• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Konya -2 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Cihanbeyli’de bir akademi

Ramazan Altıntaş

1987-88’li yıllar. Akşehir’de öğretmenim. İl Milli Eğitim müdürlüğünün bir yaz günü Beyşehir’de açtığı izcilik kampına katılıyorum. Değişik okullardan birçok öğretmen arkadaş gelmiş, bu kampa. Herkes bir şeylerle meşgul. Kimisi, koyu sohbetlere dalmış, kimileri kır gezintisi yapıyor, kimileri de izcilikle ilgili etkinlikleri sürdürüyor. Bir başka öğretmen arkadaş dikkatimi çekiyor. Sessiz bir mekânı seçmiş, kendisine. Seyyar bir koltukta oturan bu öğretmen arkadaşımızın yanında gazete, dergi ve kitapların varlığı dikkatimi çekiyor. Bir yandan da elinde taşıdığı kitabı okuyor. Kendi kendime bu arkadaşla dostluk kurabilirim, diye düşündüm. Tanışmak için, yavaşça yanına yaklaştım. Benim geldiğimi fark edince, kitaptan başını kaldırdı, selamlaştık, hal-hatır sorduk, birbirimize. Sanki önceden tanışıyormuşuz gibi geldi, bana. Cihanbeyli’de bir ilkokulda öğretmen olduğunu söyledi. Adı, Mustafa Kabakçıydı. Edebiyat ve kültür üzerine sohbetimiz koyulaştı. Ben kendisine geçmişte Güldeste isimli bir edebiyat sanat dergisi çıkardığımızı, bu dergide şiirler ve günceler yazdığımı söyledim. Edebiyata merakımı öğrenince, yan tarafında bulunan çantasından bir tomar dergi çıkardı. Ben bu dergiyi Cihanbeyli’de kendi başıma çıkarıyorum, dedi. Böylece ortak frekanslarımızı keşfetmiş olduk, birbirimizin.

Bir gönül insanı olarak Beyşehir İzcilik kampında tanıdığım Mustafa Abiyle (o bana daima Ramazan’ım der) dostluklarımız devam etti. 1994 yılında Cihanbey’li İmam-Hatip Lisesi’ne tayinim çıktı. Buna en çok o sevindi, diyebilirim. Cihanbeyli’de ben kendimi okur, yazar olan bir entelektüel grup içinde buldum. Mustafa Kabakçı abimiz mütevazı evinin orta katını “sivil bir akademi” haline çevirmiş. Orası bir düşünce ve kültür okulu oldu. Bu sivil akademinin müdavimleri arasında belediye başkanımız Ünal Bey olmak üzere, bir grup öğretmen arkadaşımız ve farklı kesimlerden gönül dostları vardı. Acaba bu akademi evden kimler geçti o günlerde, dersiniz? Yerel bir mekânda ülke ve evrensel ölçekte insanlık sorunlarını dile getirmek üzere nice meşhur konuklar hiç yüksünmeden karayoluyla oraya geldiler. Bu mütevazı mekânda Türkiye’yi ileriye taşıyacak çok değerli seminerler yapıldı. Benim hatırladığım kadarıyla bu akademiden Mehmet Altan, Hikmet Özdemir, Ahmet Turan Alkan, Said Şimşek, Yasin Aktay vb. daha isimlerini hatırlayamadığım birikim sahibi birçok düşünce adamı ve aydın geçti. Gönlü farklı düşünce yelpazelerine açık olan Mustafa Kabakçı abimiz misafirlerine ikram ve izzette bulunmaktan büyük onur duyardı. Tek tek onlarla ilgilenir, uzaktan gelen misafirlerin yol ve konaklama masraflarını da cebinden öderdi. Hz. Mevlana’nın pergel metaforunda olduğu gibi bir ayağı yerelde sabit, diğer ayağıyla evrensel ölçekte bütün bir entelektüel dünyayı dolaşırdı. Sanırım, ilk defa sivil sorunlar, İkinci Cumhuriyet tartışmaları, özgürlüklerle ilgili konular onun sivil akademisinde yapıldı. Keşke o günlerde yapılan bu konuşmalar kayıtlara geçmiş olsaydı. Ben Mustafa abide bulunan bu zengin ufuk genişliğini, hoşgörü ve tolerens düşüncesinin varlığını, ötekine tahammül gösterme ahlakını Batı, Doğu, Balkanlar ve Türk Cumhuriyetlerine yaptığı gezilere bağlıyorum. Bu bağlamda o, çağdaş bir Evliya Çelebi’dir.

Cihanbeyli’de bulunduğumuz yıllarda mesai bitiminin hemen akabinde mahşerin üç atlısı diyebileceğim başta Mustafa Kabakçı, Dr. Kutsi Öncü abilerimizle birlikte bendeniz kasaba ve köylere giderdik. Artık kasaba ve köylere düzenlediğimiz bu ziyaretlerde her ikisi de halkın sorunlarıyla yakından ilgilenirlerdi. Cenaze sahiplerine taziyede bulunulur, hastalar varsa ziyaret edilir, Dr. Kudsi abimiz Allah rızası için muayene eder, yanında getirdiği ilaçları fisebilillah verir, Mustafa Kabakçı abimiz de ailenin gönlünü alır ve onların maddi sorunlarıyla yakından ilgilenirdi. Her ikisi de yaptıkları bu hizmetlerde hesabi değil, hasbi bir amaç gütmüşlerdir. Sonra da kahvehanelere gidilir, zaten ahali bizleri görür görmez büyük bir sevince kapılırdı. Çaylar içilirken biz de gönül sohbetlerine başlardık. Her ne kadar Cihanbeyli’de fazla kalmasak da kadim dostluklarımız pekişti. İmanlı, vefalı Cihanbeyli dostlarımız senede bir gün de olsa bizleri davet eder, onlarla halleşir, sohbet eder ve anılarımızı tazeleriz. Cihanbeyli ilçemizin her geçen gün modern bir şehir halinde büyük gelişmeler ve değişmeler yaşadığını görmemiz ayrıca bize büyük mutluluklar verdiğini söyleyebilirim.

Kader bizi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’ne taşıdığı yıllarda Mustafa abimizle irtibatımız devam etti. Onun senede mutlaka bir iki defa Sivas’a yolu düşerdi. Sivas’a geldiği günlerde onun da benim de ortak dostumuz Ahmet Turan Alkan’la buluşur, bazen onun fakülte odasında, bazen de Kızılırmak kenarındaki kafeteryalarda sohbetleri koyulaştırırdık. Ahmet abimiz Mustafa Kabakçı’ya Türkiye siyasetine dair çetrefilli meseleler sorar, bu konularda onun görüşlerini alırdı. Sayın Alkan onun bu görüşlerine büyük değer verirdi. Cenab-ı Hak, hasbi dostlardan ayırmasın, bizleri.

Vefalı ve kerim dost Mustafa Abi, yolun açık, ömrün uzun olsun, nice hayırlı hizmetlere!

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim