• BIST 89.466
  • Altın 146,241
  • Dolar 3,6463
  • Euro 3,9145
  • Konya 16 °C
  • Bankalar Kart Sahiplerinin İsteklerini 7 Gün İçinde Yerine Getirecek
  • FETÖ'nun Avrupa'daki yeni oyunu: "Fişleniyoruz" şikayeti
  • FETÖ'nün sahtekarlıkları
  • Bankalar Kart Sahiplerinin İsteklerini 7 Gün İçinde Yerine Getirecek
  • FETÖ'nun Avrupa'daki yeni oyunu: "Fişleniyoruz" şikayeti
  • FETÖ'nün sahtekarlıkları

Demokratik Cumhuriyet mi? Demokratik Hilafet mi?

Derviş Argun

İslam peygamberi Muhammed(as), ashabı başta olmak üzere ümmetin karşılaştığı ve karşılaşma ihtimali olan neredeyse tüm sorunlara dönük bir sözü ya da yönlendirmesi olmuştur. Bugün İslam dünyası karşılaştığı sorunlara çatışma değil de çözüm üzerinden bir dil geliştirerek yaklaşırsa, Peygamber(as)’ın mirası ve bu mirasın oluşturduğu kazanımlar üzerinden aradıkları çözümü bulabilecektir. Çünkü peygamber (as), Allah’ın kullara karanlığın en koyu, zulmün en ağır ve taşınması zor olan bir dönemde gönderdiği korkutucu ve uyarıcı bir rehberidir.

Nasıl yönetilmeliyiz ve bizi kimler yönetmeli sorusu, Müslümanların ilk muhatap olduğunda da en ağır kırılmayı yaşayarak cevaplandırdığı bir sorudur. Bu cevap, yüzlerce yıldır okumak istemediğimiz ve bize çatışması miras bırakılmış köklü hizipçiliklerle dolu bir içerik taşır. Yöneten kim olmalı ve niye o olmalı sorusu esasen liyakat ve donanım üzerinden cevaplandırılması gereken bir soru iken süreçle siyasi ihtilaflara, siyasi ihtilaflar hizipçiliğe, hizipçilik ise tarih boyunca on binlerce Müslüman’ın birbirini kırdığı iç savaşlara dönüşmüştür. Bu anlamda peygamber (as)ın, Müslümanların uğruna yüzlerce yıldır savaştığı, birbirini tekfir ettiği yönetici seçme süreci ve modeli konusunu unutması ya da bahis mevzu yapmayacak kadar sıradan görmesi düşünülemez. Öyleyse bu konunun, bizzat bu dinin tebliğcisi Peygamber (as) tarafından ümmetin kendi iç istişaresine ve birikimine bırakıldığı aşikârdır.  

Bunun en bariz örneği ve bir anlamda delili ise, ilk dört halifenin her birinin ayrı ayrı yöntemlerle seçilmesidir. Her bir yöntem kendi içinde, yaşanması muhtemel sorunların aşılmasına katkı sağlayan özellikler barındırmaktadır. Ne Hz. Ebubekir’in Beni Saide Sakifesi’nde neredeyse sadece Ensar’ın olduğu bir toplulukta Hz. Ömer tarafından bey ’at edilerek teklif edilmesi ve seçilmesi, ne de Hz. Ali’nin kendisine yapılacak bey’atin özellikle halka açık alanlarda yapılmasını talep etmesi İslam’a aykırı görülmedi. Çünkü bu konuda Muhammed (as) tarafından önerilmiş ya da emredilmiş bir yöntem yoktu. Dikkat edilmesi gereken en temel konu, seçenlerin iradeleri zorla tecelli ettirilmemeli, seçilen ise zorba ve zalim olmamalıydı. Yoksa zorba olduktan ve zulmettikten sonra onun seçilme biçimi meşruiyet kaynağı olamazdı.  

Geldiğimiz noktada tartışmalara, kavgalara ve savaşlara sebep olan imamet mi? hilafet mi? konusu, İslam dünyası açısından son iki yüzyılda kullanımı artan demokrasi mi? sorusuyla birleşmiş oldu. Bu gün İslam dünyasında,  yönetim şekli ve bu yönetimin nasıl ve hangi süreçlerle oluşturulacağı konusu halen cevaplandırılmamış bir sorudur. En azından mutabakatla cevaplandırılamamış bir sorudur. O anlamda ilk kez Atina’da kullanılmış olan ve yunan filozofları Aristo ve Eflatun tarafından “ayak takımının yönetimi” gibi aşağılayıcı bir üslupla eleştirilmiş olan demokrasi, İslam coğrafyası tarafından yeniden ele alınmalı mıdır? Alınmalı ise bu, hangi kriterler üzerinden ve kimler tarafından yapılmalıdır? Müslümanlar arasında bu konuda toptancı ret ve toptancı kabul cephelerinden hangisi doğru tarafı temsil etmektedir? Ya da doğru taraf, bu iki kesim içinde mi aranmalıdır? Dünyanın hangi sistem değil, hangi demokrasi diye tartıştığı bir dönemde iki milyara yaklaşmış İslam dünyasının, hazırda bu soruya verebileceği bir cevap var mıdır? Varsa bu cevabın referansları nedir?

Demokrasi, batı ile yolları bir şekilde kesişmiş olan kimi İslam ülkelerinin uygulama adına denemek için çabaladığı bir sistem. Batı, demokrasiyi batının tüm kurul ve kurallarıyla birlikte transfer edilmesini salık verirken, İslam ülkeleri bunun, dinden çıkış ya da en azından dine karşı oluş tartışmalarını yaşıyor. Seçim sistemine kilitlenmiş bir dindarlığın ne kadar dinden olduğu ayrı bir sorunken,  yöneticiliğin kan bağıyla geçmiş olmasını dinden sayma çabaları da bir o kadar sorundur. Seçilme modelini kutsayarak içini boşalttığımız yönetim biçimlerinin Arap dünyası başta olmak üzere Müslümanları getirdiği nokta ortadadır. Dinin birleştirici özelliğini ve farklılıkları adil bir şekilde idare etme maharetini yok sayanların yönetimi, ancak kendi birikimlerini korumaya hizmet eder. Artık Müslüman kitlelerin yönetenleri nasıl ve hangi süreçlerle seçeceğine karar verme günü gelmiştir.

Derviş Argun

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
enes kara
07 Mart 2016 Pazartesi 14:55
14:55
Derviş bey bu notun sizi hafife aldığı ya da aşağıladığı yönde bir kanaatiniz oluşursa hemen söyleyeyim böyle bir niyet taşımıyorum. bir cümlelik notum var...BU KONU SİZİ AŞAR.
212.175.167.194
Murat BAŞ
07 Mart 2016 Pazartesi 10:22
10:22
Vahiyden başka ne varsa yazmışsınız. Ürettiğiniz çarelerin ne işe yaradığını hep birlikte görüyoruz. Hilafet ile demokrasiyi aynı çizgiye getirmeyi başarmışsınız, bravo. İlk düğme yanlış iliklendiği için bu durumu yadırgamıyorum. Peygamber as. ölüm döşeğindeyken başladı bu kavgalar. Vahiy orda da kabul görmedi, hevasından konuşmayan rasul bunaklıkla suçlandı.
95.10.21.76
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim