Ürün'ün oğlu önemli rolde
Dinle Neyden filminin oyuncularından biri de Halil Ürün'ün oğlu İsmail Hakkı Ürün. Ürün'le star gazetesinden Özkan Güven söyleşti.
Genç bir Mevlevi dervişin mistik dünyasını anlatan ve izleyicilerden tam not alan Dinle Neyden filminin oyuncularından biri de İsmail Hakkı. Babası Konya eski belediye başkanı olan 32 yaşındaki oyuncu ‘Sinemaya gidenler bu filmi önce kulaklarıyla sonra gözleriyle seyretsin’ diyor.
Geçen hafta gösterime giren Dinle Neyden, bu topraklara ait bir hikayeyi anlatan film. 1798 Osmanlı-Fransız savaşının yaklaştığı günlerde, iki genç saray mensubu arasında yaşanan duygusal bir ilişkinin tanığı olan genç Mevlevi dervişinin mistik dünyasını konu alan filmin yönetmeni Jacques Deschamps. Filmin senaristleri ise Ayşe Şasa ve İsmail Özkul Eren... Eren aynı zamanda yapımcı. Yönetmen danışmanı star Pazar’ın yazarlarından Sedef Ecer. Filmin kurgusunu Ali Üstündağ ve süpervizörlüğünü Yücel Çakmaklı yaptı.
Ahu Türkpençe, Lale Mansur, Alican Yücesoy gibi oyuncuların rol aldığı filmde Koca Musa karakterini İsmail Hakkı canlandırıyor. Daha önce Malezya’da Tarok, Hong Kong’ta The Silver Dragon adlı filmlerde oynayan ve en son Recep İvedik filminde kamyoncuyu canlandıran İsmail Hakkı hayatla, sanatla derdi olan, 32 yıllık ömrüne 60 yıllık hikayeler sığdırmayı başaran biri. Onu kesinlikle tanımak isteyeceksiniz... Düşünün, babanız bir kentin belediye başkanı ve siz 18 yaşınızda Bosna’da yaşanan vahşeti belgelemek için tek başınıza kameranızı alıyorsunuz, yaralanarak dönüyorsunuz, Hacca gidiyorsunuz ve bin 462 kişinin öldüğü facianın orta yerinde kalıyorsunuz. 54 ülkeyi dolaşıyorsunuz ve altı dil biliyorsunuz... ‘Her yıl neredeyse yüz kişinin katıldığı, yıl sonunda 99’unun elendiği’ sinema sektöründe geride kalan o ‘bir’ olmak için uğraşıyorsunuz...
BABASI BELEDİYE BAŞKANI
Kimdir İsmail Hakkı?
İnsan. 32 yaşındayım. Babam eğitimciydi. Sonra Konya belediye başkanı oldu. Müthiş yemekler yapan ve bu alanda madalya alan bir annem var. İki kız kardeşim var. Oyunculuğa kafayı takmış biriyim işte...
Eski de olsa belediye başkanı olan babanızı biraz anlatın.
Babam Halil Ürün eskiden üniversitede öğretim görevlisiydi. Necmettin Erbakan belediye başkanı adayı olmasını istedi. Zaten Erbakan’ın siyasi hayatının başlangıcı anne ve babamın düğününde olmuş. Babam belediye başkanı olmadan önce sıkıntı çekmeyen, orta halli bir ailemiz vardı. O dönemden sonra da orta halli olarak kaldı. Hiç unutmuyorum, PTT’den alınan Halil Ürün adına kayıtlı bir hattın dışında belediyenin bütün başkanlara tahsis ettiği diğer bir hattan arkadaşımı aradığım bir gün ensemde tokadı gördüm. Babamdı bana vuran, ‘O telefonla konuşuyorsun, orada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var’ demişti. Kursağımıza haram lokma sokmadı hiç. Annemin de babamında da hakkını ödeyemem. Annem hanım ağadır. Hayatımı yönlendirmemde en çok desteği onlar vermiştir.
YENGEÇ GİBİ KAÇMIŞTIM
Nasıl bir çocukluk yaşadınız?
Hep farklı oldum bir şekilde. Bugüne dek 54 ülke dolaştım. 1990’da ilk kez yurtdışına çıktım. Hacca gittim. Facia olduğunda oradaydım. Kemikleri kat kat olup kırılarak ruhunu teslim eden insanları gördüm.
