Açıklar böylece kapanmayacakmış

Açıklar böylece kapanmayacakmış

'Başı açık olanların hakları korundu, Böylece başı açıklar örtünmekten kurtuldu'

Serdar Turgut / Akşam

Özeleştiriye başlangıç

Bu ülkenin okuyup yazan insanları arasında, kendi önem verdikleri değerlerin, yaşam stilinin, tamamen farklı amaçlarla yola çıkmış başka insanlarca da paylaşılabileceği yolunda çocukça, masum bir düşünce var.

Benim de sıkça düştüğüm bir hatadır bu. O yüzden amacım kimseyi direkt olarak eleştirmek değil, sadece bir özeleştiriye giriş yapmak. Çünkü bu tür bir özeleştiri AKP iktidarının bu aşamasında kesinlikle kaçınılmaz hale geldi .

AKP’liler ile yaptığımız sohbetlerde ne zaman bireysel özgürlükler ve demokrasi konuları açılsa onlarla bazı ortak noktaları paylaştığımızı görüyordum.

Konuşma teorik düzeyde kalsa galiba iyi de olacaktı ama onlar ne zaman fikirlerini iktidar pratiğine taşısalar, söylenenden daha başka şeyler olduğu da ortaya çıkıyordu.

Bizlerin bir başka özelliği de, ne kadar yalan söylense de, ne kadar kandırılsak da, karşımızda bizim değer verdiğimiz jargonu kullanan insanların, bizimle aynı toplumsal projelere inanıyor olabileceğine ısrarla inanmayı sürdürmemizdir.

Ne istediğimi anlatmak için basit bir örnek vereyim.

Diyelim ki; üniversiteli kızların türban takma özgürlüğü gündeme geldi. Bizler, özgürlükçü sol gelenekten gelenler, bunu bireyin tercih özgürlüğü ve inanış özgürlüğü çerçevesinde ele alıp, destek çıkarız ve çıktık da...

AKP’liler de bir süre en azından bizimle yaptığı konuşmalarda, aynı jargonu kullanır ve samimiyetlerine inandırırlar. Ama bir süre sonra yaptıklarının bir alt metni de olduğu hemen ortaya çıkar.

Nihai hedef kızların seçme özgürlüğü filan değildir. Asıl amaç üniversiteye giden her kızın kapanacağı bir düzendir.

Eylemleriyle, söylemleriyle, siyasi simge türü konuşmalarıyla filan, bunu adeta yüzümüze sıvarlar...

Biz hâlâ daha bütün bunlara rağmen inanmayı sürdürürüz. Belki de başka çaremiz olmadığından bunu yaparız, bilemiyorum... Onlar da bizi güzelce kullanırlar.

Ben şahsen defalarca yaşamış olduğum bu tür olaylardan sonra, aktörleri yakından tanımak fırsatım da olduğundan, kandırılmış ve hatta aşağılanmış olmamın iç hesaplaşmasını yazarak yapmaya çalışırım.

Bazen onlara sitem de ederim. ‘Gelin yapmayalım, bunu açıkça konuşalım, mert olalım’ filan derim.

Bakarım bütün bunlar bir fayda etmiyor, o zaman da küserim ve küstüğümü de söylerim. Bunun da bir faydası olmaz. Çünkü benim gibi insanların onlar açısından bir önemi yok ki. Onlar için yürüdükleri yol önemlidir sadece.

Bizim gibi özgürlükçü sol gelenekten gelen insanlar bir nevi öksüz çocuklar gibiyizdir.

Dünyada özgürlükçü sol düşünce ortadan çekilmiş, Türkiye’de belki hiç olmamış, sadece marjlarda kalmış bir akımız biz.

Belki de tutunacak bir yerlere ihtiyacımız var. Sürekli arayış içindeyiz ve bunu da AKP’de bulduğumuza bir ara inanmaya çalıştık.

Bunu ben yaptım, isteyen bu tür yazılarımdan bir derleme bile yapabilir ve başlığını da ‘Kandırılma’ koyar, olur biter.

Tavrım şimdi değişecek mi; sanmıyorum... Çünkü kolay ders almayız.

Tutunma ve inanma ihtiyacımız, özgürlükçü Türkiye özlemimiz öyle fazladır ki; aslında kandırılmakta olduğumuza kolayca inanmak istemeyiz.

Konu gündemde olduğundan aynı örnekten giderek meseleyi biraz daha açmak istiyorum. Sabah ve Taraf gazetelerini bir örnek çalışması olarak ele almak istiyorum.

Sabah gazetesi Dinç Bilgin zamanında özgürlükçü, modern ve kendime yakın gördüğüm bir gazeteydi. Şimdi ise yeni patronu nedeniyle doğal bir dönüşüm geçiriyor.

Kendi iç işleri beni alakadar etmez de dün attıkları başlığa takıldım. Anayasa Mahkemesi’nin kararını ‘Yasak kızım’ başlığıyla vermişler.

Sadece şunu söylemek istiyorum, evet; türbanla üniversiteye gitmek isteyen kızlar bu karara üzüldü de peki ama bu ülkede başı açık olup da üniversiteli olan kızların kendi gelecekleri hakkında hiç mi korkusu yoktu? Onlar kendilerinin bir süre sonra kapanmak zorunda kalacaklarını filan hissetmiyorlar mıydı?

Onlar da çok rahatlamıştı ve bu tepkilerini gazetemize ulaşıp söylediler. Dolayısıyla gazetenin başlığını ‘Artık korkma kızım’ diye de atabilirdiniz.

Üstelik ben ve benim gibi düşünen insanlar, başı açık kızlarımızın hakları konusunda ne kadar duyarlıysak türbanlı kızlarımızın hakları açısından da aynı şekilde duyarlıyız. Sadece bir orta yolu bulmak istiyoruz ve insan beyninin bu yolu mutlaka bulabileceğine inanıyoruz.

Ama orta yolu istemeyenler ne yazık ki, hareketleri, söylemleri ve ‘Velev ki...’ diye başlayan konuşmalarla başı açık kızlarımızı korkutup kaybettiler...

Tamam Sabah’ın başlık krizlerini filan anlıyorum, onlar mecburlar yaptıklarına da Taraf gazetesinin tavrı çok daha ilginç bir inceleme konusu oluşturuyor bence. Onlar yukarıda değinmiş olduğum özgürlükçü sol gelenekten gelen insanların yanlışlarını çok açıkça ortaya koyuyor diye düşünüyorum.

Anayasa Mahkemesi’nin kararına karşı çok net tavır alan gazetenin çok da iyi gazeteci ve yazar olan iki ismine Ahmet Altan ile Yasemin Çongar’a sormak istiyorum: ‘Acaba bu arkadaşlar, bu ülkede bazı kadınların bu kararın alınmasına ne kadar sevindiklerini ve kendilerini kurtulmuş hissettiklerini hiç algılıyorlar mı? Türban hakkına olduğu kadar bu kadınların haklarına neden duyarlılık gösteremiyorlar? Taraf gazetesini okumaya, sevmeye çalışan insanlar arasında bu insanların da var olduğunu görmüyorlar mı?’

Mutlaka görüyorlardır da, meseleyi ilke meselesi gördüklerine, kendi prensiplerinin sonuna kadar savunulması olarak düşündüklerine eminim.

Ben de siyasi iktidarı daha yakından tanıyıncaya kadar aynı hisleri taşıyordum. Dolayısıyla bu yanlışı insani ve art niyetsiz görürüm.

Ama bu ülkenin özgürlükçü, demokrasiye inanan insanları, kendileriyle bazı sevimsiz yüzleşmeleri muhakkak yapmak zorundalar.

Bizim prensiplerimizi, ilkelerimizi bazılarının başka amaçlar için nasıl da kullanabileceğini görmeye çalışmalıyız.

İlkelerimiz, entelektüel prensiplerimiz var diye bazı ikinci-üçüncü sınıf insanların bize sürekli aptal muamelesi yapmasına daha fazla izin vermemeliyiz.

Onlara sürekli diyalog ihtiyacını hep anlatmalıyız. Hayal kırıklıklarına bir gün son verilecek umuduyla yaşamayı da benimseyeceğiz tabii ki mecburen.