• BIST 107.303
  • Altın 152,986
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Konya 18 °C
  • "Torba Tasarı" Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi! İşte tüm detaylarıyla Torba Yasa!
  • TÜRKSAT baskını davasında karar
  • "Kaynak Holding, FETÖ'nün sözde Türkiye imamına emanet"
  • "Torba Tasarı" Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi! İşte tüm detaylarıyla Torba Yasa!
  • TÜRKSAT baskını davasında karar
  • "Kaynak Holding, FETÖ'nün sözde Türkiye imamına emanet"

Seyit, Seyit’le muhasebesini yaparken…

Seyit Küçükbezirci

-Bence, her şey iyi gidiyordu, 23 Eylül’e kadar… Güngörmüş Konyalıların dediği gibi idare edip gidiyordum. Elli yıl yaptığım gibi “Halep’te altmış arşın atlama” düşlerinden bir türlü vazgeçemiyordum. Taa ki 23 Eylül’e kadar.

-23 Eylül’de, Memleket’e, sevgili M. Ali Köseoğlu “Yapılacak ilk şey” başlıklı bir yazı yazdı; Tarık Buğra’nın son yazısından “Allahaısmarladık” bölümünü yayınladı.

-Beni fren yapıp hayretler içinde durduran satırlarda Tarık Buğra şöyle diyordu:

“Benim başaramadığım şey, ölümle değil, Tarık Buğra ile dostluk kurmakmış, anladım. Ve yapacağım son işin bu dostluğu kurmak olduğuna hükmettim; çünkü bu dostluğu gerçekleştiremezsem huzura kavuşamayacağıma, bu yüzden ölümle dostluğumun da tamamlanamayacağına inandım. Önümüzde çok az zaman kaldı; hiç değilse bu süreciği sadece ona ayırayım. Yani Allahısmarladık Babıâli!”

Tarık Buğra bu yazıyı 28 Kasım 1993’te, Türkiye Gazetesi’nde “Son yazı”sı olarak yazar. Yazarlık bitmiştir, kalan zamanı  “Tarık Buğra ile dostluk kurmaya” ayıracaktır.

26 Şubat 1994’te Tarık Buğra yaşama veda eder. “Yapılacak Son Şey” yazısının üstünden yaklaşık on ay geçmiştir.

“Bir ayete sığınarak” mısrasını devamlı hatırladığım genç şair Mehmet Ali Köseoğlu, “Yapılacak Son Şey”in, “Yapılacak ilk şey” olduğunu kavramıştı. Ben, kavrayamamışım demek ki, Tarık Buğra’nın satırlarına rastlayana kadar.

YAHYA KEMAL’E TAKILIP GİDERKEN

Yahya Kemal “Rindlerin Hayatı”nda “Bazen kader, gelen bir bora halinde zorludur/ Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak” der…

“Rindlerin Akşamı”nda; “-Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç” diye seslenir.

“Rindlerin Ölümü”nde de; “-Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde / Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter” der.

Yahya Kemal de “Başaramadığı şey”in, “Yahya Kemal”le dostluk kuramamış olmasının farkında olarak mı böyle diyordu? Acaba?

ZİYA PAŞA’NIN BOŞVERMİŞLİĞİ İLE…     

Ziya Paşa; “İç bade, güzel sev, var ise akl-u şuurun / Dünya var imiş, ta ki yoğ olmuş, ne umurun” diyor…

Ziya Paşa’nın hayatı malum. Unuttuysanız, bilmiyorsanız girin internete. Hayatı ile bu iki mısraı karşılaştırın. Örtüşmezler birbirleriyle.

Ziya Paşa da, Yahya Kemal gibi, “başaramadığı şey”in, Ziya Paşa’yla dostluk kuramamış olmasının farkına varıp da böyle mi dedi? Acaba ?...

AHMET HAŞİM’İN SON TAHLİLİ…

“Merdiven” şiirinde Ahmet Haşim, “son hesabı” insanın önüne koyuverir; “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden / Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak / Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak”. Ahmet Haşim, “Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak / Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak” mısraları ile “Son Şeyin Sonu”na mı işaret ediyordu? Tarık Buğra’yı bekleyen gerçeğin altını çok önceleri çizerek.

Tarık Buğra’nın son yıllarında “Otobiyografisi”ni, yani “özyaşam öyküsü”nü yazmaya başladığını biliyoruz. Otobiyografisinin başlığını da “Güneş Rengi Bir Yığın yaprak” olarak kararlaştırmış. Yani, Ahmet Haşim’in altını çizdiği “mutlak gerçek”in farkında... Bitirebildi mi, yayınlandı mı, bilemiyorum.

