2007 biterken Türkiye'nin hali

2007 biterken Türkiye'nin hali

AK Partili hayatımızın beşinci yılını da doldurmuş olduk. Farklı bir döneme girdik...

Elif Çakır - Aksam

2007 biterken Türkiye’nin fotoğrafı 

 

Yılın son günü bugün. Aslında günlerden bir gün. Takvim diye bir şey yapmış insanoğlu, yılın sonu geldi, başı geldi diye başka bir moda giriyor.

“Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür” diye güzel bir cümleyi hatırladım zaman üzerine düşününce.

 

Aslında takvimler sadece yaşadığımız anları tarihin belleğine kaydetmek için var.

Yoksa bu pazartesinin yarınki salıdan tek farkı, tarih konulacak evraklara 2008 yazmamız olacak.

 

Bu yılla birlikte ülkemizde AK Partili hayatımızın beşinci yılı da dolmuş oluyor.

Son beş yılda çok şeyler yaşadık.

Farklı bir döneme girdik.

 

Cumhuriyetin (değil aslında, bir kısım cumhuriyetçilerin) dışladığı kesimlerin, her türlü horlanmaya rağmen (iktidarda olmanıza rağmen, devleti birlikte yönettiğiniz bazı kurumların başörtüsünden dolayı eşinizi yok saydığı, hiçbir yere kabul etmediğini düşünün bir bakalım empati yaparak) alınmayıp, gücenmeyip iktidara geldiği son beş yılı hep birlikte yaşadık.

 

“Cumhuriyet mitingleri” gördük mesela.

Niye yapıldı bunlar?

“Cumhuriyet bizimdir, size bırakmayız” anlamında bir eylemdi kanaatimce.

Geçenlerde Avni Özgürel, bu konuya güzel bir açılım getirmiş: “Dindarlaştığımız falan yok.”

“İnancı olanca saflığıyla ve samimiyet içerisinde yaşayanlar” olduğundan dem vurarak, önemli bir vurguyu da peşisıra ekliyordu Özgürel: “Sözüm, egemenler katının uzağında duran o insanlara değil zaten.”

 

Zaten uzun süredir tartıştığımız meselenin özü de bu aslında.

Türkiye’de dindar Anadolu halkı, “egemenler apartmanında” ancak kapıcı olabilir diye düşünülüyordu. Böyle olunca, başörtülü kadının katlar arasında gezmesinde, onların hizmetini görmesinde hiçbir sakınca yoktu.

İş ne zaman bu kapıcıların apartmanda “kat”larında daireler edinmesine geldi, sorun diye tartıştığımız şeyler ortaya çıktı.

 

Bu tartışma, eğer yine konjonktürün azizliğine uğramazsa, önümüzdeki yıllarda da yapılacak sanıyorum.

AKP hükümeti ne kadar kalıcı olacak bilemiyorum.

Ancak bu tartışma hep sürecek.

 

Bazen fotoğraflar yayınlanır medyada. Başörtülü kadınların bulunduğu bir kesittir bu.

“İşte Batı bizi bu fotoğraflarla tanıyor” diye de beylik laflar edilir altında.

Derdimiz, “Batı’nın bizi hangi fotoğraflarla tanıması gerekir” olursa, laf epeyce uzar bu konuda. Mesele fotoğraf vermek mi yani? (Tam da burada aklıma, üniversiteye kayıt olmak için başörtülerinin üzerine peruk takarak fotoğraf veren kızlar geldi.)

 

Cumhuriyet tarihi boyunca Batı’ya verilen fotoğraflar gerçeği mi yansıtıyordu peki?

Ülkemizin gerçek fotoğrafını mı görmek istiyoruz, yoksa Batı’nın bizi hangi fotoğraflarla görmesini mi?

 

Peki Batı’nın fotoğraflarına biz nasıl bakıyoruz?

Onların bizdeki fotoğraflarında gördüğümüz manzara nasıl?

Bizdeki “fotoğraf verme” sıkıntısı onlarda da var mı?

 

Yeni yılda anayasa tartışmaları da hızlanacak sanıyorum. Yeni anayasanın, bizim fotoğrafımızı nasıl göstermesini istediğimizi tartışacağız.

Yeni yıla girerken, Türkiye’nin fotoğrafı üzerinde acaba bu yıl uzlaşabilecek miyiz, belki de en çok beni bu konu ilgilendirecek.

Bölgemizde ve ülkemizde ciddi gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz.

Sonu hepimiz için hayırlı olsun diyerek, yeni yıla böyle bir dilekle girmek istiyorum.