Yaptıkları iş sadece matbaacılık
Ünlü neyzen Doç. Dr. Erguner, “Bu yıl, Konya’da yapılanların biraz daha fazlasını yaptılar. Kitapları çevirmek sadece matbaacılıktır. Ben, şu ana kadar ortaya farklı bir şey çıktığını görmedim. Bu, konunun uzmanı kişilerin ortak görüşü”
Mevlana Yılı’nda matbaacılık yapıyorlar
Avrupa Birliği Sanat Direktörlüğü’nün desteğiyle İstanbul’da ‘1. Ney Festivali’ni düzenleyen ve neyde Erguner ekolünün temsilcisi Doç. Dr. Süleyman Erguner, 2007 Mevlana Yılı’nda yapılan etkinliklerin önceki yıllarda yapılan etkinliklerden çok farklı olmadığını söyleyerek yetkililerin sadece ‘matbaacılık’ yaptığını ileri sürdü.
İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda öğretim üyeliği, TRT Müzik Dairesi Başkanlığı görevlerinde bulunan Doç. Dr. Süleyman Erguner, Gerçek Hayat dergisinde kendisiyle yapılan röportajda “Bu yıl, Konya’da yapılanların biraz daha fazlasını yaptılar. Kitapları çevirmek sadece matbaacılıktır. Ben, şu ana kadar ortaya farklı bir şey çıktığını görmedim. Bu, konunun uzmanı kişilerin ortak görüşü” dedi.
“Bu da Ney misyonerliği”
Dededen babadan neyzen, “Erguner” ekolünün temsilcisi, bir dönem İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda öğretim üyesi olarak çalışmış ve TRT Müzik Dairesi Başkanlığı yapmış olan Neyzen, Doç. Dr. Süleyman Erguner, idealist bir hoca… Yıllar sonra “ney atölyesi” hayalini de gerçekleştiren Erguner, “Neden okullarda öğrencilerin eline flüt değil de ney vermeyelim ?” diyor. Tek sorunu herkese yetişememek. Birçok başarılı neyzen yetiştiren Erguner, iktisatçı ve müzisyen kimliklerinin yanı sıra akademisyen sıfatıyla araştırmalar yapıyor. Biyografilerden metotlara, neyzenler tarihinden musiki eserlerine kadar birçok çalışması var. Erguner’le “Mevlana Yılı”nı konuştuk.
-Ney atölyesi fikri nasıl gelişti?
Ney atölyesi yıllardır düşüncemdeydi. 1976’ten itibaren İTÜ’de ney ve müzik teorisi dersi verdim. 1975’te ney sanatçısı olarak görev aldığım TRT’de, 1990’lardan sonra yönetmelikler değişti, biz senelerimiz yanmasın diye mecbur çalıştık. Memur sanatçı isen başka bir işle uğraşamazdın. Zorlamanın anlamı yoktu. 2006 Eylül’de emekli olduktan sonra, diğer sanat çalışmalarımın yanında; dostlar, ney öğrenmek isteyenler gelsin dedim ve Süleyman Erguner Ney Atölyesi’ni açtım. Herkes briç veya atçılık kulübü kuruyor. Ney niye olmasın? Ney biziz. Neyden çıkan sesler bizim duygularımız. Bu ney ailesini büyütmek istiyorum.
-Siz metod da yazdınız mı hocam…
Ney, sadece konservatuarlarda öğretilsin istemiyorum. Meslek sahibi bir insan niye ney öğrenmesin? Okullarda flüt veriyorlar çocukların eline, o niye ney olmasın? Ney metodumun ilkini 1986’da yayımladım. Dönemin kültür bakanlığına gittiğimde paramız yok dediler. Yılmadım, arabamı sattım, kağıdı aldım, kitabı bastırdım. Metod, dünyada ney öğretilen her yere gitti. 2002’deki ikinci baskısında CD’ler ve tarihi bilgilerle genişlettik. Şu anda üçüncü baskıda. Bizde kültür politikası yoktur. Şu ney, Fransız ya da Alman’ın sazı olsaydı ve onun metodunu yazsaydın en üstün şövalyelikle ödüllendirilirdin. Artı, aylık maaş bağlarlar, “Sen bunlarla uğraş” diye destek alırdın. “Bir kitap yapmışsın, gel kardeşim bakalım” diyen yoktu. Ama, şimdi eksik olsunlar.
