Türk aydını dinine sahip çıkmalı

Türk aydını dinine sahip çıkmalı

Salih Memecan, Türkiye'nin doktora sahibi mimar-karikatüristi... Karikatür sevdası, çocuk yaşta kendini çizgilerle ifade etmeyi seçmesiyle başladı. İlk karikatürleri, lise yıllarında 'Mavi Kırlangıç' isimli çocuk dergisinde yayınlandı.

Salih Memecan, doktora sahibi mimar-karikatüristi. Memecan, dinden, siyasete ve 28 Şubat sürecinde Türkiye'den ayrılışına kadar her şeyi anlattı.
Bir yandan çizgi dünyasının 'öteki' boyutunu yaşarken, bir yandan da ODTÜ Mimarlık Fakültesi'ne devam etti ve fakülteyi birincilikle bitirdi. Aynı bölümde master çalışmasını tamamlamasının ardından Fulbright bursu ile University of Pennsylvania'da doktora yapan Memecan'ın karikatürleri, Philadelphia Inquirer, Denver Post, Washington Post, San Francisco Chronicle gibi Amerikan yayın organlarında da yer buldu. 'Bizimcity', 'Sizinkiler' gibi kahramanların da yaratıcısı olan Memecan, ABD'de yaşayan ancak bu coğrafyaya ait olan bir karikatüristin 'farklı' düşünce yapısını anlattı.

* Türkiye'de siyasi karikatür denilince akla gelen birkaç isimden biri de sizsiniz... Siyasi karikatür çizebilmek için entelektüel olmak şart mıdır?

Evet... Siyaseti de bilmek, takip etmek gerekiyor. Bu ülkede 10 sene önce ne olmuş, 20 sene önce neler yaşanmış, bilgi sahibi olmak gerekiyor.
* O halde siz de siyaseti biliyorsunuz!..

Bilirim... Bayağı da içindeyim ama, "Siyaset yapabilir misiniz?" diye sorarsanız, yapamam. O iş için çok dobrayım. Karikatürist olarak öyle de olmam gerekiyor!.. Bana sorarsanız, siyasi tercihlerim de hep doğrudur...
* "Siyasi karikatür çizebilmek için kendinize özgü bir hayat görüşünüz olmalı" diyorsunuz... Sizin hayat görüşünüz nedir?

Burada söylemek istediğim şudur: Siyasi bir konu karşınıza geldiğinde, her seferinde sıfırdan başlayıp karar veremezsiniz. Bir alt yapının, bir duruşunun olması ve olaylara, o çerçeveden yaklaşıyor olmak lâzım. Bu çerçeve, mevcut siyasi partilerden biriyle birebir uyuşmayabilir. O zaman iş daha zordur ama önemli değil. Üstelik öbür türlü paket program gibi oluyor. "Ben solcuyum, şu parti solcu, o halde ben onların savunduğu her şeyi savunurum" veya "Ben sağcıyım, şu parti sağcı ve ben o partiyi desteklerim" doğru yaklaşım değil. Benim bir dünya görüşüm var. İyi-kötü, doğru-yanlış anlayışım var. Ben, onları savunurum... Bu, bazı partilerle daha çok uyuşuyor, bazı partilerle daha az uyuşuyor olabilir...
* Nedir bu dünya görüşünüz? Küçük yaşta ABD'ye gittiğim için, benim dünya görüşüm ABD'den çok etkilenmiştir. Toplumda çeşitlerin, özgürlüklerin olduğu, bireylerin kendilerini serbestçe tanımlayabildiği bir toplumdur bu... İsim koymak istiyorsanız, liberal bir dünya görüşü diyebilirsiniz.
* Nitekim son birkaç yıldır da New York'ta yaşıyorsunuz... Yaşamak için niçin New York'u seçtiniz?

28 Şubat sürecinde sinirlendim ve "Ben, buradan gidiyorum" dedim. "Fırsat bu fırsat!" diyerek çocuklarımızı da yanımıza aldık, oradaki okullara yazdırdık. Aslında bir sene kalmak niyetiyle gitmiştik ama yerleştik kaldık burada.
* Siyasi görüşünüzün adını detaylarıyla koyalım... 28 Şubat sürecinde ABD'ye gitmeyi seçtiğinizi söylediniz. 28 Şubat'ta siz nerede duruyordunuz?

28 Şubat çok yanlıştı... Herkes için çok da hata oldu... Çok zaman kaybettik. Şimdi bakılınca da, net bir şekilde görülüyor. Her halde, o zaman onu destekleyen insanlar şimdi utanıyordur. Belki de utanmıyorlardır ama en azından bunları görüyorlardır! Çünkü orada bir çeşit vardı ve sisteme giriyordu, sisteme entegre oluyordu ve olacaktı. Çünkü bana sorarsanız, Türkiye'de demokrasi çalışıyor ve oraya girenler, ona ayak uyduruyor. Toplumda doğru yöne gidebilmemiz için, bu çeşitliliklerin, bu farklılıkların her birinin söz hakkının olması lâzım!..
* Sormak istiyorum, siz dindar mısınız?

Hayır, dindar değilim. Ama 'maalesef' değilim. Daha dindar olmayı isterdim!..
* Sizin sınıfınızdan, çevrenizden pek çok kişi dindarlığı bu toplum açısından tehlike olarak algılıyor. Siz öyle görmüyor musunuz?

Bakın... Dindar değilim ama ABD'ye bakıyorum da, din çok önemli bir unsur!.. Her geçen gün daha da önemli oluyor ve oraya birçok kaynak aktarılıyor. Tabi halk kaynak aktarıyor ama hükümet de onlara yardımcı oluyor. Türkiye'de ise, bu çok ihmal ediliyor. Yanlış da bir yaklaşım var. Din, yeterince gelişemediği için de garibana ait görülüyor ve beğenilmiyor. Halbuki ben dahil, Türk aydınlarının da dinine sahip çıkıyor olması lâzım!.. Bunu, diğer dinlerin karşısında belli bir yere taşımak da burada yaşayan entelektüellerin görevlerinden bir tanesidir!.. "Ben uygulamıyorum!" demek marifet değil. Batılı bunu yapıyor!.. En azından, bir kısmı yapıyor. Buraya bir sürü para aktarılıyor ve din, şu sıralarda, bizim farkında olmadığımız kadar yükselen değer!.. Ayrıca ben, Türkiye daha dindar olduğunda olumsuz bir ortam oluşacağına, ya da bunun yaşam tarzlarını tehdit edeceğine de inanmıyorum. Aksine, daha düzgün bir toplum olmaya doğru gider!..
* Üniversitelerdeki türban yasağına nasıl bakıyorsunuz?

Bu yasağı, zırvalık ve saçmalık olarak görüyorum ve buna, iki nedenden dolayı son derece karşıyım. Bir tanesi: O kızlara çok yazık oluyor. Onların uğradığı haksızlığa benim vicdanım da el vermiyor. Ne karım türbanlı, ne kızım türbanlı; ama o, onlara büyük haksızlıktır!.. Aynı zamanda ülkenin geleceğine de haksızlıktır. İkinci sebep ise daha egoistçe: Bir otorite, kişilerin kılık kıyafetine ve özgürlüklerine bu kadar yasakçı davranabiliyorsa, bana da başka türlü yasaklar koyabilir. Devlet otoritesinin, bu kadar yasakçı olmaması lâzım. Çünkü o gelenek, o tutum, bir başka olayda bana da dönebilir!.. Dolayısıyla ben bundan çok rahatsızım ve kendimi o bakımdan güvensiz hissediyorum. "Nasıl olsa benim kimsem başörtülü değil!.. Bu yasak bana dokunmuyor!.. Onlar da, çok isterlerse okula başlarını açar ve gider" diye yaklaşamıyorum. Bir, vicdanım el vermiyor. İki, bunun ucu bir gün gelir ve bana da dokunur.
* Çünkü siz toplumda çeşitlerin olması gerektiğine inanıyorsunuz, öyle mi?

Tabi toplumda çeşidin olması lâzım. Herkes birbirine benzeyemez. Öyle olursa zayıf düşeriz!... Çünkü ilişkilerimiz kopar!.. İçimizde Batılısı olması lâzım, muhafazakârı olması lâzım, aşırı dindarı olması lâzım ki, bu unsurlar dışarıdaki benzerleriyle aramızı bulsun. Çok renkli bir toplum olmamız lâzım ki, o renkler bizi ileri götürsün ve güvenliğimizi de sağlasın... İrem Barutçu/D.B.Tercüman