Yazarlar Ilgın'ı yazdı
türkiye yazarlar birliği'nin Ilgın'a düzenlediği geziden sonra yazarlar Ilgın izlenimlerini yazdı. Zeki Oğuz, İsmail Detseli ve Nagehan Yılmaz'ın izlenimleri zevkle okuyacaksınız.
KONYA’LI YAZARLARLA ILGIN’DA
ZEKİ OĞUZ
TYB Konya Şubesi üyesi yazar arkadaşlarla 5 Mayıs Cumartesi günü Ilgın Belediyesi’nin konuğu olarak Ilgın’da idik. Şubenin “Yazacak Çok Şeyimiz Var” başlığı altında düzenlediği tarih ve doğa gezilerinin de ilkiydi bu gezi. Yani 2007 de yaptığımız ilk gezi oldu. Sanırım bundan sonra sırada Afyonkarahisar ve Taşkent Çetmi var.
Ben ve gazeteci arkadaşım Ali Tekin Çağlav 28-29 Nisan günlerinde de Ilgın’da idik.Ali Tekin bey Kurtuluş Savaşımızla ilgili hazırlayacağı bir kitap için araştırma yapıyordu. Pazar günü Belediye Fen İşleri Amiri İlyas Kılıç bizi gezdirdi. İlk durağımız Çavuşcu Gölü’nün çevresiydi. Çavuşcu Gölü Ilgın’ın 5 km kuzey batısında, 1200 ha. alan sahip, bıyıklı sumru, macar ördeği, ördek gibi kuşların barındığı doğal bir cennet. Gölde önemli miktarda balık üretimi yapılıyor ama Atlantı Ovası’na gereğinden fazla su bırakılması eleştirilere sebep oluyor. Ovaya su bırakıldığında yavru balıkların da bu su ile gittiğini, su çekildiğinde tarlaların balık ölüleriyle dolduğu belirtiliyor.
İlçenin 20 km. kuzeyinde Hititpınar anıtı var. Anıt Yalburt yaylasında dağın eteğinde. Bu yüzden pınarın suyu aşağı kaymış. İlyas Kılıç’ın verdiği bilgiye göre bu su çevredeki üç köyün su ihtiyacağını karşılıyormuş. Anıt dönüşü Dereköy’e uğradık. Köyün adı 1980’den sonra değişip örnek Atatürk köyü olmuş. İlginç bir hikayesi var bu isim değişikliğinin. Zamanın muhtarı İsmail Çetin köye hizmet alabilmek için zamanın sıkı yönetim Komutanı Bedrettin Demirel Paşa’ya gidiyor. Tatlı bir yalan uyduruyor paşaya. “Atatürk Ilgın manevraları için geldiğinde bizim köyden geçiyor, yorgun olduğu için köyde bir süre dinleniyor, ayran içiyor” diyor. Bunun üzerine köye yol, su, elektirik geliyor, yolu asfatlanıyor ve adı da Örnekköy oluyor. Köyün girişinde karşılaştığımız köylülerin demlediği çayı içerken Sadettin Çetin’den kaval dinledik. Sadettin Çetin 70 yaşında, kaval babasından kalmış, özenle koruyor bu hatırayı. Köylülerin geçimi davarcılıktan ama sütünü sağmıyorlarmış koyunun. Yağı, peyniri, yoğurdu nerden temin ettiklerini sorunca marketten yanıtını aldık. Koca bir sürünün kahrını çek, sadeyağ yerine marketten margarin ye, olacak şey değil ama bu daha önceden başımıza gelmişti. Toroslarda bir yaylaya konuk olmuştuk. Yaylacı, size çay ikram edeyim, deyince yanımdaki arkadaş “Çayı her yerde içiyoruz, bize ayran ver” demişti. “Kusura bakmayın malı sağmadığımız için ayranımız yok” demişti adam.
5 Mayıs günü ilkin kaplıcada konuk edildik. Kahvaltıdan sonra 1894 yılında yapılan ve şu günlerde restore edilen eski askerlik şubesine gittik. Buradan 1584 yılında yaptırılan Lala Mustafa Paşa Külliyesi’ne geçtik. Külliyenin bir bölümü restore edilmiş, çarşı olarak kullanılıyor ama bir bölümü perişan durumda. Vakıfların bu ata yadigarların daha özenli olmalarını dilerim.
