28 Şubat'ta tek sorumlu asker değil
Türkiye'de yapılan darbelerle ilgili olarak ilginç açıklamalarda bulunan CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, ülkede bir daha darbe olmaması için yol haritası belirledi.
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun CHP'li üyesi Mehmet Şeker darbelere karşı izlenecek yol haritasıyla ilgili olarak haber7.com'a çarpıcı tespitler bulundu.
CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'e göre, 60'la başlayan 71 muhtarısıyla devam eden, 12 Eylül 1980'le zirve yapan tüm darbe ve muhtıralar, ABD çıkarları doğrultusunda hareket eden güçler tarafından organize edildi.
Darbelerin sağ, sol ya da dindar kesime yapıldığı ayrımına karşı olan CHP'li Şeker, darbelerin hepsi tüm halka karşı yapılmıştır, fikrini savundu.
"28 ŞUBAT'TA TEK SORUMLU ASKER DEĞİL"
Kargaşa ve kaos ortamını zenginleşmenin fırsatı olarak gören kesimler, darbe dönemlerini soygun düzeninin aracı haline dönüştürdüğünü ifade eden Şeker'in 28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili olarak da ilginç tespitleri var. 28 Şubat sürecinde tek sorumlunun asker olmadığını dile getiren Şeker, 28 Şubat siyaset, yargı, medya, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle gerçekleştirildi, dedi.
"22. YÜZYILDA DA DARBE KORKUSU YAŞAMAMAK İÇİN..."
Şeker, ülkemizin bir daha klasik ya da post modern darbe veya muhtıralarla karşı karşıya kalmaması için sivilleşme sürecinin tam anlamıyla sağlanması gerektiğinin altını çizdi.
Darbe döneminde hazırlanan yasaların değiştirilmesini öneren Şeker, "Aksi halde Türkiye 22. yüzyılda bile darbe ihtimalinden konuşmaya ve korkmaya devam edecektir." iddiasında bulundu.
İşte Şeker'in "darbe mi bir daha asla" için görüş ve önerileri:
DERİNDEN GELEN DALGA
•Türkiye'nin NATO'ya üye olmasıyla birlikte; devlet içinde, gladyo, derin devlet ya da kontrgerilla şeklinde adlandırılan yasa dışı örgütlenmeler oluşmaya başlamıştır. ABD'nin çıkarları doğrultusunda hareket eden NATO'nun organizasyon ve desteğiyle, bu yasa dışı örgütler ülkemizde kimi zaman etnik, kimi zaman dini, kimi zaman da siyasi kutuplaşmalar yaratılmasına yönelik faaliyetlerde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu faaliyetler faili meçhul cinayetlerden gazeteci, aydın, sivil toplum örgütü liderlerinin suikastlarına; Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarından, 1 Mayıs olaylarına kadar tarihimizin en kanlı olaylarını kapsamaktadır.
DARBELERİNDE ABD'NİN ROLÜ
•Ülkemiz tarihinde yer alan tüm darbelerin gerçekleşmesinde Amerika Birleşik Devletleri'nin rolü vardır. Türkiye'de çıkarları doğrultusunda bir yönetim isteyen ABD, bir tehdit unsuru yaratmak suretiyle önce toplumda kutuplaşma bölünme, huzursuzluk yaratmakta, yaratılan bu tehdit unsuruna içte de çeşitli kesimlerden destekçi bularak emeline ulaşmaktadır. Bu tehdit unsuru zamanın ruhuna uygun olarak 1960'larda komünizm iken, 1990'larda irticadır. Yaratılan bu tehdit unsuruna gerçekten inananlar ile inanmamakla birlikte kendi çıkarları için göz yuman iç aktörler darbelerin gerçekleşmesine katkı sağlamışlardır.
DARBELER HALKLA KARŞI
•Ülkemizde meydana gelen darbelerin hiçbiri sağ görüşlü kesime, sol görüşlü kesime ya da dindar kesimlere karşı yapılmamıştır. Darbelerin temeli atılırken bu argümanlar kullanılmış olmakla ve değişik dönemlerdeki darbelerde bu kesimlerden biri daha fazla diyet ödemekle birlikte aslında fatura tüm toplum tarafından ödenmiştir. Diğer bir deyişle darbelerin hepsi tüm halka karşı yapılmıştır.
SOYGUN DÜZENİN ARACI
•Kargaşa ve kaos ortamını zenginleşmenin fırsatı olarak gören kesimler, darbe dönemlerini soygun düzeninin aracı haline dönüştürmüşlerdir. Diğer bir deyişle ekonomik faaliyetleriyle arzuladıkları kazançları elde edemeyenler, silah korkusuyla egemen olmak isteyenleri destekleyerek zenginleşmişlerdir. 28 Şubat sürecinde bu soygun düzeni bankalar üzerinden gerçekleştirilmiştir.