-Mevlana yılında yapılanlar yeterli mi sizce? Hakkı verilebiliyor mu?
Bu yıl, Konya’da yapılanların biraz daha fazlasını yaptılar. Kitapları çeviri yapmak sadece matbaacılıktır. Ben şu ana kadar ortaya farklı bir şey çıktığını görmedim. Bu, konunun uzmanı kişilerin ortak görüşü.
-Peki acilen yapılması gerekenler?
Mevlana ve Mevlevilik konusunda yapılacaklara en az üç yıl önceden başlanması, konuyla ilgili kişilerin buluşturulması gerekirdi. Apar topar bir şeyler yapılıyor. Aynısı 2010 kültür başkentliği için de geçerli. Bu iş, Viyana’da olsa bütün sosyal bilimciler çalışmaya başlamışlardı. Ve 2007 bitiyor. 2009 sonunda birileri paldır küldür bulunur, konserler verdirilir. Bizim anlayışımız bu.
-Esasında nasıl bir çalışmaya ihtiyaç vardı?
Bu konularla ilgili bütün insanların yayınlarına ulaşılacak. Sakıp Dede’nin 17. yüzyıla ait “Sefinet’ül Mevleviyye” adlı bir eseri var. O eser Mevlevilikten bahseden her şeyiyle güvenilir tek kaynaktır. Çok ağır Osmanlıca’dır. Bir kurulun üç beş senede çevirmesi gereken bir eserdir. Esrar Dede Tezkiresi, Fatin Davut Tezkiresi de var. Bundan başka sesli kaynaklar, notalar, Mevlevi müziği ve kültürü üzerine çok detaylar var. Bakıyorum, Konya’da Mevlana yılı dolayısıyla sempozyum yapılıyor. Kendilerince yeterli görülüyor. Mevlevilikle ilgili bir sürü büyüğümüz var. Onlar da ortada yoklar, hepsi köşelerinde. Geçmiş ola...
-Anadolu’da ney ve Mevlevilik kültürü üzerine araştırmalarınız da var…
Rahmetli, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in araştırmalarına göre, Osmanlı haritasında 101 mevlevihane kurulduğunu biliyoruz. Anadolu’dakilerin çoğu maalesef yıkılmış. Yunanlıların meşhur akşam yemeklerini yedikleri bir yerdeydik. Şüphelendim, gördüğüm Atina Mevlevihanesi’nin yıkık duvarıymış. Bunların içindeki neyler, eşyalar kim bilir nerede? Afyon Mevlevihanesi’ndeki neyler camekanlı bir dolabın içinde duruyor. Çıkarttım üfledim. Rengi koyu kızıl – kahve olmuş. Sen tahmin et kaç yıllık? Bütün Mevlevihanelerle ilgili dosyalarım var. Bunları da inşallah kitaplaştıracağım.
-Antep’te Neyzen Emin Dede’ye ait bir hazine yatıyor demiştiniz…
Son dönem üstadlarından Neyzen Emin Dede’nin neyleri bugün Antep’te. İstiklal harbi sırasında askeri doktor, Neyzen Emin Dede’nin de öğrencisi, Emin Kılıçkale vardı. Vefat edince anlaşılan o ki kütüphaneyi ve neyleri o telsem almış. Meşhur kütüphaneyi oğlu Yılmaz Kılıçkale’nin evinde gördüm. Her taraftan hamparsum notaları, kitaplar fışkırıyor. Camekanlı bir dolapta Emin Dede’nin şah ve mansur neyleri var. Aldım üfledim, içimi bir heyecan kapladı… Üniversite bünyesinde bir ekip kurarsam, bizzat çalışacağım.
-Eski kültürün unutulmuş eserlerini gün yüzüne çıkarıyorsunuz. Şu anki çalışmanız nedir?