Çavuşçu Gölü ve Hitit Anıtı gezisinden sonra Bulcuk göletinin çevresinde öğle yemeğini yedik. Göletin çevresi kamp yapmak için bulunmaz bir yer. Ne yazık ki bazı arkadaşlar erken dönmek istedikleri için göletin tadını çıkaramadan, biraz olsun dinlenmeden Konya’ya döndüler. Ben orada kaldım ve o arkadaşların yerine de göletin tadını çıkardım. Aslında belediyenin davetlisi olmamız nedeniyle gece kalabilecekleri için kaplıcada yer ayrılmıştı, sadece şair İsmail Detseli bu imkanı kullandı.
Pazar sabahı erken kalkarak Ilgın’ın görmediğimiz yerlerini keşfe çıktık. İlk durağımız şeker fabrikasının arkasında Kale köy yakınlarında bulunan kale idi. Çok geniş bir alana yayılan kalenin yalnızca kuzey yöndeki duvarları sağlam kalmıştı.
Antik bir yolun üzerinde olan Ilgın’da çok eski tarihi yapılar var. İlyas Kılınç bir antik eser meraklısı. Bu merakı güzel şeylerde yaşatmış ona. Örneğin Ilgın-Beyşehir yolunun 3. km sinde bulunan yeraltı şehrini o keşfetmiş. 1996 yılının aralık ayında Akşehir Kaymakamlığı’na bir dilekçe ile başvurarak bölgenin 1. derece sit alanı ilan edilmesini sağlamış. Günümüzde ise yeraltı şehrinin temizletilerek turizme kazandırılması için uğraşıyor.
Küçücük el fenerlerimizle yeraltı şehrimizin bir bölümünü gezdikten sonra tarihi Mahmuthisar köyünün güneyinde bulunan doğal gölete gittik. Doğal güzelliği, yeşilliği, gürül gürül akan suları ile gerçek bir cennet gölet ve çevresi. Kamp meraklıları için bulunmaz bir yer. Mahmuthisar’dan gölete dönecek yolun üzerinde küçük bir köy kahvesi var. Güleryüzlü köylülerle sohbet ederken içeceğiniz çayın tadına doyamazsınız.
Ilgın büyük bir termal turizmi potansiyeline sahip. Belediye Başkanı H. Hüseyin Akıncı’da bu potansiyeli biran önce harekete geçirmek için var gücüyle çalışıyor. İlçenin şanslarından biri de yayla turizmi için büyük bir potansiyele sahiıp olması. İlçenin güneyi boyunca uzanan Sultan Dağları’nda eşsiz güzellikler var.
Cumartesi sabahı kaplıcaya vardığımızda bir sürpriz bizi bekliyordu. Ilgınlı kadınlar düğünden önce kaplıcaya gelip gelini yıkıyorlarmış. Böyle bir grup kaplıcanın girişinde içeriye kadar tef çalarak, türkü söyleyerek banyoya gittiler.
Hayatınıza yeni zenginlikler katmak isterseniz birgün Ilgın’a düşürün yolunuzu.
***
“KÜÇÜK YERİN DERDİ BÜYÜK OLUR”
NAGEHAN YILMAZ
Geçtiğimiz cumartesi TYB Konya şubesi Ilgın’a düzenlediği gezide her zaman olduğu gibi layık olduğu şekilde karşılandı. İlgi ve ikramda kusur etmeyen Ilgın Belediye Başkanı ve ekibi ellerinden geldiğince aydın grubu gezi esnasında yalnız bırakmadı.
Küçük yerin derdi büyük olurmuş ya, bu anlamda Ilgın Belediye Başkanını biraz yılgın/yorgun gördüm. Geçmişten gelen eksikliklerin kendisine mal edilmesi ve kültüre doğru atılan adımlarının destek bulamaması başkan Hasan Hüseyin Akıncı’yı epeyce üzmüş; fakat halen ümitvar ve ürettiği projeleri hayata geçirmeye kararlı.