BİR “HADİS”E GELİNCE…

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa, şöyle der, Abdullah b. Amr b. As’a :

“ – Muhakkak ki eşinin senin üzerinde hakkı vardır; gelip giden dostlarının hakkı vardır; ve vücudunun senin üzerinde hakkı vardır.”

Benim anladığıma göre, Tarık Buğra; “- Benim başaramadığım şey, ölümle değil, Tarık Buğra ile dostluk kurmakmış, anladım. Ve yapacağım son işin bu dostluğu kurmak olduğuna hükmettim; çünkü bu dostluğu gerçekleştirmezsem huzura kavuşamayacağıma, bu yüzden ölümle dostluğumun da tamamlanamayacağına inandım. Önümüzde çok az zaman kaldı; hiç değilse bu süreciği sadece ona ayırayım” derken “Tarık Buğra’nın, Tarık Buğra üstündeki hakkı”nı teslim ediyor.

“SEYİT” İN “SEYİT”LE DOSTLUĞUNA GELİNCE…

Tarık Buğra, “Tarık Buğra ile dostluğu” kuramamış olduğunu yetmiş beş yaşında, ölümünden on ay önce kabul eder; yazıya, Babıâli’ye “ Allahaısmarladık” der. “Vakit çok geç” değil mi?

Benimki de çok geç herhalde? Yetmiş bir sularında, ilk kez, Tarık Buğra hatırlattı; insanın kendisiyle bir “dostluğu” olması gerektiğini. Ve, insanın kendisine, vücuduna karşı kaptığı “müthiş bir haksızlık” içinde olduğunu ortaya koydu.

23 Eylül’den beri düşünüyorum, Mehmet Ali Köseoğlu’nun “Yapılacak ilk Şey” başlıklı yazısından beri...

“Yapılacak İlk Şey”de, Tarık Buğra da geç kalmış; Seyit de geç kalmış. Seyit, de “Yapılacak Son Şey” sularında… Buna da şükür…

-Biliyor musunuz? Diye sormuyorum; nerden bileceksiniz?

“Seyit”, “Seyit”i, çocukluk hariç, elli yıldır sürüm sürüm sürüdü.

“Seyit”, “Seyit”i, halini, dermanını, takatini hiç düşünmedi; hesaba katmadı.

Her serüvende “dayan” dedi; dayanıp dayanmayacağını hiç umursamadı. Ok gibi, burnunun doğrusuna gitti... “İdeal”, mideal dediği şeylerin arkasında çılgınca koşarken “Öteki”, yani “Vücutlu Seyit’le de “dostluğu” yerinde getirmesi gerektiğini hep görmezden geldi.

Olan oldu... “dökülen süte ağlanmaz.”

“Seyit”, “Seyit”in üstündeki “dostluk hakları”na hiç aldırmadan “Merdivenler”in basamaklarının çoğunu çıktı… “Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak” şimdi…

Ama, henüz, Ahmet Haşim’in şiirindeki “Ve semaya bakacaksın ağlayarak” dediği durumda, şimdilik değil.

“Seyit”, “Seyit”e “Yapılacak Son Şey”i yapmak arzusunda...

Vakit var mı acaba?

***

İĞDE İLE TERMİYE SİZİ BEKLİYOR

Size “güneyik”, “acı marul”, “gök soğan” çıktığında haber vermiştim. “Gök nohut” çıktığında hatırlatmıştım…

Haberiniz var mı? İğde ile termiye de gelmişler pazarlara. İkisine de geçen Perşembe Nalçacı Pazarı’nda rastladım.

“Termiye” de, “İğde” de size kırgın, gücengin… Yine de selam söyle dediler. Çocukluğunuzdan tanışırmışsınız.

Bir düşünün. Evdekiler, iğdeyi, termiyeyi biliyorlar mı?

“Yeni Baba”lardansanız, çocuklarınız iğde ile termiye ile tanışmamışsa, tanıştırın. Eminim çok hoşlarına gidecek, değişik bir tatla tanışacaklar.

“Dede”yseniz size de düşer bu tanıştırma.

“Yedikleri pekmez, gördükleri Antep” misali bıkmışlardır fındıktan fıstıktan; çilekten, kividen.

İğde, termiye almak için pazarın yolunu tuttuğunuzda, eminim, içinizi bir sevinç kaplayacak.

İyice yıkanmış, hafifçe tuzlanmış termiye, çocukların, torunların, sizin iştahınızı açacak.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İsmail Öncel
11 Ocak 2016 Pazartesi 22:41
22:41
Sevgili Seyit,
Yazını çok beğendim.Ne güzel yazmışsın,Seyit'in vücûd Seyiti dikkate almadan hoyratça sürüm sürüm süründürdüğünü hepimiz adına yazmışsın.Sana Tanrı'dan uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.Selamlar,sevgiler.
188.56.194.179
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim