Tömük'te üç gün: 3

Tömük'te üç gün: 3

Yazarımız Zeki Oğuz, Erdemli'nin Tömük ilçesinde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor..

Pazar sabahı yine erkenden uyandım. Sultan sekiz on çeşit ottan iç hazırlamış azığımız için börek yapıyordu. Güzel bir kahvaltıdan sonra yola düştük. Bu sefer yanımızda oğulları Ahmet’te vardı. Daha önce de belirtmiştim. Silifke Erdemli arasındaki yolun sahil şeridini çok katlı siteler işgal etmiş. Doğa ile deniz arasında bir set oluşturmuşlar. Yolun sol tarafı ise ören yerleri ile dolu. Ünlü ören yerlerinin çoğu ana yola çok yakın yerdeler. İlk durağımız olan Kanlıdivane Erdemli’ye 13 km.uzaklıkta, Ayaş beldesinin 3 km. kuzeyinde.
Devasa bir obruk var ören yerinin girişinde. Ören yeri adını da bu obruktan alıyor sanırım. Söylendiğine göre antik dönemlerde insanlar 60 metre derinlikteki bu obrukta vahşi hayvanlara yem ediliyormuş.

Ören yerinin tarihi MÖ 3. yüzyıla kadar iniyormuş. O dönemlerdeki adı Kanyeteleis. Kuruluş yıllarında antik Olba kırallığının kutsal bir yerleşim alanıymış. Obruğun çevresinde çok geniş bir alana yayılmış şehir. Her taraf kaya mezarları, bazilikalar ve sarnıçlarla dolu.

Obruğun güney duvarına altı kişilik bir ailenin kabartması var. Baba, anne, bir erkek üç kızdan oluşuyor aile. Ören yerinin kuzeyinde, şehrin en yüksek bölümünde kraliçe Aba ile iki oğlu ve kocasının anıtsal mezarı var.
Kanlıdivaneyi ilk olarak bir Fransız gezgin keşfetmiş, ilk arkeolojik araştırmaları Prof.Dr. Semavi Eyice gerçekleştirmiş. Ören yeri Olba kırallığı ve Bizans döneminde ulaşılan uygarlığı göstermesi açısından görmeye değer antik bir bölge.

İkinci durağımız Cennet-Cehennem obruklarıydı. Birbirine yaklaşık 100 metre uzaklıkta iki büyük obruktan oluşuyor Cennet- Cehennem. 120 m.derinlikte çok dik bir obruk Cehennem. Bu yüzden inilemiyor.
Cennet’te devasa bir obruk aslında. 135 m.derinlikteki bu obruğa 450 basamakla iniliyor. 300. basamakta küçük Meryem Ana kilisesi var. Son kısımlarda zemin ıslak. Obruğun altından bir nehir akıyormuş. Şimdilerde nehir gözükmüyor ama bazı gezginler nehrin uğultusunu duyduklarını söylüyorlar. Cennetten çıkmak bir felaket. Biz aşağı inerken çıkanların yüzlerini ter basmış, yanakları kıpkırmızı olmuştu. Soluk soluğaydı hepsi.
Obrukların bulunduğu Narlıkuyu beldesi Erdemli’ye 30 km.uzaklıkta. Geçmiş yıllarda Boynuinceli Yörüklerinin kışlağıymış. Günümüzde o Yörüklerin torunları gelen turistlere açma, saç böreği, sıkma, gözleme ve el işleri satarak geçimlerini sağlıyorlar.

Bölgenin en bilindik yerlerinden biri Kız Kalesi. Erdemli’ye 23 km.uzaklıkta. Tarihteki adı Korykos. Bölgeye ilk yerleşimin MÖ 4.yy. olduğu belirtiliyor. Ünlü tarihçi Heredot kalenin Kıbrıslı bir prens tarafından kurulduğunu kaydeder. Kız Kalesinin bir bölümü denizin hemen kenarında. Bir bölümü ise karadan 500 metre kadar uzakta küçük bir adanın üzerinde. Romadöneminde önemli bir ticaret limanıymış. İlginç bir efsanesi var Kız Kalesinin.

Zamanın kıralı bir kızı olmasını istermiş. Bu dileği gerçekleşmiş. Birgün saraya gelen bir falcı kızın bir yılan tarafından sokularak öldürüleceğini söylemiş. Kıral kızını kurtarmak için kaleyi yaptınmış. Kız bu kalede yaşamaya başlamış. Bir gün saraydan kıza bir sepet üzüm gelmiş. Üzümlerin altına çöreklenen bir yılan kızı sokup öldürmüş. Yani kız kötü yazgısından kurtulamamış.

Erdemli’ye 18 km.uzaklıktaki Ayaş harabeleri geniş bir alana yayılmış, tiyatro, tapınak, su kemeri, hamamlar, lahitler, bazilikalar gezginlerin yoğun ilgisini çekiyor.

Sultan ve eşi Rafet sayesinde iki bin yıl öncesini yeniden yaşadım sanki. İkisinide teşekkür borçluyum.

Tutmaç çorbası Yörüklerin çok sevdiği bir çorba. Sultan Akşam yemeğine etli nohut ve tutmaç çorbası hazırlıyor. Bu çorbayı ondan izlediğim kadarıyla anlatmalıyım çünkü tutmaç besin değeri çok yüksek bir çorba olduğu kadar yörenin de damak tadı.

Bir yufkayı erişte gibi küçük parçalara ayırdı. Bir yufkayıda erişte gibi kesip bir kenara ayırdı. Bir bardak kadar yeşil mercimeği haşlayıp yufkaların birazı ile kaynattıktan sonra bir tepsiye aldı. Üzerine güzelce ezdiği yoğurdu ilave etti. çorbanın üzerine döktü. Tereyağı ile kalan erişteleri de kavurarak çorbanın üzerine döktü. Erişteler kavrulmadan hemen önce de tavaya kuru nane ve kırmızı biber ilave etti.

Yemeğin sonuna doğru Sultan’ın abisi Ferudun Aslan Mersin’den geldi. Onunla da yüz yüze tanışmış olduk. Yeni tanışma değil de kırk yıllık dostluğumuz var gibiydi sohbetimiz.

Eğitimci yazar arkadaşım Nihat Mustul Erdemli’de olduğumu duymuş, bir önceki akşam aramıştı “Zeki bizleri çiğneyip gittin”diye. O mut’ta yaşıyor üç aylık “ Mut Çıtlık” dergisini yayınlıyordu. Mut’a uğrayıp sonra Konya’ya dönmeye karar verdim. Sabah Sultan ile Ferudun uğurladılar. Gezdiğim o güzel yerleri bir daha görebilme, insanlarıyla yeniden sohbet edebilme umuduyla ayrıldım yanlarından.