ DEĞİL
Metropol kadınının bakış açısını yansıtan yazıları ve TV programlarıyla tanınan Sevim Gözay imam hatip lisesi mezunu olduğunu açıklayınca ilgi odağı haline geldi.
İmam hatip ve başörtüsü tartışmaları sizce de sığ bir tarzda mı yürütülüyor?
Sığdan ziyade taraflı bir şekilde ele alınıyor bu konular. Her iki kesim de birbirinin hayatı hakkında bilgi sahibi değil. Birbirini tanımayan, tanımaya pek niyetli de görünmeyen öbekler uzaktan uzağa tartışıyor.
Halbuki?
Bir şeyin karşısında olmak için de o şeyi bilmek lazımdır. En azından öğrenmeye çalışma gayreti gerekir.
Siz tam olarak bu zıtlaşmanın neresinde duruyorsunuz?
Ben özgürlükten yanayım tabii ki. İnanç ve vicdan hürriyetini tahrip etmeden yol alabilmeliyiz.
Sözgelimi başörtüsü...
Şort giymek yasaklanamayacağı gibi bir insanın başını örtmesi de yasaklanamaz.
Bu kadar kolay bir çözüm neden ortaya konamıyor peki?
Çünkü türban ile laiklik arasındaki savaş tamamıyla siyasi düzleme ait bir olgu. Halk arasında bu hususta bir zıtlaşma yoktu zaten. Siyaset alanından sivil alana serpiştirilen bir çatışma yani.
BİR ANDA DEĞİŞMEDİM
İmam hatip lisesinde okuyordunuz ve sembol bir modern metropol kadını oldunuz...
İyi de bu bir anda olmadı tabii. İmam hatip lisesinden 1988’de ayrıldım ben. 20 sene olmuş.
Ve 20 sene sonra diyorsunuz ki...
Bazıları, imam hatip veya onun dahil olduğu kültürü öyle katı bir şablon içinde algılıyorlar ki, bu katı önyargının aşılması hem zihin açıklığı hem de sağlıklı bir ruh haline ulaşılması için şart bence. İmam hatipliler tornadan çıkmış insanlar değil.
Dolayısıyla?
İnsanları tabelaların altındaki kişiler olarak değil de bireyler olarak algılamakta fayda var. Her laik gibi, her imam hatipli de kendi bacağından asılır.
İmam hatip çevresinden insanlar sizi kınıyor mu?
Bana ‘Sen nasıl imam hatiplisin, yazıklar olsun!’ türünden e-mailler geldi.
Onlara ne diyorsunuz?
Bana kızabilirler. Onlardan ille de onay beklemiyorum. İnsanlar kendi bakış açılarıyla, birikimleriyle, duygularıyla var olurlar. Bunu kabul etmeyen, bu kadarına bile müsaade etmeyen bir kafa yapısının ürettiği tatsızlıklardan sıyrılmamız gerekir.
Asıl sorun bu mudur?
Elbette. Birbirimizi değersiz ilan etme hevesinden hiç kimse kazançlı çıkmaz. Buradan hareketle bir yere varılamaz.
İmam hatip lisesinde okumanın size bir zenginlik kattığını söylüyorsunuz...
Türkiye’deki çok yaygın bir yanlış anlamanın gerçek niteliğini gördüm mesela.
Fakat imam hatip liselerini olumlamıyorsunuz da?
Doğru. İmam hatip lisesine giden çocuklar, hayatı anlamlandırmaya başladıkları bir dönemde yoğun bir dini atmosfer içinde oluyorlar. Hayatı, dünyayı, kendilerini o atmosfer içinde tanımak ve tanımlamak durumunda kalıyorlar. Fakat toplumun farklı kesimlerinden gelen olumlu ve olumsuz etkiler de bir katılık doğuruyor.
Dolayısıyla?
Birçok kişi, imam hatipli kimliğini dışlaştıramıyor, saklıyor. Çünkü nereden gelirse gelsin, haksız da olsa önyargıları hayatından çıkarmak istiyor.
YANLIŞ YORUMLANIYOR
Ne yapılmalı peki?
Ben, imam hatipte öğrenim görmüş insanlara yönelik olumsuz yaklaşımın yanlış olduğunu söylüyorum. Öte yandan imam hatip liselerinin sivil niteliğini kaybettiği, politikleştiği ortada. İmam hatipler maalesef yanlış kurgulanmış, yanlış anlaşılmış ve yanlış yorumlanan okullar.
Ahmet Hakan, çizer Bülent Üstün, siz ve birkaç kişi daha ‘Aykırı imam hatipliler’ olarak öne çıktınız. Ne yapacaksınız?
Bir albüm yapalım diye düşünüyorum. Ahmet Hakan, 32. Gün’ün kameramanı Ahmet, Bülent Üstün ve ben psychedelic bir rap albümü yapalım. (Gülüyor)
Şu sıralar neler yapıyorsunuz?
Kitap yazıyorum.
Nedir?
Bu mevzularla ilgili.
Adı?
Adı bende saklı.
Roman mı?
Hayır.
Sevdiğiniz yazarlar?
Albert Camus, J.P. Sartre, Dostoyevski... Bana okumayı sevdiren, Varoluşçu yazarları seviyorum.
Sinema filmi yapmayı düşündüğünüz doğru mu?
Evet, yazacağım, yöneteceğim, oynayacağım.
Öyle mi? Projenizden bahseder misiniz?
Henüz şekillenmiş bir şey yok.
Sevdiğiniz yönetmenler?
Peter Weir, Alejandro Gonzalez Inarritu, romantik komedilerin kraliçesi Nora Ephron, David Lynch, Mike Figgis, Wong Kar-Wai, Brian De Palma, Peter Jackson...
Tarantino?
