• BIST 98.631
  • Altın 228,305
  • Dolar 5,7865
  • Euro 6,7031
  • Konya 14 °C
  • Bakan Albayrak: Yeni Hal Yasası geliyor, komisyonculuk tarihe karışacak!
  • Dolar 2 ay sonra o seviyenin de altına düştü!
  • Tespit edilmiş 5 FETÖ kriteri var ama  hala İl Emniyet Müdürü
  • Bakan Albayrak: Yeni Hal Yasası geliyor, komisyonculuk tarihe karışacak!
  • Dolar 2 ay sonra o seviyenin de altına düştü!
  • Tespit edilmiş 5 FETÖ kriteri var ama  hala İl Emniyet Müdürü

Tahir hocamıza özlemlerimizle..

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İslam geleneğinde âlim; ilim, amel ve ihlas üçlüsünü her yönüyle temsil eden kimsedir.  Günümüzde, ilmiyle âmil, dindarlığında samimi, siyasi şuur olarak bütün dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu durumu iyi analiz edebilen ve insanlığın içine düştüğü çıkmazlardan kurtarılmasında projeler geliştiren çok yönlü âlimlere ihtiyaç vardır. İşte ilmi otoritesinin yanında manevi otoritesini iyi kuran âlimler,  velayet noktasında büyük işler başarabilirler.

İslam düşünce geleneğinde velâyet; muhabbet, dostluk, yardım ve vekâleten birey ve toplumun sorumluluğunu yüklenmek demektir.  Bu unvana kimlerin layık olduklarını Hz. Peygamber’den gelen şu rivâyetten anlıyoruz:  “Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah akla gelir.”( İbn Mâce,  Sünen, “Zühd”,  4).   Çünkü onlar, tahkiki iman ile Allah’a bağlanmışlardır. Mümkün olduğu ölçüde Allah’ı ve sıfatlarını bilirler, itaate devam ederler, seherlerde istiğfar ile meşgul olup, gündelik hayatlarının tüm alanlarında isyanın her türlüsünden kaçınırlar. Şehvetlere ve lezzetlere dalmaktan uzaktırlar. Bunların dünya malına, kazanç yollarına sevgi ve düşkünlükleri yoktur. Ancak Allah için sevmek (el-hubbu fi’llah) ile birbirlerine sevgi ve dostluk gösterirler.

İlahi ahlakla bütünleşmiş olan gerçek âlimler,  günaha büyük ve küçük diye bakmaz, kime karşı işlendiğine bakar, bu sebeple olabildiğince seyyiattan korunmaya ve hasenata sarılmaya çalışırlar. Çünkü onların dünyasında değil şüpheli ve haram olana,  mekruhlara bile büyük tepki vardır. Onlar, günahları saatli bomba gibi görürler ve tevbe ile kısa zamanda etkisiz hale getirilmesi için uyarıda bulunurlar.

Allah’ın kendilerine verdiği akıl nimetini iyi kullanan gerçek âlimler, Allah’ın razı olduğu şeylere sonsuz muhabbet duyarlar, O’nun razı olmadığı şeylere de muhalefet ederler.

İyi âlimler, Yaratan’a derin saygı, yaratılana şefkat duyarlar.

 Sulehâ-i sâlihînden olan âlimler,  kendilerinden ziyade başkaları için yaşarlar. Maneviyat alanında meydana getirilen büyük yıkım ve tahribatlar karşısında nesillerin terbiye ve eğitimleriyle meşgul olmaktan asla geri durmazlar. Onlar, “ölmeden önce ölünüz”“ölmeden önce kendi nefsinizi hesaba çekiniz” nebevî kavliyle hareket eder bu noktada toplumsal sorumluluklarını da aksatmazlar.

 İlmiyle âmil olan mücadeleci âlimler,  Allah davasının yılmaz müdafileridir. O’nun dostlarına dostluk, düşmanlarına düşmanlık gösterirler. Bu yüzden onlar, “Allah’ın velî kulları için ne bir korku ve ne de bir hüzün vardır” (Yunus 62) âyetinin kapsam alanına girerler. Allah korkusu onlarda her türlü korkuyu silmiştir.  Allah yolunda yapılan çalışmaların semeresini âhiret hayatında alacakları inancıyla hareket ettikleri için, geçmişi düşünüp asla hayıflanmazlar ve hüzün duymazlar.  Onlarda her şey aşk haline dönüşmüştür. Hatta Eşrefoğlu Rûmî’nin dediği gibi; “gökten belâ kar gibi yağsa/anın adına aşk denir.”  Çünkü Allah’ın gerçek dostları, Allah yolunda mücadele ederken; hakaretlere, acılara, itilip-kakılmalara, bin bir türlü çilelere, nice yoksulluklara maruz kalmakla birlikte, acıları bal eylemesini bilmişlerdir.

Adanmışlığı ve hasbi oluşu temsil eden âlimler, dine hizmeti, her türlü şerefin üstünde tutmuş,  gündemlerinin ilk maddesi yapmışlardır. Altı  sene önce  sırlanan tâhir bir ömür yaşayan Tahir Büyükkörükçü hocamız da son devrin mücadeleci alim kuşağının öncülerindendi. Biz Müslümanlar, onda,  İlahi aşka bağlılığını hiç kaybetmemiş bir ruh, temsil Müslümanlığında disiplinli, yarınlarından çok umutlu, dünyada olup biteni okuma noktasında müteyakkız bir âlim örnekliğini gördük.

 Bir zamanlar bu ülkede “Allah” demenin bile yasak olduğu bir dönemde “Bizim Allah’ımız var” diye haykırarak Anadolu insanına özgüven duygusu aşılamış bir kararlılığı gördük.  Rahmetli Tahir Hocamızın; Hakk’a, hakikate ve ilme adanmış hayatının her bir safhası bütün nesiller için, model oluşturacak enginliğe sahiptir.  Cami kürsülerinde, konferans salonlarında ve ev sohbetlerinde yaptığı konuşmalarla aman felaketler dinimize gelmesin diye çırpınıp durmuştur.  Hacı Tahir Hocamız, mütetahhiru’l-İslam’dı.  Gerçekten de ismiyle müsemma tâhir bir ömür yaşamıştır.

Onu çok arayacağız.

Mekânın Cennet Olsun, Aziz Hocam!..

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim