• BIST 97.726
  • Altın 145,645
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0008
  • Konya 22 °C
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması

Cahiliyye ve Kadın

Ramazan Altıntaş

Erkek egemenliğinin hâkim olduğu cahiliye Arap toplumunda hür kadınlar müstesna olmak üzere, kadın toplumun bir uzvu değil, âdeta erkek zümresinin ihtiraslarını tatmin ve hizmetlerini îfa etmek için yaratılmış bir mahluk olarak düşünülüyordu.

Câhiliye Arapları’nın kadına karşı mutlak bir hâkimiyetleri vardı. Bazen bir kadın boşandıktan sonra eski kocasının tahakkümünden kurtulamazdı. Eski koca, boşadığı kadına işkence yapmak için onun başkasıyla evlenmesine engel çıkarırdı.

Genellikle Arap kadını hukuk itibariyle erkeğin dununda kabul edilirdi. Hiçbir hususta erkekle müsavi görülmez, herhangi bir iş veya konuda erkekler gibi söz söyleme, görüş belirtme hakkına sahip değildi. 

Câhiliye Arap toplumunda erkeğe nispetle kadına daha az rağbet gösterilmesinde yaşanılan muhîtin büyük tesirleri olduğunda şüphe yoktur. Aşîret toplumu halinde yaşayan Araplar, çöl hayatının ve çetin iklim şartlarının kaçınılmaz bir şartı olarak kendilerini var olma-yok olma mücadelesi içerisinde bulmuşlardır. Bu sebeple de sürekli savaş ve çatışmalarla düşmanlarına karşı hâkimiyet kurma noktasında uğraşı vermeye mahkûm olmuşlardır. Artık güç ve iktidar mücadelesi için baskınlar düzenlemek Arap kabileleri arasında günlük bir alışkanlık haline gelmiştir. Sabah erken kalkan, çölde iktidarı ele geçirmek için saldırı düzenlerdi. İşte bu durum, kadın nüfusunun değil de erkek nüfusunun varlığına rağbeti daha çok artırıyor ve teşvik görüyordu.

Bir diğer önemli husus da, gazve ve savaşlarda esir alınan kadınların, galipler tarafından mağlupların aleyhine kullanılmış olmasıydı. Galip olan taraf mağlupların kadın esirlerine şeref ve haysiyeti incitici davranışlarda bulunuyorlardı ki, bu da kız çocuklarının durumunun kötüleşmesinde başlıca sayılabilecek ana amiller arasında gelmekteydi.(Bkz. el-İsra 17/31). Gerek ekonomik sıkıntı ve gerekse savaşta mağlup kabilelerin kadın ve kızlarına yapılan kötü muamele, kadının toplumdaki değerler açısından konumunu, müşkül duruma sokuyordu. Hâlbuki bunda kadının hiçbir suçu yoktu. Bu tamamen keyfi olarak kafalarda üretilen hiçbir ciddi temeli olmayan uğursuzluk düşüncesi, maalesef toplumun zihniyetinde inanç haline dönüştürülmüş bir kadın imajıydı. Bu yüzdendir ki Arap, doğan çocuk erkek olduğu takdirde sevinir, velime yemeği verir, şenlik yapar ve hatta iftihar ederdi. Kız çocuğu doğduğu zaman utanır, sıkılır, kızarır ve aile için bir uğursuzluk ve felâket habercisi olarak sayardı. (Bkz. en-Nahl 16/58-59; ez-Zuhruf 43/18).

Câhiliye toplumunda çok erkek çocuğa sahip olmak, bir övünç ve üstünlük vesilesi sayılırdı. Erkek çocukların çokluğu, servet sahibi ve güçlü olmak anlamına geliyordu. Câhiliyede şöhretin yolu çoğu zaman erkek çocuk sayısından geçiyordu. Bu durum çok erkek çocuğu doğuran annenin toplum nezdindeki itibarını yükselttiği gibi, anne açısından da şahıs plânında bir gurur kaynağı kabul edilirdi.

Her ne kadar servet sahibi, yani ekonomik açıdan bağımsız ve aşîret bakımından kuvvetli olan kimi hür kadınlar, gerek iş hayatında ve gerekse bireysel yaşamıyla ilgili konularda özgürce düşünme ve düşüncesini ifade edebilme gibi ayrıcalıklara sahip olmuşlarsa da bu durum, kadın kimliğinin tanınmasından değil, gücünü servet ve aşîret çokluğundan alan arîzî bir caydırıcı sebepten kaynaklanmıştır.

Bir defa câhiliye toplumunda kadın, ne aile ve ne de toplumun esaslı bir rüknü olarak kabul görmemiştir.  Dolayısıyla hür kadınlar hâriç, kamusal hayatın tüm alanlarını kuşatıcı bir bakış açısıyla kadının konumuna baktığımızda, onu bu alanın değişik köşe ve bucaklarında bulabilmek oldukça zordur. Çünkü o, Câhiliye zihniyetinde mal ve bir metâ konumuna indirgenen sıra dışı bir varlıktı. İslâm’ın doğuşuyla birlikte kadın, başta aile müessesesi olmak üzere, cemiyetin de bir esas uzvu olarak kabul görmüştür. Zira İslâm, kadın ve erkeğe bir bütün olarak yaklaşmış ve insanın hükmî ve hukukî şahsiyetinin mükerrem olduğunu tebrik ve tebcil ederek bunu belirli bir esasa bağlamış, netice de iki cinsin de Allah’ın teklifleri karşısında sorumlu olduğunu bildirerek bir sömürü aracı haline getirilen kadını,  her türlü haksız muamelelerden kurtarmıştır. Böylece kadın İslam’da gerçek kimliğine kavuşmuştur. Bilindiği gibi yaşadığımız modern zamanlarda en çok tartışma konularından birisi kadının şahitliği ve mirastaki payı gibi konulardır. Câhiliyede kadının konumu bilinirse, Kur’an’ın kadının şâhitliği ve mirastaki payı konusunda getirdiği tedriciliğe bağlı düzenlemelerin devrim çapında düzenlemeler olduğu görülür.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim