50 yılda Konya nasıl değişti?
Son 50 yılda şehirde yaşanan fiziki modernleşmenin etkileri nelerdir? Prof. Yasin Aktay, Dr. Hasan Özönder, Nevin Halıcı'nın açıklamaları....
Konya’nın ve Konyalılar’ın gündelik hayatı ve kültürünün son 50 yılda büyük değişimler geçirdiği bildirildi. Komşuluk kültüründen ölüm ve cenaze işlerine kadar birçok alanda gerçekleşen bu değişimin Konya’daki beşeri ilişkilerin zayıflamasına işaret ettiğine dikkat çeken uzmanlar, “Bu değişim maalesef birçok iyi geleneğinde unutulmasına ve ortadan kalkmasına sebebiyet veriyor” görüşünü dile getirdiler. Şehrin fiziki yönden modernleşmesinin beraberinde ahlaki ve kültürel yozlaşmayı da getirdiğine dikkat çeken uzmanlar, Konya
’nın yüzyılların süzgecinden geçmiş adet ve geleneklerinin inceliğinin sadece düğün yemeklerinde yaşatılmasının yanlışlığına işaret ettiler. Fiziki modernleşmenin kendiliğinden kültürel yozlaşmanın sebebi sayılamayacağını söyleyen SÜ Sosyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay, yeni şartlara uygun beşeri ilişkileri Konyalılar’ın teşekkül ettirmekte zorlanmasının normal karşılanması gerektiğini, buna mukabil şehir idarecilerinin nostalji ve ütopyaya kapılmadan şehirlilik bilinci ve kültürünün devamlılığı için gerekli tedbirleri almalarının elzem olduğunu ifade etti.
FARKLI MESLEKLERİN CENAZELERİ FARKLI CAMİLERDE KILINIRDI
Konya’nın geçmişten getirdiği birçok güzel adetinin olduğuna işaret eden Dr. Hasan Özönder de bu adet ve geleneklerin unutulmaya yüz tutmasına üzülenlerden. 1970’lere kadar farklı meslek ve meşrepten insanların cenaze namazlarının bile farklı camilerde kılındığını ifade eden Dr. Hasan Özönder “Sözgelimi esnaf ve ulemada
n biri ölürse cenazesi Kapı Camii’nde kılınırdı. Resmi zevattan ölenlerin cenazeleri Şerafettin Camii’nden kaldırılırdı. Aşıkandan ya da ehl-i tarik bir kimsenin cenazesi de Sultan Selim Camii’nde kılınırdı. Bu adet, meslek ve meşrep erbabları arasında bir ayrımı işaret etmezdi. Sadece ölen kişinin mesleğini, meşrebini cenazesinin kılındığı camiden bilebilirdiniz. Bu adet Konya’da 1970’lere kadar devam etti. o tarihlerde subayların cenaze namazının Şerafettin Camii’nde kılındığını hatırlarım” dedi.
Konya’da Selçuklu ve Osmanlı’da birçok tarikata mensup cemaatin bulunmasına rağmen 1900’lü yıllara kadar Mevlevilik harici tarikatların Mevleviliğe saygılarından dolayı pek ön plana çıkmak istemediklerini belirten Dr. Özönder, “Kadiri, Nakşibendi, hatta Bektaşi birçok cemaat mensubu Selçuklular’dan beri Konya’da bulunurdu. Hatta Ali Gav Medresesi bir Bektaşi tekkesiydi. Ancak bu tarikatlar Mevleviliğe olan saygılarından dolayı şehir kültüründe pek ön planda yer almak istemezlerdi” diye konuştu.
KOMŞU KALDIRMASI KALDI MI?