Pulp Fiction’la dünyaya kazık çaktı. Önemsememek imkansız...
Dizileri izliyor musunuz?
Lost, Prison Break ve Nip/Tuck’ı izliyorum.
Ekşi Sözlük’te hakkınızda tam 100 ‘entry’ var. İlgileniyor musunuz?
Ekşi Sözlük’le genel olarak ilgileniyorum. Fakat yazarı değilim. Facebook’a da üye değilim.
Hırslı biri olduğunuz iddia ediliyor. Öyle misiniz?
Ben çalışkanlığın önemine inanıyorum. İşimi seviyorum ve bence bir işi iyi yapmanın birinci şartı çalışkanlıktır. Çok çalışırsanız, birileri sizin ‘hırslı’ olduğunuzu sanabilir tabii. Hırslı, entrikacı biri filan değilim.
FAŞİZAN GÜZELLİK ANLAYIŞI VE MARKA YÜCELTMEYE KARŞIYIM
Cozmopolis adlı programınızda ve Akşam’daki köşe yazılarınızda, stil sahibi şehirli kadının meselelere bakışını işliyorsunuz. Kim bu kadın? Metropollerde rastlanan, modern çağda ortaya çıkmış bir kadın tipinin bakış açısını ortaya koyuyorum. Çalışan, çoğu bekar ve 30 yaşın üstündeki kadınlar.
Kaç kişiler?
Bilmiyorum. Bankacılar, medya çalışanları, sanatçılar, öğretmenler arasında var.
Siz de Ally McBeal ve Sex and the City dizilerindeki kadınlarla özdeşleştirildiniz?
İşin doğrusu onlara benziyorum. Onun başına gelenler benim de başıma geliyor. Carrie Bradshaw da bir gaze-tede köşe yazıyor... Sex and the City’de bir modern kadınlar grubu arasında gelişen olaylar anlatılıyor. Sonuçta kentli modern kadın kültürü bu. Yani diziden türemiş değil, diziye taşınmış bir şey.
Sizin onlardan farklarınız var mı?
Benimsediğim kimlikte, yaptığım programda faşizan bir güzellik anlayışı ve marka yüceltme yoktur. ‘Marka’ derken Chanel’lerden, Gucci’lerden bahsediyorum. Cazibesinin en büyük kaynağı marka olan ürünlerden. Beş sene sıra beklemekten bahsediyorum.
Faşizan güzellik anlayışı nedir?
Ben modern kadının marka ve güzellik konularında töhmet altında kalmasına karşıyım. Kadın üzerinde sürekli ve çok şiddetli bir baskı oluşuyor. Her zaman, her yerde güzel olmak, insanüstü bir gayret gerektirebiliyor.
MODERN KADIN MUTSUZ
Modern, şehirli, özgür, stil ve kariyer sahibi kadın biraz hüzünlü mü?
Evet, biraz mutsuz. Kariyer süreci özellikle insanları zorluyor.
‘Kadınlar hayatlarının bir döneminde yalnız yaşamalı’ diyorsunuz, niçin?
Hayat mücadelesinin boyutlarını kavratan, insanı olgunlaştıran ve güçlendiren bir şey olduğu için. Anne evinde yaşayan ve oradan kocasının evine geçen kadın sürekli yanıltıcı bir şemsiye altında oluyor.
Erkekler?
Erkeklerin yalnız yaşaması kolay zaten. Kadının kültürel sorunların da üstesinden gelebilmesi gerekiyor.
SEVDİĞİM ADAMA NİYE YEMEK YAPMAYAYIM?
Bir yazınızda ‘Kadın doğum yapmak, erkek de onu hastaneye yetiştirmek için iyi araba kullanabilmek zorunda’ gibisinden cümleler yazdınız. Kentli modern kadın için biraz geleneksel bir yaklaşım değil mi bu?
Ben kendimi ‘post-feminist’ olarak tanımlıyorum. Feminizm bence miadını doldurdu. Mücadelesini verdi, kazandı ve şimdiyse ‘Bu kazandığımız feminist zaferle ne yapacağız?’ sorusu var ortada.
Ve?
Kadın ile erkek arasındaki eşitlik arayışı, kadın erkek ilişkisinin kendine özgü tatlarını kenara itti. Hesapları ‘Alman usulü’ ödemeye kadar vardı bu iş.
Şimdi hesabı erkeğin ödediği güzel mutlu günlere geri mi döneceğiz?
Neden olmasın? Kadınlar yeniden, mantoyu tutan, kapıyı açan, çiçek getiren adamı arıyor. Yani feminizmin zaferi, tüm ehemmiyetine rağmen, bir nebze mutsuzluk da getirdi.
Ciddi misiniz?
Çok ciddiyim. Artık başka bir etaba geçtik. Feminizmin ulaştığı sonuçlar kadınları yordu. Doğanın verdiği roller var, bunu büsbütün yok saymak da manasız. Ben sevdiğim adama yemek yapmaktan mutlu oluyorum. Ne var yani? Yemek yaptığım için kendimi aşağılanmış hissetmiyorum. Fakat bana ‘Sen bu konudan ne anlarsın!’ diyemez.
Epey ince bir çizgiymiş.
Aslında çok net bir sınır.
KADININ ÖNCE BİREY OLDUĞU UNUTULDU
Sevim Gözay ‘Stil sahibi, özgür kadın hakkında da başörtülü kadın hakkında da konuşurken bu insanlara birer laboratuar nesnesi muamelesi yapmama hassasiyeti gösterilmeli. Bence her ikisinin de böyle bir talebi var’ diyor ve ekliyor: ‘Özgürlükçü bir tutum benimsenmeli, her birinin birey olduğu unutulmamalı.’
MURAT MENTEŞ/STARPAZAR