Tek hedefimiz: Yeni Anayasa ve Başkanlık

Tek hedefimiz: Yeni Anayasa ve Başkanlık

2015 seçimlerini AK Parti MKYK üyesi ve AK Parti Milletvekili aday adayı Av. Veli Tolu ile konuştuk. Tolu, sorduğumuz sorulara tüm samimiyetiyle cevap verdi. 30 yıldır siyasetin içerisinde olan Tolu, siyaseti kendi ikbali için yapmadığını, idealleri için

-   Yaklaşık 2 yıldır AK Partide siyaset yapıyorsunuz daha önce başka partilerde siyaset yaptınız. Sizce AK Partiyi anlamlı kılan husus nedir?

 

Doğru soyluyorsunuz, yaklaşık 30 yıldır aktif siyasetin içindeyim. Refah partisinde, fazilet partisinde, saadet partisinde, has partide, gençlik kollarında, ilçe teşkilatlardan MKYK üyeliğine kadar sandık müşahitliğinden il başkanlığına birçok kademede görev aldım.  Siyaset yaptığımız her dönem ve kademe de  siyaseti kendi ikbalimiz için değil ideallerimiz için yaptık. Zikrettiğimiz partilerin hepsi ayni kökten gelen ve ayni talepler doğrultusunda siyaset yapan partilerdir. Bu açıdan baktığımızda AK Partinin toplum alanında dillendirdiği siyasi taleplerin çok partili hayatımızda ayni çizgide siyaset yapan tüm partilerin ortak talepleridir. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada AK Parti birikmiş sorunların çözümü noktasında en ileri seviyede gayret sarf etmiş ve pek çoğunda başarılı olmuş bir partidir. 

img_5606.jpg

(Siyaset sonuç alma sanatıdır.)

Eğer siyasete toplumsal ve siyasal taleplerin çözüm noktası olarak bakarsak AK Parti tarfından 10 yıllardır kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlayan ve toplumun kanayan yarası olan başörtüsü yasağını kaldırılmış, eğitim reformu sağlanmış, müfredat geleneklerimize uygun hale getirilmiş, meslek liseleri ve imam hatip liseleri yapılan haksızlıklar sona erdirilmiş, 7 den 70’e herkesin sağlık güvencesi altına alınmış, 77 milyon vatandaşın her alanda devletle barışması sağlanmıştır. 

(Akparti sosyal ve siyasal taleplerimizi karşıladığına göre buna destek olmak ve bu çatı altında siyaset yapmak vicdani ve tarihsel bir sorumluluktur.)

img_5593.jpg

  • 2015 seçimlerinin ana teması sizce ne olacak?

Herkesin takdir edeceği gibi 12 yıllık AK Parti iktidarının en önemli meselesi toplumun üzerine sinmiş olan askeri vesayetin ortadan kaldırılması mücadelesi olmuştur. Bununla ilgili yaşananları ve verilen mücadeleyi milletimiz bilmekte ve takdir etmektedir. Millet ilk defa kendisini bu dönemde askeri vesayetten kurtulmuş hissetmektedir. Ancak bu yeterli değildir. 2015 seçimlerinden sonra yargı vesayeti ve bürokratik vesayet ortadan kaldıracak millet devlet kaynaşması tam olarak sağlanacaktır. Bunun yolu da yeni bir Anayasa yapmak ve başkanlık sisteminden geçmektedir.  

 

Yeni bir anayasa ve Başkanlık sistemi ile devlet millet kaynaşması tam olarak sağlanacak

 

 

  • O zaman 2015 seçimlerinin gündemi yeni anayasa ve başkanlık sistemi olacak diyebilir miyiz?