Başkan, Ilgın halkının yoğun talebi üzerine Ilgın ilçesinin prehistorik dönemden günümüze kadar olan tarihini araştırmış, tozlu sayfalar arasında kalan birçok önemli bilgiyi gün ışığına çıkararak halkın bilgisine sunmuş. Bununla birlikte birçok önemli projeye imza atarak halkın gönlüne girmeyi başarmış.
Hayata geçirdiği projelerin en önemlisi Ilgın’ın sıradan bir hamam niteliğindeki kaplıcasını beş yıldızlı bir otel haline getirmek olmuş. Projenin dönüşüm aşamasında birçok güçlükle karşılaşmasına rağmen sonunda büyük takdir toplamış.
Sıradaki proje Almanlar tarafından inşa edilen Redif Kışlası’nın restorasyonu. Yenilenmesi tamamlandığında belediye binası olarak kullanılması düşünülen yapının çevresine oyun ve dinlenme alanı, açık hava müzesi ve açık hava tiyatrosu yapılarak halkın kültüre olan ilgisinin arttırılması planlanıyor.
Ilgın Hamamı ve Redif Kışlası’ndan sonra Bulcuk Gölü etrafında ufak bir tur attık. En çok dikkatimi çeken şey göl kıyısı boyunca uzanan geniş otlaklarda, göle nazır yayılan büyük baş hayvanlardı. Kafileden, şanslı olduklarını düşünerek onların yerinde olmak isteyenlerin sayısı da az değildi doğrusu.
Lala Mustafa Paşa Külliyesi Ilgın’ın tarihi dokusunda önemli bir parça.1576 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan külliye; cami, imaret ve han olmak üzere üç kısımdan oluşuyor.
Bir diğer ziyaret noktamız da Hitit Pınarı idi. Kazıları yıllar önce tamamlanmış olan anıtlarla ilgili mihmandarlarımızın çok fazla bilgiye sahip olmamaları dikkatimi çekti. Onlar Hititlere ait olduğunu söyleseler de anıtlarda gördüğüm ahura -Mazda- mazdeizmin sembolü- kabartması bana burada Perslerin de yaşamış olduğu izlenimini verdi.
Son durağımız Çavuşçu Gölüydü. Göl manzaralı bir yemekten sonra artık eve dönme vakti gelmişti.
Ilgın izlenimlerim genel anlamda olumluydu fakat rahatsızlıklarımı kaleme almadan edemeyeceğim. Ziyarete açık olmasına rağmen Lala Mustafa Paşa Külliyesi’nin bazı bölümleri birçok tarihi eser gibi bakımsız ve çürümeye terkedilmiş vaziyette. Bulcuk Gölü çevresindeki kirlilik de rahatsız edici seviyede. Beni en çok üzen ise birçok milletin arayıp da bulamadığı fakat nedense bizim sahip çıkmadığımız prehistorik dönemden günümüze ulaşan büyük emeklerle, gün yüzüne çıkarılan Hitit Pınarındaki kalıntıların neden koruma altına alınmadığı ve turizme katkı sağlama noktasında tanıtılmadığı.
Burada sorumlu mercii; bölgede çevre düzenlemesi yapmak, bölgenin turizm açısından tanıtımını yapmak ve bölge halkını bilgilendirmek açısından İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüdür. Gerçi şu anki kültür müdürümüz milletvekilliği yoluna girmek üzere istifa etmiş bulunuyor; dolayısıyla bu uyarı daha çok yeni kültür müdürümüzü ilgilendiriyor. Umarım bu uyarı testiyi kırmadan önceki tokat mahiyetinde olur da yeni müdürümüz belki işe buradan başlar.
Yolculuğumuz çok keyifli geçti. Ülkenin yoğun siyasi gündeminden dolayı otobüsün gündemi de siyaset ağırlıklıydı. Bunun yanında başkan Ahmet Köseoğlu’nun anekdotları ile Hasan Arslan’ın türkü ve oyunları da yolculuğumuza ayrı bir renk kattı.
Gezide emeği geçen herkese teşekkürler.
***
KAPLICALAR DİYARI ILGIN
İSMAİL DETSELİ
TYB Konya Şubesi her yıl geleneksel hale getirdiği gezilerin 2007’deki ilk gezisini 5 Mayıs Cumartesi günü Konya’nın güzel ve şirin ilçesi Ilgın’a yaptı. Sabahın erken sayılacak bir saatinde Konya TYB evi önünde toplanan Konya’nın gazeteci şair ve yazarları Ilgın Belediye Başkanı sayın Hüseyin Akıncı’nın gönderdiği bir otobüsle 30 kadar arkadaşla 8-30 sularında Ilgın’a doğru yola çıktık.
Yazarlar Birliği’nde kardeşlik ve samimiyet çok pekişmiş olduğundan bizim her gezimiz neşe içinde başlar, neşe içinde devam eder ve öyle biter.
O gün de öyle oldu. TYB Genel Sekreter Yardımcısı ve TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu’nun neşeli ve esprili konuşmaları başladı ve zamanın nasıl geçtiği belli olmadan saat 10’a doğru Ilgın ilçesine geldik.
Ilgın’ın adıyla özdeşleşmiş olan ılgın kaplıcaları önünde bizleri Ilgın Belediye Başkanı H. Hüseyin Akıncı ve ekibi çok sıcak ve samimi bir şekilde karşıladı. Karşılamada bir başka güzellik daha vardı o da Akşehir ve Ilgınlı basın mensupların da orada olmasıydı.
İlk olarak bizi Sayın Akıncı kaplıca lokantasına buyur etti ve kahvaltı ile beraber tanışma ve konuşma faslı da başladı. İlk konuşmayı TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu yaparak neden burada bulunduğumuzu izah edip davetinden dolayı başkana teşekkür etti. Konyalı gazeteci yazar ve şairleri tanıttı ve başkana TYB’nin bir dizi kitaplarını takdim etti.
Sayın Akıncı da Ilgın’ın tarihinden ve kaplıcalarının güzelliğinden bahsederek dertlendi ve Konyalılar’a sitem etti: Arkadaş bu memleketimizin en değerli kaplıcasıdır çıra dibine karanlık derler filhakika doğrudur. Konyalılar şu ayaklarındaki birçok hastalıklara şifa olan kaplıcalarımızı basalayarak Afyon’a Karahayıt’a denizliye şuraya buraya gidiyorlar, bu da beni bir Konyalı ve Ilgınlı olarak üzüyor.
Haksız da değildi Başkan. Buranın şöyle bir görünümü var, rezervasyonlu gelen müşterilerin haricinde yöre insanı günübirlik gelip bu şifalı sulardan bol bol faydalanıyor. Başkan yazarlara cömertçe şu teklifi yaptı: Sizleri istediğiniz kadar kaplıca otellerimde ağırlayayım görün temizliği ve şifayı.
Biz iki arkadaş eşlerimiz de yanımızda olduğu halde iki gün kaldık. Kaplıca personelinin hem misafirperverliklerinden hem sevecen hareketlerinden hem de saygılarından çok memnun olduk. Başkan Akıncı’yı derseniz maşallah şantiye şefi gibi. Ne gecesi var, ne gündüzü her saat bir bakmışsın inşaatta veya işçilerin başında bir bakmışsın başka görevde. Sanki uyku filan uyumuyor. Bir ara bize şu espriyi de yaptı: Arkadaşlar bu araba benim kendimin. Ben daha belediye arabasına binip gezmedim. Bu aracıma da belediyeden yakıt koymadım.
Şaşırdık. Bu arada personelin kibarlığı da bir ayrı güzellikti. Benim gördüklerimden Abdurrahman Baş’a Servet Sırça’ya, Keziban Tutar hanıma ve diğer ilgili personelin hepsine teşekkürlerimi arz ederim.
