Ümit Savaş Taşkesen
Tel Aviv'in Mezhepçi Dindarları: Nemrudun Ateşinde Odun, Firavun Ordusunda Gönüllü Köle
Ekeranları, X’, telegramı kontrol ediyorum. Gökyüzü demirden drondan füzeden uçaktan atılan bombalarla devasa bir mezbahaya dönmüş. Okyanus ötesinden, o steril, klimalı silah fabrikalarından yüklenen iki tonluk sığınak delen bombalar; çadırları, hastaneleri, okul bahçelerinde seksek oynayan kız çocuklarını ve binlerce yıllık medeniyetimizin hafızasını buharlaştırıyor, bizim kanımızı kurutuyuor. insafımız çürüyor. uykularımız kaçıyor. Gökyüzündeki F-35 F bilmem ne kokpitindeki oturan "steril iyi eğitimli katiller", düğmeye basarken aşağıda parçalanacak olan çocuğun alnındaki secde izine, inancına, mezhebine bakmıyor. Belki şehvetle belki vicdan azabıyla öldürüyor çocukları, insanları, insanlığımızı. Belki sadece "yok edilmesi gereken bir böcek" görüyor hedef ekranında, insandan sayılmıyoruz onların gözünde, haklarımız yok o yüzden, en başta yaşama hakkımız. Onun için yeryüzündeki bütün esmer, sarı, beyaz tenli çocuklar, bütün kara ela yeşil mavi kahverengi gözlü çocuklar yok edilmesi gereken aynı potansiyel tehlikedir onlar için...
Ama gelin görün ki; o bombalar yeryüzüne düşüp bebekleri büyükleri binaları yolları umutları yarınları paramparça ederken, bizim coğrafyamızın o konforlu, sıcak evlerinde, onca savaşa ekrandan şahit olan bizler, yanıbaşımızdaki savaşı görüyoruz. şahit oluyoruz. Ama yine de klavye başlarında bambaşka bir iğrençlik, bambaşka bir zihinsel çürüme sahneleniyor coğrafyamızda. Karşımızda, Siyonist savaş makinesinin, kullanışlı aparatı ABDnin milyonlarca dolar harcayarak kurduğu, algımızı bozup aramıza fitne sokacak o "Hasbara" yalan ofislerini bile işsiz bırakacak kadar hevesli, bedava çalışan, maaşsız, sigortasız bir gönüllü şebeke var: Tel Aviv'in Mezhepçi Dindarları.
Alınları secdede, dilleri dualı, profillerinde ayetler yazılı bu kitle; Sünnisiyle, Şiisiyle koca bir ümmetin çocukları diri diri yakılırken, Lübnanından Gazzesine, İranınına, bütün körfeze yayılmış bomba toz duman ve cesetler arasında nefes almaya, bu zulüm bitsin diye dua etmeye çalışıyorken, onlar tozlu tarih kitaplarının arasından çıkardıkları bin yıllık mezhep kinlerini masaya, sosyal medyaya sürüyorlar, evet, hem de bu zamanda yine yeniden...
Sünni fanatiğe bakıyorsunuz; Suriye'de yaşanan o korkunç, o yürek yakan, emperyalist satranç tahtasında dökülen masum kanların travmasını alıp, bugün Gazze'de, Lübnan'da, Yemen'de İran’da ya da mazlum coğrafyanın herhangi bir yerinde katledilen çocukların boynuna doluyor. Cami kürsülerinden, sosyal medya köşelerinden acının üstüne ayrılık fitnesine ateş yakıp körüklüyorlar… hatta “İsrail Şii yayılmacılığını vuruyor" deme alçaklığını gösterebiliyorlar, hayret...
Şii fanatiğe bakıyorsunuz; yeryüzü topyekûn bir Siyonist işgali altındayken, kendi tarihsel acısını, kendi yasını ve kibrini merkeze alıp, diğer direniş cephelerini ötekileştiriyor; "Onlar bizi zaten sevmez, Yezid'in torunları, siyonistlerle işbirliği yapıyorlar" diyerek bu küresel kıyametin ortasında hala kendi kabilesinin mezhebinin şovenizmini yapabiliyorlar, hayret… böyle düşünüp araya duvarlar ördüğünüz için yağıyor bombalar malesef.
Bu zilletin, ahmaklığın, cehaletin, yobazlığın, aymazlığın,köleliğin açıklaması vicdanların iğdiş edilmesi ve hayatı dini insanlığı kendi mezbepçi bakışın dar perspektifinden okumalarındandır sanırım.