Nasıl kurtuldunuz oradan?
Sırtımı duvara verip yengeç gibi yan yan kaçarak kurtulabildim. Yolda yakaladığım hacılara ‘Geri dönün insanlar ölüyor’ diye bağırdığımı hatırlıyorum. Bundan iki yıl sonra benden önce sadece Özal’ın gittiği Özbekistan’a tek başıma gittim. Özbekistan belgeseli hazırladım.
54 ülkeyi gezme hikayesi nereden çıktı, niye gidiyorsunuz?
Eğitim, turizm, ticari amaçlı gezilerdi. Üniversiteyi Malezya’da okudum. Önündeki İslam ibaresi nedeniyle Türkiye’de hiçbir işe yaramayacağını daha sonra anladım. Okulu bıraktım. Amacım Eskişehir’de sinema okumaktı. Ama torpilim yetmedi. Çok sinirlenmiştim. Hiçbir siyasi görüşüm yoktu, hala da yok. Malezya Üniversitesi’nden alacağımı almıştım ben. Bana çok katkısı oldu. Arapça, İngilizce ve Rusça’yı Malezya’da öğrendim. Almanca’yı Almanya’da, Boşnakça’yı Türkiye’de öğrendim. Malezya’dan sonra Almanya’daki Ludwig Akademisi’ne girdim. Türkiye’nin ilk yerel televizyonu olan Kontv’nin kurucuları arasında yer aldım. Belgeseller, programlar hazırladım. Oyunculuğumu da ilk kez bu televizyonda deniyordum. 1994-95’te savaşın en yoğun olduğu dönemlerde Bosna’ya gittim. Savaş Yolu adlı belgeseli yaptım. Bütün o vahşet görüntülerini televizyonlara verdim.
KURŞUNU AİLEM BİLMİYOR
Ölmekten korkmadınız mı?
Ailem ilk kez bunu bu röportajdan sonra öğrenecek ama Bosna’dayken vuruldum ben. Çekim yaparken karnıma kurşun isabet etti. Ölümden döndüm. Henüz 18 yaşındaydım.
Bu kadar hareketli olmak yorucu değil mi?
Bazı insanlar yerinde duramaz, aktiftir. Ben de böyle, zamanı yorarak kullandım. Hala da pek durulmadım. Bazı heyecanlar var. Şimdi dolaşmak yerine çok güzel filmlerin parçası olmak istiyorum. Dünyaya adımızı duyurabileceğimiz, kendi kültürümüzü anlatan filmler yapmak istiyorum.
Filmin yapımcısının heyecanına ortak olduk
Dinle Neyden filmine geçelim...
Çok güzel bir senaryo ve güzel bir sanat filmi oldu. Aslında bıçak sırtı işler bunlar. Gişe için fazla iddialı.
İnsanlar bu filmi neden izlesinler?
Dinle Neyden öyle bir şeyden bahsediyor ki, bahsettiği aşk. Ama insan sevgisi değil, Allah sevgisinden bahsediyor. Dede Efendi’nin, Derviş Kalfa’nın ağzından dinlediklerimiz aslında Mevlana hazretlerinin bize Mesnevi ile fısıldadığı şeyler. İnsanların kaybettikleri birtakım şeylere ulaşabilirler bu film aracılığıyla. İzleyiciler filmi önce kulaklarıyla seyretsin daha sonra gözleriyle... Çünkü görsel olarak çok fazla malzeme var zaten filmde...
Siz nasıl yer aldınız bu projede?
İsmail Özkul Eren, o kadar heyecanlıydı ki bu filmden önce onun heyecanına ortak oldum. Kariyerim için çok çok iyi oldu. Çok ciddi ödüller alan bir Fransız yönetmenin çektiği bir filmde oynadım. Daha önce dört yıl boyunca kapısı açık olan bir yapım şirketim vardı. O dört yıl boyunca elime birçok senaryo geldi, geçti. Hiçbirinden bu kadar haz almadım. Zaten o kadar klişe var ki tamamen doğallıktan uzak şeyler yazılmaya, birbirinin kopyası diziler çekilmeye başladı ki...
Malzeme mi yok Türkiye’de?
