Zeki Oğuz'un gözüyle Ermenek
Gazetemiz yazarı, öykücü ve fotoğraf sanatçısı Zeki Oğuz’un gezi yazılarından bir yenisi daha.
Kuş Ali’nin yanından ayrılmadan önce Burhan hocayı aradım. Aslında nerdeyse öğle olmak üzereydi, gurup daha çok yer gezebilmek için erkenden otelden ayrılmış olabilirdi. Onlara ulaşmaya pek umudum yoktu. Ulaşamazsam niyetim Kuş Alinin obasında bir gece daha kalıp onlarla birlikte Maraspoli sırtlarına kadar yürümekti. Gece biraz soğuk oluyordu ama buna değerdi doğrusu.
“Otelin önündeyiz”.oldu Burhan hocanın yanıtı.
Bindiğim münibüsün şoförüne rice ettim, beni otele bırakıvermesi için. Şoför Avşarlı imiş. Sağolsun kırmadı, otele kadar götürdü.
Gurubun bir kısmı yeni hazırlanıyordu. Onlar arkamızdan gelsinler, diye yola düştük. Aslında yoğun bir program vardı, bu kadar geç kalınması doğru değildi. İlkin Maraspoli mağarasını gezecek sonra Görmeli köprüsünden geçip Zeyve pazarına gidecektik. Son durağımız ise Nadire değirmeni olacaktı.
Aslında Ermenek ve çevresini gezmek için iki gün değil bir hafta gerekli. Teke Çatıdan Göktepe köristanına, Sarıvelilerden Ermenek yerköprüsüne, bütün çevre bir Açıkhava müzesi gibidir.
Maraspoliye çıkmadan önce bir helva imalathanesinin önünde durduk. Yerel tadlara meraklı gezginlerden bazıları buradan Ermeneğin ünlü pekmez helvasından aldılar. Sonra Maraspoli mağarasına çıktık.
Halit Bardakçı eğitimci, sanatçı ve Ermenek’in tarihini yazan has bir Ermenekli. 1976 yılında yayınlanan “Bütün Yönleriyle Ermenek” kitabında, o anlatsın bize Maraspoliyi.
“Ermenek’te yer altı suları denilince ilk akla gelen yer, halkımızın MARASBULLA diye kolayca telaffuz ettiği (MARASPOLİS)tir. MARASPOLİS şehrin kuzeyindeki Kebenbaşı, Kovanlık, Hayatıkorumu, Öksürükini (öksürini), Arpakırı gibi yayla semtlerini taşıyan dağların,yalçın kaya bloklarının altında suların kireçli kayaları binlerce yıldan beri oyması ile meydana gelmiş çok büyük bir mağaradır.
Maraspolis’in başlıca özelliği yalnız büyük ve korkunç bir mağara olması değil, dünyanın en büyük yer altı nehrini bünyesinde taşımasıdır.birçok bölme ve katlardan meydana gelen,içinde küçük-büyük binlerce sarkıt ve dikit bulunan bu mağara geçmiş yüzyıllarda özellikle ilkçağlarda insanlara mesken,sığınak ve bazenda zindan olmuştur. “
Bu mağaradan iki ana boru ile alınan su Ermenek’in su ihtiyacını karşılıyor. Maraspoliste kurulan hidroelektrik santralı ile elektriğe kavuşan ilk ilçelerimizden biri olmuş Ermenek.
Maraspolisten sonra Alaköprüye yada yerel söyleyişle Görmeli köprüsüne indik.Burada çektiğimiz görüntüler Beklide Alaköprünün son görüntüleri olacak.
Zeyve pazarına doğru yola düştük.
Öyle ilginç bir çağda yaşıyoruz ki arkadaşlıklar da sanallaştı. Örneğin değerli yazar Fahrettin Alişar ile hiç yüzyüze görüşmedik ama yazılarla kitaplarla gelişen bir arkadaşlığımız var. Meral Uludağ’ı netten tanımıştım.İyi bir şair-yazar.İzmir Kitap fuarında yeniden tanıştık. Yine netten tanıdığım Görmeli’li bir arkadaşım vardı. Ülkü Demircanlı. Zeyveye geçeceğimizi söyledim telefonda, zamanın varsa gel, dedim, çıktı geldi. Zeyvenin saklı güzelliklerini bize Ülkü gezdirdi.
Zeyve pazarı ya da yöre halkının deyimiyle yayla pazarı Ermenek’e 26 km. Doğal bir sit alanı. Her taraftan su kaynıyor. Asırlık çınar ağaçlarının arasından gürül gürül akıp gidiyor sular. Geçmişte burada onu aşkın su değirmeni varmış, günümüzde ise yalnızca bir tanesi çalışıyormuş. Yaz ayları burada Pazar kuruluyor çevredeki köyler, yaylacılar ihtiyaçlarını bu pazardan karşılıyorlar. Canlı bir alışveriş merkezi. Burhan hoca kaç kere izcilerle gelip burada kamp yapmış.
Zeyve pazarı özellikle haziran, temmuz ve ağustos aylarında mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer.Kamp yapmayı sevenler için de ideal bir kamp alanı.
İki günün yorgunluğu çökünce Zeyveden ayrılır ayrılmaz uyuyakalmışım. Bu yüzden o gün Nadire köprüsünü göremeden döndüm.Yolboyu eski gezilerimi hatırlayarak Nadireyi yaşamaya çalıştım.
İki günlük güzel bir geziydi. Burhan hocaya, Bozkırlılar Derneğine, Türkocağına teşekkür borçluyum.
Rahmetli Ahmet Tufan Şentürk Lamos (Esentepe)liydi. Ermenek Türküsü şiirinde “Bir pınar başına yatırın beni.”diyordu.Dileği oldu o şimdi Lamosta bir pınarbaşında yatıyor.Yazıyı onun Ermenek Türküsü’nden dizelerle bitirelim.
“Bahar gelir erir yaylanın karı
Çağlar torosların billur suları
Derde şifa verir çam kokuları
Koymayın gurbette götürün beni
Bir pınar başına yatırın beni.”
Zeki Oğuz