TOROSLARDA KARDELEN ZAMANI
Konya Çalı Dergisi olarak zaman zaman bazı ilköğretim okulları ile ortak kampanyalar düzenleyerek, topladığım kitapları ihtiyacı olan köy ilköğretim okullarına ya da öğrencilerle birlikte giderek teslim ederiz
Zeki OĞUZ
Konya Çalı Dergisi olarak zaman zaman bazı ilköğretim okulları ile ortak kampanyalar düzenleyerek, topladığım kitapları ihtiyacı olan köy ilköğretim okullarına ya da öğrencilerle birlikte giderek teslim ederiz. Bu yolla dört beş köyümüzün ilkokuluna kitap götürdük.
Son kampanyamızı Dolapoğlu Anadolu Lisesi öğrencileri ile düzenlemiştik. Öğrenciler epeyce kitap topladılar. Çalı okurları önemsedi bu kampanyayı. Kitap Dünyası epeyce kitap bağışında bulundu.
Topladığımız bu kitapları, S. Ü. Fotoğraf topluluğundan bazı öğrencilerin de katılımı ile Çetmi’li Hamza Ayvat’ın arabasına yükleyerek götürdük.
Kışın bir kamp yapmıştık Çetmi’nin Ayboğazında. Sarıoğlan’dan itibaren bembeyaz karla örtülüydü Toroslar. Şimdiyse toprak donunu değiştirmiş, bir uçtan yeşermeye başlamıştı.
Çetmi Belediye Başkanı Osman Arı’yı kahvaltı sofrasına hazırlamış, bizi bekler bulduk. Osman Arı soyadı gibi arı gibi çalışan bir arkadaş. Eski bir belediyeci olduğu için hiç zorlanmadan yapıyor işini. Geçtiğimiz sene meydana gelen sel felaketinin yaralarını bu yüzden çabucak kapattı. Çetmi de her yıl ağustos ayında geleneksel şenlikler yapılıyor. Bu şenliklere kadar Çetmi için büyük sürprizlerim var, diyor Osman Arı.
Götürdüğümüz kitapları belediye binasına çıkardıktan sonra Hamza’nın arabasına doluşup yaylaların yoluna düştük. Yayla yolu açıktı ama dağlar karla kaplıydı. Bir süre sonra kar geçit vermedi arabaya. İnerek yürümeye başladık. Rüzgâr bahar kokularını getiriyordu. Yoldan saparak güneye bakan bir yamaçta yürümeye başladım. Nevruz kokusunu duyuyordum. Türüm türüm kokan o gök donlu çiçeği gördüm az sonra. Az ötedeki tarla kardelenlerle doluydu.
Yaylada, Toroslar’ın tam tepesindeydik. Güneybatımızda Bolay yaylaları, doğumuzda Başdağ yaylaları uzanıyordu. Zirvelerin üzerinde yağmur yüklü bulutlar sürünüyordu. Bereketli nisan yağmurlarının zamanıydı artık. Yaylalar ıssızdı daha. Çok değil, bir ay sonra yaylaların asıl sahipleri gelirdi. Şimdi Gülnar’da, Anamur’da yani sahillerde göç hazırlığına çoktan başlamışlardı. Yaylalar müthiş güzel ama Yörüklerle daha bir güzel oluyor.
İnsan dağlara çıktığı zaman, zamanı çok iyi değerlendirmek zorundadır. Zaman çok sınırlıdır ve görmeye değer çok yer vardır. Yayladan Ayboğazı’na döndük. Kamp yaptığımız ayda soğuktan donan Ayboğazı şelalesi gürül gürül akıyordu ama boz bulanıktı. Yani yaylaların toprağını taşıyordu Göksu Irmağı’na. Göksu Irmağı’nın ve onu besleyen kolların temel sorunu bu, erozyon. Yaylaların, dağların toprağını Akdeniz’e taşıyor sular. Başka bir sorun ise kirlilik. Göksu ve onu besleyen çayların çevresindeki yerleşim yerlerinin atıklarını, kanalizasyon suları bu ırmaklara karışıyor. Görünen o ki kirliliği önlemenin imkânı yok. O ırmakların çevresindeki beldelerin yetkililerine hem çevre bilinci yok hem de temizliği yapacak maddi imkânları.
Yaylalardan Ayboğazı’na döndüğümüzde bizi güzel bir sürpriz bekliyordu. Niyetimiz bulgur pilavı yemekti, tabi yanında ayran ve kuru soğan olmak şartıyla. Evde bulgur yokmuş, onun yerine kebap gibi bir domato geldi sofraya. Bu yemeği ilk defa yiyordum. Tarhan ile haşlanmış patatesi köfte biçimi yoğurarak kuzine sobanın fırınında pişiriyorlarmış.
Yemekten sonra Bolay’a çıktık. Ahmet başkan iyi bir arıcı. Domatadan sonra balın iyi gideceğini düşünmüştük ama evdeki hesap pazara hiç uymaz. Ahmet başkan yokmuş. Çaresiz geri döndük.
Not: Köylerdeki çocuklarımız okumaya başlar. Bir kitap bile onlara ışık olacaktır. Çalı dergisi olarak kitap kampanyasını sürekli devam ettireceğiz. Köylere ulaştırmak üzere ilköğretim düzeyinde kitapları bize ulaştırmanızı bekliyoruz.