‘Tesbih’ altın çağında
Terziler İşhanı’nda 10 yıldır tesbihcilik, doğal taş, hat yazısı ve hediyelik işi yapan Tesbihci Adem İnan, günümüzdeki tesbihin yerini anlattı.
Konya’da, Tesbihci Adem olarak bilinen ve yaptığı tesbihlerle, tesbih kullanıcılarının gönlünde yer edinen Adem İnan, müşterilerine en güzel hizmeti yapmaya çalışıyor. Tesbihci dükkanını açtığından beri müşterilerine tesbihin bir sanat olduğunu anlattığını ifade eden Tesbihci Adem, tesbihin büyük saygı duyalacak bir envanter olduğunun altını çizdi. İslam ve Türk dünyasında önemli bir yere sahip olan tesbihi anlatan Adem İnan, ‘Tesbih demek sanat demektir” dedi. Bir çok tesbih kullanıcısının sadece aksesuar olarak tesbih kullandığından yakınan Adem, “tesbihi her yaştan herkes kullanabilir. Tesbih, hem ibadet, hem stres, hem vücuda faydalı özellikleri, hem de alışkanlıklarından dolayı tercih edilerek en popüler dönemini yaşamaktadır. Maddi açıdan da hak ettiği değeri bulduğu bir dönemdeyiz. Tesbih sanatı da çok önemli bir konumda bir çok çeşidin ve işçiliğini bulunduğu tesbihler hak ettiği değeri buluyor. Türkler tarafından üst düzey bir seviyeye getirilen Türk tesbih sanatının bu seviyede ilerlemesi veya daha da gelişmesi tesbih ustalarının elindedir” dedi.
Daha önceki yıllarda tesbih malzemesinin ve ustasının bulunmasında zorluk çekildiğini dile getiren Tesbihci Adem Usta, “Eskiden en çok tercih edilen ürün ‘siyah kehribar’ diye bilinen oltu taşı ve kukaydı. Oltu taşının fiyatı uygun ve çok fazla. Kuka ise pahalı ve Oltu’ya nazaran daha az. Kehribar da, Kuka gibi kıymetliydi. Ama az bulunurdu. Malzeme şimdi olduğu kadar fazla değildi. Tesbih yapan usta sayısı azdı. Harcadıkları emeğin karşılığını alamadıkları için çok nadir tesbih yapıyor ve başka işlerle geçimlerini sağlıyorlardı. Şimdi ise tesbih de en bilinen ve tercih edilen ürün sıkma ve ateş kehribarı diye adlandırılan dökme malzemedir. Yine buna nazaran damla kehribarının doğal olanı tercih edilmektedir. Oltu taşı eskisi kadar tercih edilmemektedir, az bulunmaktadır ve fiyat olarak yüksektir. Kuka ise Oltu’nun yerini aldı. Hem çok bulunmakta, hem de ucuz ve tercih edilen bir tesbih oldu” şeklinde konuştu.
.jpg)
TESBİHİN TARİHÇESİ
Tesbih, Arapça ’sebh’ kökünden gelmektedir. Tesbihin çoğulu tesbihat olan ve anlamı Allahı ta’zim etmek olan tesbih yüzyıllardır duaları ve yakarışı saymak için kullanılmış ve farklı objelerden yapılmış bir araç olarak tariflendirilmiştir.
Tesbih, bütün dinlerde sayıları farklılaşarak da olsa kullanılmış Müslümanlara ise İran yoluyla Arap Yarımadası ve Müslüman dünyasıyla buluşmuştur. Osmanlı ile buluşmasıyla sanatsal açıdan gelişimini günümüze kadar taşıyan tesbihe, Osmanlı kayıtlarına göre 16’ncı asır sonlarına doğru rastlanmaktadır.
Taneler arasında uyum milimetrik farklılıkların gözle görülmeyecek şekilde olması bıçak, zımpara, torna izinin olmaması, imame koleksiyonluk tesbihlerde 4-5 tane boyunda olması, tesbihte kalem oyma işçiliğinin tesbih değerini arttırır. Tesbih ise malzemesi olarak günümüzde bilinen en kıymetli tesbih malzemeleri ise şunlar:
Kehribar, Anber, Baga, Fildişi, Mercan, İnci. Bunların yanısıra malzemeler; Oltu, Akik, Naka (deve dişi) Narçın, Necef, Sedef, Şahmaksut, Yüzsürü, Zergerdan (boynuz türevleridir), Abanoz Ağaç, Demirhindi, Gülağacı, Ödağacı, Kuka (çekirdek) Pelesenk, Sandal, Yılan Ağacı ve Alman Sıkması (Osmanlı sıkması) yeni döküm Sıkma Kehribarı ve Ateş Kehribarı. Servet R. Çolak – Memleket
.jpg)
.jpg)