Coğrafyamızın herhangi bir yerinde üzerimize yağan beyaz fosforun, o tepemizi delip geçen Amerikan füzelerinin, bambardıman uçaklarının bombaları mezhep gözetiyor mu? Enkaz altından annesinin kopmuş kolunu tutarak çıkarılan o kız çocuğunun kanı, hangi mezhebin fıkhına göre "müstahak" sayılabilir? Düşman, sizin inancınızı, kitabınızı, kıblenizi ve varlığınızı topyekûn haritadan silmeye yemin etmişken; sizin hala "Abdest alırken kolu nereden yıkamalıyız, bin yıl önce kim kimi sattı?" diye birbirinizin gırtlağına sarılmanız, psikiyatrik bir vaka değil de nedir?
Bunları bu şartlarda da tartıyıyor olma zamanlamanızdaki o sinsi, o korkak, o katile yaltaklanan alçaklığa, zillete zeyl olsun.
Çünkü tarih şahittir: Bu coğrafyada ne zaman Haçlılar Kudüs'e dayansa, ne zaman Moğol orduları Bağdat'ı yaksa, ne zaman İngiliz zırhlıları boğazlara girse, içerideki bu "mezhepçi dindarlar" hep birbirinin kanını içmekle meşguldü. Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim birbirlerini tüketirken aradan sıyrılıp dünyayı sömürgeleştiren kimdi? Sizin bu bitmek bilmez iç savaşınızdan, bu anlamsız din içi husumetinizden sadece ve sadece o "beyaz efendiler" faydalandı.
Siz birbirinizin camisini bombalarken, onlar sizin petrollerinizi, limanlarınızı, aklınızı ve geleceğinizi çaldılar. Siz "Kim daha hakiki Müslüman?" diye tartışırken, onlar o "akıllı bombalarla" hepimizin çocuklarını aynı toplu mezarlara gömdüler.
Ve bugün... Trump'ın o kaba kuvveti kutsayan, uluslararası hukuku çöpe atan kibriyle; Netanyahu'nun o kana susamış yayılmacı faşizmi birleşmiş, yeryüzünün en büyük firavunluğunu, en büyük şer cephesini ilan etmiş durumda. Yeni dönemin Nemrut'u, yaktığı o devasa ateşin içine sadece Filistinlileri, İranı değil, bütün bir Doğu'yu atmaya hazırlanıyor.
İşte tam bu ateş göklere yükselirken; sizin "Ama onlar da Şii", "Ama onlar da Sünni" diyerek aranıza ördüğünüz o kin duvarları, inancınızın değil, katillere olan gizli aşkınızın, korkaklığınızın eseridir. Siz Mescid-i Aksa'nın veya Ehli Beyt'in muhafızları falan değilsiniz. Siz, konforunuz bozulmasın diye, o tecavüzcü İsrail ordusunun zulmünü (umatım bilmeden) rasyonelleştiren dilsiz mutantlarsınız! Siz, Netanyahu ve Trump firavunluğunun inşa ettiği o kanlı piramitlere gönüllü taş taşıyan kölelerden biri olmuşsunuz! O mezhepçi argümanlarınız, Nemrut'un ateşine taşıdığınız bedava odunlardır!
Savaşın da, merhametin de, direnmenin de bir onuru var. İşgalciye karşı toprağını savunan, parçalanmayı göze alıp o uçak gemilerine kafa tutan adama mezhebi sorulmaz; sadece selam durulur.
Yarın o enkazların altından kalkan toz bulutu dağıldığında, İlahi Adalet'in o şaşmaz terazisi kurulduğunda; o İsrailli katillerden önce, enkaz altında can veren çocuklara bakıp kendi mezhep taassubuyla "oh olsun" diyen bu şımarık, bu sahte, bu ikiyüzlü "Hasbara dindarlarından" hesap sorulsa yeridir.
Çünkü Siyonist'in attığı bomba bedeni parçalar, eti kemikten ayırır, şehit eder. Ama din kardeşi görünüp de Netanyahu'nun cephesine teolojik mühimmat taşıyanların bu ihaneti, doğrudan doğruya insanlığın ve İslam'ın ruhunu çürütür.
Bu her yönden kuşatıldığımız mezhepçi şuursuzlara, Firavun'un ordusunun gönüllü kölesi sözde kanaat önderlerine, katile değil de direnenlere dil uzatan o kokuşmuş zihniyete hidayet, bilinç ver Yarabbi.