Yemek kültüründe kadının yeri
Kalbura basma tatlısından başka bir de holuska kulak da denen hamur işi bir yemek türü vardı. Yuvarlak olarak hafifçe açılan hamurun içine ceviz badem içi konur ve katlanarak muska biçimi verilirdi. Yağ kıtlığından suda pişerdi...
İsmail DETSELİ
45-50 yıl önce Konya dar bir alan içindeydi. Herkes birbirini tanır, birbirine gider gelirdi. Şimdi ise Konya’nın girişinden çıkışına 65-70 kilometreyi buluyor.
Köylerle şehirde aynı yemekler yapılırdı. Belki şehrin yemekleri içerik bakımından biraz zengin olabilirdi. Tirit, bulgur, pilavı, etli yahni, (sulu haşlama) tatlı yahni, (çeşitli kuru meyvelerin karışımı ile yapılır incir üzüm erik vs) cilbir, sütlaç, kuru fasulye (Börülce de denirdi) bulamaç (calla) kurutulmuş kemikli etlerle yapılan et suyu çorba. (Bazı yörelerde patlıcan yemeğine denir) Yaprak (teyek) sarması lahana sarması (ilahana). Şehirde etliekmek vardı. Ona “bol” derlerdi. Garson siparişi aldı mı “ustam iki tane bir buçuk bol yap” derdi. Köylerde sac arası kıvrım börek kıvrım, baklava tatlıları yapılır, sonra tatlandırılırdı. Kadayıf, kaygana, yumurtadan yapılırdı. Her evin baştacı tatlısı un helvasıydı.
Höşmerim’e gelince Konya’da bir eve yemek yapmasını öğrenmeden bir kız gelin gelir kendisine yardımcı olacak kaynana da yok ya da var da yardımcı olmazsa Zavallı gelin tavaya biraz un, biraz yağ, biraz da şeker döker ocakta hafif karıştırarak pişirir gibi yapar akşama herifin önüne koyar korka korka… Herifin de aç tavına rastlar veya adam olgundur hiçbir şey söylemeden iştahla yer gelin korkarak kocasına yaptığı yemeği kastederek “Hoşmu erim?” der… O da çok hoş olmuş eline sağlık deyince bu zamanla halk dilinde höşmerim olarak kalır... Höşmerimin hikayesi bu…
Kalbura basma tatlısından başka bir de holuska kulak da denen hamur işi bir yemek türü vardı. Yuvarlak olarak hafifçe açılan hamurun içine ceviz badem içi konur ve katlanarak muska biçimi verilirdi. Yağ kıtlığından suda pişerdi iktisat olsun diye… Bunlar yemek kültürümüzün birer parçasıydı…
Bir de düğün yemeği kültürü vardı Konya’nın… Yine herkes birbirini tanıdığından genelde anne baba ve hatırlı kişiler kaynananın gözüne kestirdiği kıza dünür olur oğlanın veya kızın anne babası rıza gösterdi mi kızın, oğlanın olmaz deme şansı yoktu. Oğlanın belki biraz vardı ama maalesef kızın bu konuda pek şansı olmazdı..
Köyler zaten birbirini tanırdı. Anne oğluna “falanın bir güzel kızı var, ellerde kız evlerimizde gelin olası. Maşallah şahbaz mı şahbaz, güzel mi güzel, akıllı mı, akıllı hamarat mı hamarat dip belmesi gibi bir kız ha oğlum ne dersin?” Oğlan boynunu yıkarsa iş tamam demekti.
Kız istenir kız evi naz evidir. Eğer gelenlere verilecekse olmaz denilse bile bir açık kapı bırakılırdı. Bir daha varılır daha hatırlı ve ağzı laf yapan reddedilmeyecek kişilerle gidilirdi. “Olur” alındı mı bizim oralarda “tamam kızı bitirdik” derler. Veya “falan falanın kızını bitirmiş” yani sözü kesilmiş demektir.
İsterseniz gelin düğün işine de girelim. Aşağı yukarı Konya düğünü şimdikinin aynısı sayılırdı. Köylerde böyle mi idi kız “olur”u alındı da düğün gününe karar verildi mi, önce elbiseye şehre gelinir, altın gümüş vesaireden sonra köye dönülür, önce kadınlar hısım akraba toplanır, bir gece çalar oynarlardı, buna “eşek düğünü” denirdi.
Bir iki gün sonra yine kadınlar toplanırlar kız evine giderler o güne nişan adı verilirdi.