Olmaz olur mu? Biz Anadolu’ya girmeden önce kimler kimler girmiş bu topraklara... O kadar büyük malzemenin üzerinde yaşıyoruz ki insanlara bunları sunamıyoruz bile. Sinema bir savunma sanayisine veya silahlı kuvvetlere eşdeğer. ABD bütün o üçüncü dünya ülkelerine yıllarca topla tüfekle saldırmadı, onları sinemasıyla esir aldı. Bizde de iyi sinemacılar, senaristler yok mu var ama emaneti ehillere vermiyorlar. Türkiye’de seyirciyi bitirdiler. Ekran kalitesi kalmadı çünkü kötüyü izlettirmeye alıştırdık! İnsanlar kötüyü beğenerek izliyorlar. Sektör kafa kafaya verip güzel şeyler yapmak yerine çiçekle böcekle uğraşıyor. Türkiye’de senaryo yazılmıyor. Amerikan dizilerini izliyorlar kopyalıyorlar. Lafı geldi mi İran’ı beğenmeyiz ama sineması Türkiye ile kıyaslanamaz bile. Balkan sineması... Yanına bile yaklaşamayız. Çünkü insanları cesaretlendirecek işler yapmıyoruz. Dinle Neyden umarım bunun başlangıcı olur.
‘Dinle Neyden ile yeni bir yıldız doğdu’
DİNLE Neyden’in İsmail Özkul Eren ile birlikte senaristliğini yapan Ayşe Şasa, filmin iki yıllık yoğun bir çalışma sonucu yapıldığını anlatıyor. ‘Kusurumuz olabilir ama heyecan verici bir çalışmaydı’ diyen Şasa, İsmail Özkul Eren’in bu dönem üzerinde 20 yıl çalıştığını, onunla çalışmanın çok zevkli olduğunu belirtiyor. Şasa şöyle devam ediyor: ‘İlk başta Eren için iki-üç ay üst üste sinopsisler hazırladım. Bunlar dramatik tarzda senaryolardı. Bunu biraz da filmin zemini için yapmıştım. Çok yorucu bir dönemdi.
Ama bunların hiçbiri bizi tatmin etmedi. Özkul bir öneri getirdi ve bunu esas aldı. Üç-dört kez yazdı bu konuyu. Dolayısıyla ağırlık onun üzerine geçti. Yükün çoğunu o aldı. 20 yıldır hep aynı tarz ve temalar etrafında düşünme sistemi var. Birbirimizi destekleyici bir tavır içinde olduk. Özkul, komple sanatçı. Bence bu filmle yeni bir yıldızımız doğuyor. Sinema için önemli buluşları oldu onun.’
TARİH ÜZERİNE PROJEMİZ ÇOK AZ
Türkiye’de tarihsel filmlerin yoğun olarak çekilmediğini hatırlatıyor Şasa ‘Çünkü’ diyor, ‘Çok para isteyen bir sektör bu. İkincisi de çok araştırma isteyen bir şey. Özkul 20 yıldır bu işe hazırlanıyordu. Batı’da sinemaya alt yapı oluşturan romanlar, tiyatro eserleri, hikayeler var. Edebi alt yapısı var Batı’nın. Bizde ise tarih üzerine yazılanlar çok az. Özgün senaryolar yazmak gerek. Bu da çok araştırma isteyen bir şey. Bu tür filmlerde o kadar çok ayrıntı var ki, mesela kostümler...
Bence bu filme kadar doğru düzgün kostüm yapılamadı. Yerleşik bir endüstri olmadığı için bunlar böyle. Mali olarak da uzmanlık olarak da zayıfız. Umarım ileride çok hayırlı işler yapılacak. Önemli olan kalite. Medeniyet mirasımızla gönül bağları kurmamıza yol açabilir bu tür filmler. Görüntü ve yaşantı olarak bizden öncekilerin nasıl yaşadığı hakkında bilgimiz yok. Bilmiyoruz. Toplumsal yaşamımıza derinlik katacaktır bu tür yapımlar. Bu filmde çok önemli bir şey var. Umarım Özkul gibi insanlar çıkar bu toplumdan. Onun değerini bilmek lazım çünkü bu tür insanlar çok zor yetişiyor.’
starpazar