“17. yüzyılda Mevlevilik ve Osman Dede” çalışmamız var. Kutbu’nayi Osman Dede’nin eserlerini çocukken bile sevmişimdir. Rahmetli babam, “Bu eserler, bir neyzen için önemli ve uzun sesler ihtiva eder” derdi. Yüksek lisansta onun, “Rabt-ı Tabirat-ı Musuki” adlı eserinin Farsça’dan tercümesini yaptım. Bu da kitap olarak yayınlanacak. Osman Dede’nin meşhur Miraciyesi, 25 peşrevi ve 25 semaisi var. İsmi sonradan “Lale devri” olarak konulan 1718-1730 yılları musikimiz muhteşem bir dönemdir, Osman Dede, bu dönemde Galata Mevlevihanesi’nin piri. Bu eseri 10 yıldır çalışıyorum ama illa bu yıl çıkaracağım diye popülist davranmam. Nasib olursa, bu yıl yayınlamayı arzuluyorum.
-Peki Çargah ayini…
1729’da vefat eden Mevlevi Şeyhi, Nayi Osman Dede’nin, Uşşak, Hicaz, Çargah ve Rast makamlarında dört Mevlevi ayini vardır. Bunlardan Çargah Ayini, okunmuyordu. Hiçbir yerde kaydını göremedim. Büyüklerimizin de icraları yok. Osman Dede kitabımın vesilesiyle bu eserin CD’sini kitabın ekine koyacağım, Miraciye ve 50 sazeserini de aynı şekilde kitap ekine koymayı düşünüyorum ama ciddi bir destek lazım. Bu yıl, Mevlana yılı ama kapımızı çalan yok. Oturup yine kendimiz çalışacağız. Ben her şeyi kendi başıma yapmaya alıştım. Süleyman Erguner çalışacak, araştıracak, borçlanacak veya para bulacak, Mevlana’nın himmeti, Canab-ı Hakk’ın izniyle olacak inşallah…
-1. Uluslararası Ney Festivali de önemli bir adımdı…
Evet, Avrupa Birliği Sanat Direktörlüğü’nce “Neyin festivalini nerede yapalım” diye bana sordular. Ya İstanbul’da ya başka bir şehirde olacaktı. Tabii ki İstanbul dedik. O bir taştı ve yerine oturdu. AB’nin parasıyla yaptık… Bence milli bir sempozyum veya festivalin de zamanı geldi.
-Yurt dışından gelip tarlaları parselliyorlar demiştiniz… bu olayın aslı astarı nedir?
Ciddi bir ney tüketimi var. İstanbul’da sektör oluştu. Diğer şehirlerden gelip burada dükkan açıyorlar, satışlar daha iyi diye. Bazıları da, “Süleyman Erguner” ismini kullanıyorlar. Şimdi, sadece bana başvuranlara ney yapıyorum. İyi ney Hatay kamışından yapılır. Allah, Antakya Samandağ ve çevresine muhteşem bir güzellik bahşetmiş. Orada her bir kamış bence neyzen. Adam gidiyor toptan alıyor. Bir sefer gittiğimde 50 tane zor aldım. Böyle ciddi bir parsellenme var. Daha da kötüsü yapılaşma başlamış. Gittiğimizde inşaatla karşılaşıyoruz.
-Bu toprakların ney üfleme tavrı nedir?
Dünyada yaygın ney tavrı Türk tavrıdır. Bence herkes için dağın zirvesi. 80’den beri dünya yollarındayım. Diğerleri tavır değil, yörelerin müziğine uygun icra tarzlarıdır. Orada nağmenin seyri vardır. Bizde enstrüman hem ebat hem üfleme olarak devleşir. Bence, zirvede Türk tavrıdır, sonra İran ve Arap tarzı gelir
-Neyzenlik eskiden meslek sahiplerinin kültürel maharetiydi, şimdi kuru meslek sahibiyiz. Zevklerimiz bomboş…
Evet, insanlar meslek sahibi oldular ama üstatlardan faydalanamadılar. Toplumla kültür arasında 30-50 yıllık büyük bir kopukluk var. Şimdi eskiye dönüyoruz. En azından atölyede doktor, mühendis, iktisatçı gibi çeşitli mesleklerden öğrencilerim neyzen olacaklar. Böyle böyle artacağız. Türkiye’nin her yerinden mailler geliyor. Yetişemiyorum. Metodtan çalışın, bir öğrencimi göndereceğim diyorum. Bu da ney misyonerliği… Büyük bir ilgi var ve çalışmalarımdan dolayı her yere yetişemiyorum. Bu durum, beni üzüyor.