Dr. Nevin Halıcı da modernleşme süreciyle birlikte Konya’nın yemek ve komşuluk kült ürünün değişmeye başladığını ifade etti. Halıcı, Konya Kültürü ve
Yemekleri adlı kitabında Konya’daki komşuluk ilişkilerini şöyle anlattı: Anadolu'nun her yerinde bir eve konuk geldiğinde yakın dostlar davet yapar, bu Anadolu insanının değişmez geleneğidir; ama Konya'da bu davetler 'Komşu Kaldırması' adı altında kurallaşmış özellikler taşır. Karadeniz, Ege, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri'nde yaptığım araştırmalarda böyle kurallaşmış, adı konulmuş bir davete rastlamadım. Konya'nın Selçuklu'dan süzülen zarif yemek kültürü içinde 'Komşu Kaldırması' ayrı bir özellik taşımaktadır. Komşu kaldırması, komşuya gelen bir misafiri yakın komşunun, ev sahibiyle birlikte kendi evine davet edip ikramda bulunmasıdır. Misafir günlük ise öğlen yemeğinden sonra ikindin sofrasına, yatılı ise gece kalmasına kaldırılır. Komşunun komşuya sevgi ve saygısından, yardımlaşma amacıyla yapılır. Misafir konuk geldiği evden yakın komşunun evine gittiği zaman gezici adını alır. Misafir kaldırması yemeğe, yatıya, kahvaltıya, soğukluğa çereze, olur. Yatılı gelen misafir komşular arasında gün belirtilerek paylaşılır, ev sahibine yük bırakılmaz. Özellikle düğünlerde misafirler, komşular arasında içtenlikle paylaşılır. Misafir neye kaldırılırsa kaldırılsın 'variyetine' göre en güzel şekilde ağırlanır.
Tahtatepen'den Ayşe Tırıs Hanımefendi'nin Hanımefendi'nin 1979’da anlattığına göre 'Yazın bağda kalkarsa tek bir yemek etrafına soğukluk düzülürdü. Yemek guşbaşılı taze börülce, patlıcanlı bayıldan veya yumurtalı gabak olurdu. Etrafına üç sahan içinde büzgülü, ak, dimnit varısa çekirdeksiz ak üzüm konurdu. Aralarına kavunları ciz. Tandır ekmeğini, hırtlağını, bostanını, şeniyarını goyardık. Üstüne mısır patladılır, türüm türüm yenirdi."
Fatma Balak Hanımefendi ise kışın misafir kaldırmayı şu şekilde anlatıyor: Dibe kavunları döşerdik kış için Gayıt damının direklerine hevenkleri asardık. Bekmeze gayısı, balcan,alıç, gabak reçellerini yapar, gezicilere çıkardırdık. Daha bekmezle nişastayı bular, ateşte koyuldur, baklava gibi keser köftü derdik. Düğü pişer, bekmezle nişasta ceviz, kenevir koyar, ateşte koyuldurduk "darhana" derdik, Cevizli sucuk yapardık. Bulgur vururduk Köftüleri darhanaları, cevizli sucukları çıkardırdık. Dipten kavun, hevenkten üzüm, fındık, fıstık,çatlak, patlak ne varısa, küftünden (gönlünden) ne koparsa gezicilere çıkardırdık.
Günümüzde Ayşe Balak ve Ayşe Tırıs hanımefendilerin anlattığı gibi nefis tatları bulamazsanız da bu kış gezmelerinde bir 'bulgur vurup' etrafını çeşitli çerezlerle donatarak dostlarınızla eski günlerden bir gün yaşarsınız.
ÖLENE “ÖLDÜ” DEMEK YAKIŞIK ALMAZDI
Gazeteci Yazar İhsan Kayseri’nin aktarımına göreyse yüzyıllar boyunca Konya’da Mevlevilerin cenaze merasimleri ney, kudum, rebabname gibi rebab nameleri eşliğinde sema icraatıyla yapılırdı. Çünkü Mevlevilikte de “müminler”in ölmediğine, vefat eden kişinin bir evden diğer eve göçtüğü kabul edilirdi. Böyle bir taşınmaya ise sevinç, imrenme duyulurdu. Bu ince düşünce sebebiyle de Mevlevilikte vefat eden kişi için “öldü” veya “ölü” denilmez, “Hakk’a Yürüdü”, “Allah’a kavuştu” tabirleri kullanılırdı. Ölü için konuşmayan anlamına gelen “Hamuş” kelimesi tercih edilir, mezarlığa da “Hamuşan” veya “Hamuşhane” denilirdi.
Murat Güzel-Memleket