Konya Afyon arasında giyim kuşam ve şive konuşma yönünden Ilgın Konyamız’a Afyon’dan yakın ve Konya ilçesi olmasına rağmen daha çok Ege şivesiyle konuşur. Bilhassa kadınları genelde Afyon Isparta yöresinin giyimlerini tercih eder. Ilgın ilçe merkezli kadınlar bacaklarından yukarı doğru daralan daha çok Ege’ye has bir giysiyi kendilerine yakıştırırken civar köylerdeki kadınlar ise daha çok Konya kadınından esinlenir ve Konyalı kadının şalvarından daha geniş ve (eteği) kuyruğu önünde toplanan bir bol şalvar türünü benimser. Ve yürürken zorlanmamak için şalvarın kuyruğunu toplayıp uçkura kıstırarak serice yürürler bu da çok güzel ve yöreye has gösterişli bir kültürdür.
Başkan daha başka yaptığı işlerden ve yapmak istediklerinden bahisle her yaptığı güzel işin mutlak şikayet konusu edildiğini, ilçeye hizmet aşkında olmasına rağmen engellerle karşılaştığını ama doğru bildiği yoldan asla şaşmadığını ifade ederek Ilgın’ın Ulaş Baba’dan ve Didiği Sultan gibi yatırlardan örnekleri anlattı. Hele bir hikaye anlattı ki insanı o günler ile bugün arasında kıyaslamaya ve düşünceye sevk ediyordu. Başkan’a uzakta olduğum için pek anlayamadım ama sanırım Ulaş Baba diye bilinen bir ermişten bahsediyordu.
Tarihler önce buraya böyle Mayıs aylarında sefere gitmekte olan bir ordu karargâh kurar. Komutan Ilgın çevresinde gezinirken bahçesinde çalışmakta olan bir ihtiyar görüp selam verir ve aralarında şu konuşma geçer: “Ey emmi kolay gelsin. Sağ ol evlat. Ne iş yapıyorsun? Salatalık fidesi dikiyorum. Ne zaman yetişecek? 2-3 ay sonra. Keşke olsaydı da askerler yese idi der içinden. Ve biz sefere gidiyoruz askerler acıktı, bu askeri nerede doyurabilirim? Ben doyururum evlat. Neyle? Bir tencere bulgur pilavı ile. Emmi ordu bu, nasıl doyuracaksın? Bir tencere pilav onlara yeter evlat korkma, der. Ve pilavı ocağa koyar koca ordu pişen pilavdan karnını doyurur ve hayret içinde kalan komutan saygısından, baba keşke o diktiğin salatalık da olmuş olsaydı da askerler yeseydi deyince, o da olur evlat dur bakalım, der ve tarlaya gider. Bakar ki bütün diktiği fideler hepsi salatalık vermiş onlardan da askerler yer ve doyar. Bu keramet karşısında komutan baba biz harpte dara düşersek bize yardım eder misin, der. Ederim evlat ne zaman daraldın ‘ulaş baba de’ ben ulaşırım Allah’ın izniyle, der. Gerçekten harpte bir ara o komutan ve ordusu acze düşer komutan kolundan yara almıştır, ‘ulaş baba’ der ve hemen çevre denilen (bugün mendil) bir bezle kolu sarılır ve düşman yarılır, ordu muzaffer olur. Dönüşte ılgına tekrar uğrayan komutan ihtiyarı bulur ve baba bize darda yardım etmedin neden, diye sorar. İhtiyar koluna sardığım çevreyi ver bakalım öyle ise deyince komutan nasıl muzaffer olduğunu anlar. Gelelim Ilgın ismine bir rivayette Ilıcası’ndan sıcak suyundan aldığı söylenir. Ama diğer bir rivayet daha var ki o da enteresandır. Eskiden yörede çok ılgın ağacı yetişirmiş ve sağlam bir ağaçmış. (Hatta peygamber efendimizin üzerine çıkıp da ilk hutbe irad ettiği kütüğün de ılgın ağacı kütüğü olduğu rivayetlere arasındadır.)