Ogün kız evinde yemekler yenir üçüncü gün “Dova günü” (dua) olurdu. Oğlan evinde yemekli 10-15 sofra olur, türlü türlü yemek dökülür (yani verilir), yemekten sonra bir veya iki hoca dua eder dağılırlardı. Dördüncü gün kadınlar gündüz toplanır, herkes evinden kış için saklanmış büyük büyük kabaklar getirir, kız evinde kabak doğranır genç kızlar çalar oynar geçkin (yaşlı) olanlar da yemek işleriyle meşgul olurlardı.
Beşinci gün kız evinde kabak yenir, sadece kabak değil birçok yemek var ama kabak ağırlıklı olurdu. Akşamları yine eğlence eksik olmazdı. O gün oğlan evinde akşam delikanlılara, damadın arkadaşlarına misafir yemeği verilirdi. Buna müşavere denirdi. Delikanlılar yabancı yerlerden gelen misafirleri alır, evlerine götürür karnını gece doyurur sabah da onlara sahip olur ve gelin alma günüde evinden düğün evine getirir birlikte düğün pilavı yerlerdi.
Altıncı gün ise akşam olunca kadınlar oğlan evinde toplanırlardı. Evli olan genç gelinler ak don beyaz atlastan yapılmış şalvar giyerlerdi. Daha sonra oğlan evinden kız evine gidilirdi. Eğlence sabaha kadar sürerdi. Kız evinde de erkek evinde de sabahlanırdı. Yedinci gün “gelin çıkacak” derler öğle namazı sonrası atlar hazırlanır, atın birisine süslü bir eyer vurulur, o gelin atıdır. İki üç tane de semerli at veya katır olur onlara da kız evinden kızın çeyizi sarılır ve oğlan evine çalgılar önde gelinirdi. Benim gibi bir de şair olursa,
Gelin alıyla biner eyerli ata
Önde gider davul ile kırnata
Yanda gelir dayı ile kaynata
Gönlümden çıkar mı köy düğünleri
diye maniler söylerdi.
Birde eğer gelin bir başka köyden gelecekse bak o zaman cümbüşe… Alay giyinilecek diye tellal çığırır ve herkes evinde eski işlemeli dizlik çuha, şal, cepken gençler ne bulurlarsa giyer gelir kimisi atlı kimisi yayan ellerinde silahları bellerinde kılıçlarıyla yola düşerdi.
Şair yine çıkar,
Bir de yaban köyden gelirse gelin
Dizlik çuha cepken git sen de giyin
At üstünde cirit oynarlar beyim
Ne güzel olur köy düğünleri
deyiverir.
Konyalı Anadolu kadını üreten, imal eden, muhafaza eden, güçlüklere göğüs geren, bir kadındır ve dünyada eşi benzeri yoktur. Yazın koyun sağar, inek sağar yaz kış, koyun kırkar kirman büker, süt alır, peynir yapar… Bundan 25-30 sene önce bugünkü imkânlar yoktur. Hatta yaylalarda elektrik yine yoktur. Buzdolabı, yayık, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, bunlar ne gezer. Konya kadını yazın Lalebahçe’de, Harmancık’ta, Alakova’da, Meram’da yazlığına gider güz gününe kadar kışlık ihtiyacını alırdı. Bir inek aldırır, onu sağar peynirini alır, yağını alır, tarhanasını yapar, kışa kadar evin gerisinde daima ıslak tuttuğu bir topraklı yer vardır ki orası buzdolabı vazifesi görürdü. Kışa doğru at arabaları hazırlanır, şehre göçecekler ineği satabilirse satarlar durumları iyi ise satmazlar, keserler “et yağ ettik” derlerdi. Hanım etleri alel usul kavurur, kokmaması için boz baş eder (yani hafif ateşte kavurur) ve o sırlı küplere doldururdu. Bahara kadar kasabın etine ihtiyacı olmaz az bir parça kaşığın ucunda Konya tabiri ile şuncacık kıymadan pilava paparaya attın mı tadına doyulmaz olurdu.
Köylü kadını daha şanssız koyun kırkar, kirman büker, çul dokur, yemek yapar, ekine harmana gider hem üretken hem hamarat hem çok çalışkandır, yazın işlerin çokluğu ile boğuşur. Bir iki de çocuğu varsa birini dalına (sırtına) alır birini de koltuğuna sıkıştırır, akşama kadar onlarla çalışır. Kışın davardı sığırdı, yemekti, beyinin, oğlunun ayağına çorap örer, kızına çeyiz hazırlardı. Mala melala bakardı.
Hâsılı kültür buydu. Analık bu, sevgi bu, merhamet buydu. Hâsılı Konya kadını buydu işte. Bunlar yazmakla ve anlatmakla biter mi hiç!..