•Uluslararası sistemin ekonomik ve güvenlik dönüşümlerini iyi analiz edemeyen, değişimlere doğru zamanda tepki veremeyen iktidarlar döneminde darbeler vuku bulmuştur. Dünya konjonktürüne uymayan politikalar sergileyen iktidarlar Amerika veya İsrail tarafından NATO, iç aktörler kullanılarak yönetimden indirilmektedir. Bu durumun en somut örneği, ikili dünya sisteminin var olduğu 1960'da dönemin iktidarının mali kaynak bulmak için Sovyetlere yanaşmasından ABD'nin rahatsız olması, 28 Şubat'ta dönemin iktidarının İsrail'in tehdit olarak algıladığı ülkelerle yakınlaşmaya girmesidir. Dış konjonktüre uygun hareket edilen dönemlerdeki darbe kalkışmaları ABD tarafından destek görmediğinden akamete uğramıştır. Talat Aydemir'in darbe girişimi buna örnek olarak verilebilir.
•Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çalışmalarına devam etmesi, 28 Şubat sürecinin darbe olmasının önüne geçmemektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan yenidünya konjonktürü 1960, 1971 ya da 1980 dönemine benzer klasik bir darbe sürecini olanaksız kılmıştır. Bu nedenle 28 Şubat sürecinin dış ve iç aktörleri fiili bir darbe yerine, yönetmelikler çıkarmak suretiyle hükümeti, yargıyı, merkezi idareyi, denetim mekanizmalarını devre dışı bırakan bir yöntem tercih etmişlerdir. EMASYA Protokolü, Batı Çalışma Grubu Yönetmeliği, Milli Güvenlik Kurulu Yönetmeliği, Başbakanlık Kriz Masası Yönetmeliği bunlardan birkaç tanesidir.
•Darbe Komisyonu'nun bilgisine başvurduğu çeşitli kesimlerin ifadelerinden çıkan ortak görüş, dönemi iktidar ortaklarının dış konjonktürü anlama, devleti yönetme, daha önce bahsedilen ve hükümeti işlevsiz kılan yönetmeliklerin ne anlama geldiği konusunda yetersiz olduklarıdır.
•28 Şubat sürecinde tek sorumlu asker değildir. Siyaset, yargı, medya, iş dünyası, sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
•Ülkemizin bir daha klasik ya da post modern darbe veya muhtıralarla karşı karşıya kalmaması için sivilleşme sürecinin tam anlamıyla sağlanması gerekmektedir. Sivilleşme süreci askeri alanın tam denetimiyle mümkündür. Bunun için ilk adım, vergi mükelleflerinin ödemeleriyle gerçekleştirilen askerlerin maaşlarının tüm devlet memurlarında olduğu gibi kamuoyuna açıklanmasıyla atılabilir. Askeri harcamaların sivil denetimi ve askeri ihalelerin şeffaflaştırılması yine bu konuda atılacak adımlardan biridir.
•Darbelerin gerçekleşmesinde ve sonuçlanmasında yargının rolü yadsınamaz. Bu dönemlerde yargı adaleti sağlamak yerine aktörlerin talimatlarını yerine getiren bir görev ifa etmiştir. Yargının egemenlerin kontrol ve yönlendirmelerinden tam olarak çıkabilmesi için yargı bağımsızlığının somut bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekiyor.
•Yine darbelerin en önemli aktörlerinden biri kuşkusuz ki medyadır. Ülkemizde medya sahiplerinin başka ekonomik faaliyetlere girişmeleriyle birlikte, medya egemen güçlerin yanında yer almaya başlamıştır. Bu noktada toplum ve ülke yararı tamamen göz ardı edilmiş, medya kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekte herhangi bir beis görmemiştir. Ülkemizde yazılı ve görsel basının maliyetinin çok altında gelir elde etmesi, medya sahiplerini gelir elde edebilecekleri başka faaliyetlere yönlendirmekte, bu durum ise egemen güce bağımlılığı getirmektedir. Medya bağımsızlığının tam olarak sağlanması ekonomik bağımsızlıklarının sağlanmasına bağlıdır. Ülkemizde gelir seviyesi artıp gazeteler maliyetlerini karşılayacak düzeyde bir satış rakamında ulaşıncaya kadar devlet tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Dördüncü erk olarak da adlandırılan medyanın tıpkı siyasi partiler gibi hazineden pay almasına ve başka ekonomik faaliyetlere yönelememesine ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
•Gücün yanında yer alma eğilimi sadece yargı ve medya için geçerli olan bir husus olmayıp halk için de aynı tutum söz konusudur. Hiçbir darbe döneminde halk kendi oylarıyla seçtikleri hükümetlere sahip çıkmamış, o dönemde gücü elinde bulunduranın uygulamalarına sessiz kalmıştır. İlköğretimden başlayarak halka demokrasi kültürünün yerleşmesi, verdikleri oya sahip çıkmaları, gücün değil doğrunun yanında hizalanmaları için gerekli eğitim verilmelidir.
•28 Şubat sürecinde oluşturulan soygun düzeninin öğrettiği derslerden yola çıkarak kamu bankalarının siyasi etkiden arındırılması için gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
•28 Şubat sürecinin fişleme çalışmalarının illerde, bakanlıklarda tamamen yok edilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Bu fişler yok edilmediği sürece 28 Şubat da asla sonlanmayacaktır.