İlk ziyaret yerimiz hemen kaplıca yakınlarındaki Handevi Kandevi türbesi oldu burada yatanlar 12-13 yy’da Horasan’dan gelip ilk islamiyeti tebliğatla görevli gönül erleriymiş. Dua edip kısa bir bilgi aldıktan sonra ziyaretlere devamla Almanlar tarafından inşa edilmiş ve Kurtuluş Savaşında kullanılmış olan bazı ilçelerde ismini duyduğum ama türkülerden aşina olduğum Redif Kışlası’na geldik. Ahşaptan güzel bir işçilik ile yapılmış olan kışlanın bugünkü hali içler acısıydı. Neyse ki başkan içerde çalışanları gösterip “restorasyon çalışmalarını başlattık, aslına uygun restore dilecek belediye binası olarak kullanıma açacağız cevresini de spor sahası, park ve yeşil alan olarak düzenleyeceğiz” dedi de içimizin burkulması gitti.
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasında bakın nesi var
Çift potiniyle birde fesi var
Alo yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir.
Eski türkülerimiz böyleydi ve bugünkü gençlik iyi dinlerse çok manası vardı. Redif şiirde son uyak olduğu için askeri terimde 16 yaş askerlerin yetiştirildiği ve orduya ihtiyaten genç askerlerin talim gördüğü yer olarak duyardım dedelerimden.
Buradan Lala Mustafa Paşa Külliyesi’ne hareket ettik 1576-1584 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılmış olan külliye ile ilgili yazarlara bilgi veren Başkan Akıncı “caminin ve çevresindeki o büyük külliyesinin çarşı ve kervansarayı buranın ağırlık noktasını teşkil etmektedir” dedi.
Ilgın’ın coğrafi konumu da göz önünde bulundurularak konaklama ve ticari amacı birinci planda tutulmuş. Derken gözlerden kaçmayan bir gerçek vardı ki o da o külliyenin içler acısı hali idi “Vakıflar’a ait olduğu için el vuramıyoruz” diye dert yandı başkan. Ve daha bunun gibi birçok ata yadigarı eserlerin ilgisizlikten bu hale düşmüş. Bunlardan biri de bir mahallede evlerin arasında sıkışmış kalmış Sadettin İsa türbesi idi. Adeta ufacık bir darlığa kıstırılmış bu türbeye de bir şey yapamadıklarından bahsetti. Ve hemen karşımıza çıkıveren mezarda muhteşem görünüşlü mezar taşlarının kimler olduğunu sorduk? Ebubekir Şemseddini Mevlana ve Kadı Mahmut Mevlana idi bu yatırlar. Mevlana hazretlerinin yeğenleriymiş. Hepsine dua edip ayrıldık başlarından.
Başkan burada bir eski camiden bahsederek 22 Ağustos’tan önce Atatürk bir sabah namazında buradan geçiyormuş. İmam efendi Ata’ya bakarak “Efendi yüzünüz ak olacak zafer sizlerin olacak” diye dua etmiş dedi ve devam etti: Ilgının Kurtuluş Savaşında çok büyük rolü olmuştur. Bu savaşta Batı Cephesi Afyon olarak bilinse de cephede uygulanacak strateji bu bölgede verilen kararlarla belirlenmiştir dedi ve arşivlere bakabilirsiniz diye iddialı da konuştu.
Buradan ayrılıp Vakıfağıl köyüne doğru yola koyulduk. Burası Çavuşçu Göl kenarlarındaydı Başka’nın bir derdi de küresel ısınmadan dolayı göllerin kurumakta olduğundan yakınarak “Sizden bu konuda yazı yazmanızı ve duyarlı olmanızı istiyorum. Bakın Akşehir gölü ve bir çok göllerimiz kurudu” diyordu. Ben de orada gördüğüm manzarayı anlatayım: Daha mayıs ayında büyük bir kanala gölden su verilmiş, yine ayni cömertlikte harcanıyordu. ‘İşte bu ne perhiz ne lahana turşusu’ dedim biz Konya’dan gelip de bu derde deva olamayız. Sizlerin halkı bilinçlendirmeniz lazım.