 
Elbette, bunu da söyleyebiliriz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra milletin müdahil olarak yapabildiği tek anayasa 1921 anayasasıdır. 24 anayasası meclis dışı müdahalenin, 61 ve 82 anayasaları askeri rejimlerin yapmış olduğu anayasalardır. Bu sebeple bu anayasalar hiçbir zaman millet nezdinde meşruiyet kazanamamıştır. Bu anayasalar kendi içinde barındırdığı vesayet kurumları ile (Askeriye, Yargıtay, Danıştay, diğer Anayasal kurumlar ve üst kurullar ve bürokratik yapılanma vs.) milletin seçmiş olduğu TBMM ve hükümetler üzerinde sürekli baskı oluşturmuşlar ve kendilerini millete karşı cumhuriyetin vasisi ve anayasal koruyucuları olarak görmüşlerdir. Bu işleyiş seçilmiş iktidarları sürekli baskı altında tutmuş, elini kolunu bağlamış ve milletin iktidara yansımasına mani olmuştur. Bazen askeri müdahaleler bazen yargı karaları bezende üst kurullar ve özerk kurullar kendilerini siyasal iktidarın üzerinde görmüşlerdir. Son dönemde merkez bankasının siyasi iradeye karşı koymuş olduğu tavır bunun en bariz örneğidir. Bu sebeple yeni anayasa AK Partinin en öncelikli meselesidir. 1982 anayasası 17 kere değişikliğe uğrayıp pek çok maddesi değiştirilmiş olmasına rağmen bir türlü istenen sonuç alınamamıştır. Çünkü vesayetçilik  82 anayasasının ruhundan kaynaklanmaktadır. Bu ruha El-Fatiha deyip yeni bir ruhla yeni bir anayasa yapmadığımız sürece bu vesayetçilikten kurtulmamız mümkün değildir. Bakınız Anayasa Mahkemesiyle yaşanan sorunlar  bunun en son örneğidir.

Ayrıca yeni anayasayla birlikte seçim kanunu, siyasi partiler kanunu ve meclis iç tüzüğü gibi demokrasinin tabana yayılmasına mani olan düzenlemelerde ele alınıp demokratik hale getirilmelidir.

 

  • O zaman başkanlık sistemi yeni anayasa ile mi oluşturulacak? 

Tabii ki ülkenin yönetsel rejimi anayasayla belirlendiği için başkanlık sistemi de ancak yeni bir anaysa ile mümkün olacaktır.  

 

  •  
  • Peki, başkanlık sistemine ilişkin diktatörlük getireceği söyleniyor? 

Bunu söyleyenler ya çok cahiller ya da bu vesayet rejiminden nemalanan kişilerdir. Çünkü başkanlık siteminde sadece başkan seçmiyoruz ayni zamanda birde meclis seçiyoruz. Böylece başkan  yürütmenin başı olarak doğrudan halk tarafından seçileceğinden aracısız olarak milleti temsil edecek, görev süresince (4 yıl, 5 yıl) koalisyon riski doğmadan istikrar sağlanacak, koalisyon riski oluşmayacak sorunların çözümünde ve karar almada pratik bir süreç  işleyecektir.  

 

Başkanlık sistemine dar bölge ya da daraltılmış bölge seçim sistemiyle birlikte geçtiğimiz takdirde milletvekillerinin seçmen tarafından denetimi ve hesap verebilirliği sağlanacaktır. Bu sistem milletin direk aracısız temsil edildiği bir yönetim sekli olduğundan meşruiyet sorunu da olmayacaktır. Ayrıca yasama meclisi yine halk tarafından seçileceğinden mecliste milleti temsil edecek ve başkanlık faaliyetleri denetleyecektir. Böylece bu yönetimden diktatörlük çıkacağı iddiasının da saçma olduğu ortadadır. Zaten bugün ki anayasa Cumhurbaşkanına sorumsuz, başkanlık siteminden çok daha fazla yetki vermiş olmakla asıl sorunu kendi içinde barındırmaktadır. Oysa yeni anayasayla kurulacak başkanlık sistemiyle başkan, hem yetkili hem de sorumlu olacaktır. Böylece milletin denetimine tabi olacak ve yapılacak seçimlerle başkanlık sisteminden beklenen yönetimde pratiklik, yönetimde istikrar, karar almada aciliyet ve sonuç olarak da  hızlı kalkınmayı sağlayacaktır.

   

Çözüm süreci demek bu ülkede Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlanmış olan 77 milyonun kardeşliğini temin etmek ve haklarını teslim etmektir.

 

 

  • Peki, Çözüm Süreci bunun neresinde? 

Öncelikle herkesin şu hakkı teslim etmesi gerekir. AK Parti toplumsal sorunları bugüne kadar hiçbir iktidarın cesaret edemeyeceği şekilde ele almış ve çözüme ulaştırmak için hiçbir engelden de korkmamıştır. Çözüm sürecinde bunlardan sadece biridir.


Çözüm süreci demek bu ülkede Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlanmış olan 77 milyonun kardeşliğini temin etmek ve haklarını teslim etmektir. Yani insanin yaratılısından kaynaklanan ve tabii hukuktan doğan tüm haklarını kullanmasına imkân sağlamaktır. Bu sebeple Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Boşnak, Romen ve kim olursa olsun ana dilinde konuşabileceği ana dilinde savunma yapabileceği kendi kültürüne göre yaşayabileceği kendi kültürüne göre örgütlenebileceği siyaset yapabileceği özgür bir ortamın sağlanmasıdır.