•Darbelerin bir daha olmaması, demokrasinin tam anlamıyla yerleşebilmesi için, ülkemizde demokrasiyi sekteye uğratan tüm girişimlerle ilgili yürütülen soruşturmalarda “hatırlılar, gönüllüler” şeklinde bir ayrım yapılmasına son verilmeli, sorumluluğu bulunan herkes aynı derecede hesap verebilmelidir.
•Türkiye'de siyasi partilerin iktidara gelene kadar darbe dönemlerinden, darbe yasalarından ve kurumlarından serzenişte bulunma iktidara geldikten sonra ise bu yasa, kurum ve işleyişe son vermek yerine kendi lehine ele geçirme tavrından vazgeçmesi gerekmektedir. Aksi halde Türkiye 22. yüzyılda bile darbe ihtimalinden konuşmaya ve korkmaya devam edecektir.
•Ülkemizde darbelerin izlerinin tamamıyla silinmesi için Anayasa'da bulunan anti demokratik hükümlerin çok hızlı bir şekilde sivil hükümlerle değiştirilmesinin yanı sıra yasalarda ve kurumlarda yapılması gereken elzem değişiklikler şunlardır;
-Milli Güvenlik Kurulu'nun lağvedilmesi ya da kurulda ekonomi, sanayi, yükseköğretim, işçi sendikalarının temsilcileri gibi sivil üyelerin de bulunduğu bir yapılanmaya gidilmesi,
-YÖK'ün hantal yapısından çıkartılarak, sayıları iki yüze yaklaşan üniversiteler arasındaki eş güdümü sağlayan, bir nevi koordinasyon kurulu yapısına kavuşturulması,
-Üniversite rektör seçimlerinin, üniversitelere bırakılması
-Siyasi partiler yasası, seçim yasası gibi 12 Eylül yasalarının demokratik bir ülkede olması gerektiği gibi değiştirilmesi…
•Darbe dönemlerine ait tüm yasa, karar ve yönetmelikler yok hükmünde sayılmalıdır.
•Daha önce de bahsedildiği gibi darbelerde en büyük paya sahip dış aktörler, toplumda siyasi, etnik ya da dini kutuplaşmalar yaratarak darbelere zemin hazırlamaktadırlar. Bu anlamda siyasilere düşen sorumluluk, kullandıkları siyaset dilinin böyle bir kutuplaşmaya izin vermeyecek düzeyde olmasıdır.
•Türkiye bir süredir askıya alınan AB'ye tam üyelik yolundaki demokratik reformlarına devam etmelidir. Bu hedeften vazgeçilmesi durumunda; dini, etnisiteyi ya da laikliği kullanmak suretiyle ülkede karmaşa, kaos yaratmak isteyenler eylemlerine devam edeceklerdir.
•Devlet içindeki yasa dışı çetelerin örgütlenmelerinin ve bunların faaliyetlerinin ortaya çıkarılması ve bunlara son verilmesi için Millî Birlik Komitesi ve Millî Güvenlik Kurulu kararlarının herhangi bir ayrım yapılmadan Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına açılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
•ABD'nin Türkiye'deki darbeleri etkisi altındaki NATO vasıtasıyla daha da detaylı bir söylemle NATO'nun ülkemizdeki illegal örgütlenmeleri vasıtasıyla gerçekleştirdiğinden hareketle, bu örgütlerin mutlaka dağıtılması ve üyelerinin cezalandırılması gerekmektedir. NATO şemsiyesi altında bu gerçekleştirilemiyorsa, tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye için NATO üyeliğinden çıkma seçeneği de düşünülmelidir.
•Darbeleri Araştırma Komisyonu, 28 Şubat alt komisyonunun çalışmaları çerçevesinde siyaset, yargı, asker, medya, ekonomi, sivil toplum ve bürokrasi kanadından yüzün üzerinde kişinin görüş ve bilgisine başvurmuştur. Bu görüşmeler ülkemizde genel olarak kişilerin yaptıkları yanlışların sorumluluğunu üstlenme konusunda bir tutum benimsemediklerini ortaya çıkarmıştır. Bu durum, gençlerimizi ceza çekmek uğruna da olsa yaptıkları yanlışlıkları üstlenmesi hususunda bilinçlendirmenin zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.
•Faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu kurulmalıdır. Bu komisyon aracılığıyla Türkiye geçmişiyle yüzleşmelidir.
•Darbe dönemlerini soygun düzeni olarak kullanarak halkın paraları üzerinden zenginleşenlerden “nereden buldun” benzeri bir düzenlemeyle hesap sorulmalı, servetinin hesabını veremeyenlerle ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
•MİT, BDDK, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet ve Jandarma İstihbarat gibi kurumların yurt içi faaliyetlerinin şeffaf ve hesap verebilir olması sağlanmalıdır.
•12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde idam edilenlerin TBMM tarafından iade-i itibarlarının yapılması için gerekli adımlar atılmalıdır.
•Darbe dönemlerinde ekonomik, siyasi, sosyal ve ailevi olarak zarar görenlerin tespiti ile ilgili bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gereklidir.