Göl kıyısında ufak tefek dinlenmelerden sonra Hititpınar anıtına vardık. Burada pınarlar kurumuş suyun eseri yok sadece Hitit anıtının taşlarının çevrelediği bir hafif yeşillik var. İlgililere suları sorduk “Çekildi aşağıdan çıktı ve üç köyün suyunu karşılıyor” dediler. Hangi köyler? “Dereköy’ü Çobankaya ve Çömlekçi köylerine hizmet eder” dediler. Bu taşların üzerinde bir Yörük dede oturmuş taşa kavalını yanık yanık üflüyor. Sorduk adın ne: Sadettin Çetin. Yörük müsün? Evet. Hangi boy? Sarı keçili. Biraz evvel çaldığın ne idi? Kara koyun. Ne dedin? Kara koyuna suyu içme beni mehçup etme, dedim. Çünkü yare sözüm var, dedim sözünü hiç tutturdun mu koyuna? Çok, dedi. Kavalın çok eski boncuklu püsküllü kabından belli 80 yıllık var mı dedim? Ben o kadar varım bu dedemden kalma belki 150-belki 200 yaşında, dedi. Ondan müsaade istedik ve onu yine kara koyuna kaval sesi ile yalvarmakla bırakıp tekrar Ilgına döndük. Hiçbir yere inmeden güneybatı yönünde 12 km kadar ilerledik bir göletin başına geldik. Su hayattır, der atalarımız ya hakikaten su hayattır. Dağların yamacına yapılmış bu göletin çevresine çam ormanı adeta suya inercesine sarkmış muazzam bir görüntü. Her yer mis gibi gölün suyu berrak çevre hayat dolu. Sayın başkanın hazırlatıp getirttiği güzel kumanyalar tatlısına varana kadar her şeyiyle güzelce yazarlara sunuldu. Gerçi bu suyun başında soğan ekmek bile baldan tatlı olur ya başkan cömert davranmış her şeyi dört dörtlük yapmış ellerine sağlık. Saat artık ikindiye doğru idi. Başkan Akıncı yazarları oradan Konya’ya uğurlarken kalmak isteyenler kalsın, dedi ben ve Zeki Oğuz kaldık başkanın misafiri olduk. Daha Konya çıkışında başladığım ılgın şiirini buraya aktarayım da okuyun…
ILGIN’A…
Ağaç ve ılıca suyundan alır ismini
Rabbim düz bir vadiye koymuş resmini
Bakanla sanatçınla duydu dünya ismini
Konya’nın incisisin sen güzel Ilgınım
Bir otobüs dolusu yazar ve şair
Gezmeye geliyor seni ey güzel şehir
Kaplıcaların insanlara şifalar verir
Konya’nın incisisin sen güzel Ilgınım
Otuz altı köyün var yedi kasaba
Çok eski maziler yaşanmış burada
Şeker olan pancarın tadı şırada
Verimli toprakların vardır Ilgınım
Konya’nın güzide basını seni yazacak
Şairliği olanlar sana şiir dizecek
Ilıcalardan almış insanlar kanları sıcak
Kaplıcalarıyla ünlü olan şirin ılgınım
Konya’dan çıktık şifanın kokusu geldi
Yazarlar tarihe baktı yüzleri güldü
Sevgi . şair dilinden akan bir seldi
Yazmaya erken başladım seni Ilgınım
Ormanına çam ağacı yakışır
Her yerinden şifalı sular akışır
Hasta olanlar kaplıcada şifalar bulur
Şifa dağıtan sın sen şirin Ilgınım
Yeni iskan bölgelerin açılmış
Güzel modern konutların yapılmış
Yemyeşil ovaya serpilip dağılmış
Didiği Sultan’ların otağı Ilgınım
İlçeye hayat verir çavuşçu gölün
Baharda açılır çiğdemin gülün
Ağaca hasrettir daha çokça yerin
Ormanı kıt olan bozkır Ilgınım
Çalışkan bir başkan H. Hüseyin akıncı
Onun başkanlığıyla olmuş Ilgın bakımlı
Sobalarda çokkk kömürlerin yakıldı
Madenleri ile de çok ünlü ılgınım
Dağlarında Yörükler kaval çalıyor
Kavalın namesi gönül dağlıyor
Bu şair İsmail’in de bağrı yanıyor
Ününe ün katansın şirin ılgınım