TYB'de Osmanlı'da matbaacılık konuşuldu

TYB'de Osmanlı'da matbaacılık konuşuldu

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Tuş, Yahudilerin matbaa için herhangi bir izin almadığını kaydetti

TYB 2010 Kültürel Etkinlikler Takvimi kapsamında bu hafta Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Tuş’u ağırladı. TYB bahçesinde düzenlenen etkinliğe Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bünyamin Ayhan, Av. Mehmet Ali Uz, Araştırmacı Gazeteci Saim Sakaoğlu, Araştırmacı Gazeteci Ali Işık ve çok sayıda davetli katıldı. ‘Osmanlı’da Matbaacılık’ konulu konferansında Osmanlı’ya matbaacılığın gelişi ve matbaacılık hakkında genel bilgiler veren Prof. Dr. Muhittin Tuş, Çin ve Uygurlardaki matbaacılıktan bahsetti. Konferansına neden bu konuyu seçtiği ile başlayan Prof. Dr. Tuş, Osmanlı’daki matbaacılıkla ilgili yanlış bilgilerin olduğunu belirtti. Batının matbaada baskıyı hızlandırması, maliyeti düşürmesi ve yüksek taleple karşılaştığını aktaran Prof. Dr. Tuş, bu gibi etkenlerden dolayı batıda matbaanın öneminin arttığını kaydetti.

Batının matbaacılıkta yüzyıl bitmeden 3-4 tane matbaa şirketi kurduğunu anlatan Prof. Dr. Tuş, dünyanın her tarafına matbaanın gönderilmeye başlandığını söyledi. Osmanlı’nın matbaa ile ilk kez Yahudiler aracılığı tanıştığını aktaran Prof. Dr. Tuş, “Yahudiler ilk defa 1492’de İspanya tarafından yerlerinden çıkarıldığında Osmanlı’ya sığındılar. Bu sığınma sırasında Avrupa’da öğrendikleri yenilikleri, icatları Osmanlı topraklarına getirdiler. Bunlardan bir tanesi de matbaa idi. Yahudiler matbaayı kullanırken Osmanlı’dan herhangi bir izin veya ruhsat istemediler. Yahudilerden sonra Ermeniler de matbaa ile ilgilenen ikinci gayrimüslim ırk oldu.

Ancak Ermenilerin Yahudilerden farkı Osmanlı’dan izin ve ruhsat alarak bu işi yapmaları oldu. Bu çerçevede Osmanlı Devleti içerisinde matbaaya herhangi bir tepki olmadığını ancak herhangi bir ilgi ve talep olmadığını da görüyoruz. Gerçi o zamanlarda bir kitabın yazılması ve çoğaltılması büyük bir çaba ve masraf gerektiriyordu. Özellikle bir kitabın basımı 350 kuruşa denk geliyordu ki bu parayı günümüzle kıyaslarsak bir villa parası demekti. Bu yüzden kitap basma ve çoğaltma işlemi fazla değildi. Bizde kitap basma ve çoğaltma işleminin fazla olmamasının bir sebebi de kitap pazarını koklayacak kimselerin ortaya çıkmamasıydı. Bunu yağmur yağdığında seyyar şemsiye satanlara benzetebiliriz. Avrupa’da kitaba olan ihtiyacı fark eden, o kokuyu alan insanlar vardı. Ancak bizde böyle insanlar çıkmadığı için bu bir eksiklik olarak kaldı” dedi.

İŞ İBRAHİM MÜTEFERİKKA’YA KALDI

Osmanlı’da kitaba rağbetin fazla olmadığını aktaran Prof. Dr. Tuş şunları söyledi: İnsanlar kitaba rağbet etmeyince, devlet de bu işe destek vermeyince uzun bir süre Osmanlı’da kitap basma ve çoğaltma işlemleri olmadı. Bir de bahsettiğim pazarın kokusunu alan insanlar olmayınca iş İbrahim Müteferikka’ya kaldı. İbrahim Müteferikka matbaacılıktaki şematik eksikliği hissetti ve Fransa’dan getirdiği matbaa ile haritalar bastı. Bastığı haritaları devlet erkanına gösterdi. Bu sayede matbaacılığa ilgi çekmeye çalışıyordu. Nitekim bunu da başardı. İlk önce Mehmet Sait Çelebi’yi ikna etti. Daha sonra matbaa için sultana dilekçe verdi. Dilekçeden hariç ulemadan da matbaa için fetva istedi. Fetva ile ileride herhangi bir sıkıntı çıkmamasını istiyordu. Sultandan ve ulemadan geç de olsa izin geldi ve matbaada basım işleri başladı. Müteferikka toplamda 13 bin 500 kitap basıyor. Bu kitaplardan 3 bin 500’ünü satamıyor. İlk bastığı kitap da Vankulu Sözlüğü’dür. Yaşar Sarı-Memleket