-“Sufizen” projesindeki gibi farklı müzikler buluşturuyorsunuz. Biz Azerbaycan’dan öteye gidemedik galiba?
Ben her zaman kendimizle kültürümüzle ilgili işleri öne almışımdır. Bu arada kendini dünyaya kapatmamak lazım. Daha önce neyle bağlamayı bir araya getirdim. Sufizen’de de Doğu sazlarıyla deneysel bir çalışma yaptık. 2006 Aralık’tan beri çok şükür beşinci konser gerçekleşti. Nusret Fatih Han vardı 80’lerde… Kasıp kavurdu etrafı… Okudukları münacat, kaside ama müziklerinde diğer güzelliklerin yanında müthiş bir ritm var. Bizde ritm yok oldu. Türk müziği eskiden ritmikti şimdi dümdüz bir çizgi oldu. Kısırlaşmanın sebeplerinden biri bazı kişilerdir. Bunlar, devlette etkindiler. İnsanlar bu sebepten Anadolu’yu atlayıp doğuya gitti. Türk müziği şu anda frekans olarak dünya müziğinden bir iki oktav aşağıdadır. İnsan kulağı tize doğru gider, bizde pese, aşağı frekanslara gidiyor. Hafız Burhan kaside-gazel okuduğu zaman Boğaz’ın öbür yakasından duyulurdu. O zamanki rüzgârlar yüzünden miydi? Eskiden Türk müziği, si notasına, hatta do’ya kadar çıkardı. Şimdi mikrofonla bile sesler çıkmıyor…
FUTBOL TARAFTARLIĞI GİBİ EKOL TARAFTARLIĞI YAPIYORLAR
—Yalnız kalsanız da, dedeniz ve babanızın tavrının takipçisi olduğunuzu biliyoruz. Günümüzde neyde, futbol taraftarlığı yapar gibi ekol çekişmeleri var. Bunu yapan kadrolu bir güruh mevcut. Öte yandan ney piyasası oluştu… Neyde neden klasik tavrı korumalıyız?
Bizim büyüklerimiz böyle şeylerle ilgilenmezlerdi. Son zamanda dedikodu ve maksadını aşan bir durum söz konusu. Diğer sazlar da bunu göremiyorum. Bir zümre var, bunları Mevlana’ya veya Allah’a havale ediyorum. Öncelikle ney, tekke-dergâh sazıdır. Kafanı gözünü kapatıp bu dünyadan uzaklaşman gerekir. Adam sözde ney üflüyor, özde gözü vel fecir okuyor, makamdan habersiz, perdeleri tutmuyor. Ney, güzel uzun cümlelerle, kuvvetli ifadelerle üflenir. Bu zaten neydir, başkası yoktur. Eskiden kaval çalanlar şimdi neye döndü. Birtakım şekil görüntülerle, saçını başını özellikle kazıtarak, imaja dayalı bir neyzen tiplemesi ortaya çıktı.
-Sazda abartılı titreme ve tavırlar yapanlar var… Bunu hep söylersiniz.
Erguner ekolü veya tavrı, bildiğimiz ney tavrının içerisinde bir icra tarzıdır. Uzun ve kuvvetli seslerle, kendine has nağme anlayışı ve üfleme tarzıdır. Uzun ve temiz sesler, dem sesler vardır, haşırtı foşurtu olmaz. Rahmetli babam el ve parmak çarpmalarını sevmezdi. Ağzını burnunu, kafanı, neyi sallama derdi. Şimdi bunlar çıktı ortaya, adam kaval gibi neyi sallıyor. Ne o? Titreme yapacakmış. O, diyaframla yapılır. Musikimizde usuller, güfteler, nağmeler ve makamat vardır. Bilerek üflersen ne zaman titreteceğini bilirsin. Allah’ın verdiği nefesi üflesene, neyle Bach mı çalıyorsun? Al başına çal vibratoyu… Ben araştırıyorum, kimse karşıma gelip laf etmesin. Son otuz yılın eğitiminde değil, 17. ve 16. yüzyılda da yoktu bunlar. Gerçek Hayat