 
Eğer bunu yaparak Türkiye’de 30 yıldır devam eden terör ortamını yok edebilirsek, bu Türkiye’nin 90 yılda  sağladığı ekonomik kalkınmanın daha fazlasını 3-5 yılda sağlayabilecek bir ortamı doğuracaktır. 77 milyonun hak ve özgürlüklerinin anayasal teminatla güvence altına alındığı bir Türkiye hem bölgenin hem de dünyanın cazibe merkezi ve parlayan yıldızı olacaktır.  

Şunu bilmemiz gerekir Türkiye’deki hiç bir sorun, bölgelerin ve halkların birbiriyle yaşadığı bir sorun değildir. Yaşanan sorun devlet ile millet arasında  yani vesayetçi sistem ile millet arasında yaşanan sorunlardır. İşte AK Parti bu sorunları çözmek için her şeyi göze alarak iradesini ortaya koymuş ve bunda da başarılı olmuştur. İnşallah yeni yapılacak anayasa bu sorunları bir daha gündeme gelmeyecek şekilde ortadan kaldıracaktır.  

 

 

(Paralel yapı ile mücadele sadece bu günün meselesi olarak kalmayacak. Çünkü paralel yapı sadece Ak partinin meselesi değil artık devlet meselesidir)

 

Son yılların en büyük tartışması olan paralel yapı mücadelesi nereye varacak?

 

Paralel yapı ile mücadele sadece bu günün meselesi olarak kalmayacak. Çünkü paralel yapı sadece Ak partinin meselesi değil artık devlet meselesidir. Çünkü yaşanan süreç paralel yapının hangi güç odaklarıyla işbirliği içinde olduğunu göstermektedir. 
Bu işbirliği sayın Cumhurbaşkanı one minute dediğinde başladı.

Bu çıkıştan rahatsız olan iç ve dış kesimlerin tamamı birlikte hareket ederek,
7 Şubat'ta devletin en kritik biriminin başındaki MİT müsteşarına operasyon çektiler.
Gezi olaylarında birlikte hareket ettiler.
17-25 Aralık Sürecinde birlikte hareket ettiler.
HSYK Seçimlerinde birlikte hareket ettiler.
Yerel seçimlerde birlikte hareket ettiler.
Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde birlikte hareket ettiler. 
MİT'in TIR baskınlarında birlikte hareket ettiler. 
Paralel savcılar görevden alınınca birlikte sokağa döküldüler.
Ulusalcılar, Kürtçüler ve CHP aynı çatı altında Ak partiye karşı birleştiler. 

Kobani olaylarında 6-7 Eylülde birlikte hareket ettiler.
Demek ki bunlar aynı kaynaktan besleniyorlar ve aynı amaca hizmet ediyorlar.
Şimdi bu mücadele 7 Haziran seçimlerinde devam edecek. Kimlerin kimlerle ittifak yaptığını milletimiz iyi takip etmeli.

 

Konya Başbakan şehridir. Bunun hakkını her anlamda vermemiz gerekir

 

  • 2015 seçimlerinin Konya’ya yansıması nasıl olur?

 

Öncelikle şunu ifade edelim ki 2015 seçimleri Konya için yeni bir  dönemin başlangıcıdır. Çünkü sayın başbakanımız sadece Konya milletvekili adayı olarak değil  milletvekili ve başbakan adayı olarak secime gidecektir. Başbakan çıkaran her vilayet bundan olumlu etkilenmiştir. Gerek sosyal alanda gerekse yatırım alanında çok hızlı gelişmeler sağlamıştır. Sayın başbakanımızın Konya milletvekili  olmasını bu dönemde çok iyi değerlendirmek gerekir. Sayın başbakanımızın hizmet götürürken ve sorunları çözerken hiçbir partili ve parti ayrımı yapmaksızın davrandığını tüm Türkiye bilmektedir. Öyleyse bu seçim de bizlerinde Konya seçmeni olarak parti taassubunu bir kenara bırakıp sayın başbakanımıza tam eksiksiz destek vermemiz gerekmektedir. Böylece hem Konyamız tek vücut olarak Türkiye siyasetinde daha etkili olacak hem de başbakanımızın gücüne güç katacaktır.