Tabela holdingleri baş ağrıtıyor

Tabela holdingleri baş ağrıtıyor

Konya'nın görünümünü hızla değiştiren holdingler medyanın kışkırtıcı haberleriyle yeniden gündeme getiriliyor. Tabela holdinglerinin işledikleri cürümlerle işini düzgün yapan kuruluşların da canı yakılmak isteniyor.

Konya, içerden ve dışarıdan bakınca vizyon sahibi, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen dinamik sektörlere sahip bir şehir. Bu dinamizmin yolunu bugün ayakta kalan çok ortaklı holdingler açtı. Holdingler Konya'nın, Konya da Türkiye'nin dış dünyaya açılmasında önemli bir görev yüklendi. Binlerce ortaklı bu holdingler istihdam oluşturmada da önemli imkânlar yarattı. Onların başarısı Konya'nın olduğu kadar Türkiye'nin de başarısı oldu.


Ancak 2001 kriziyle birlikte paralarını holdinglerden alma telaşına giren ortakların verdiği mücadeleyle yeni bir döneme girildi. Haklı haksız ortaya çıksın diye Mecliste bir Araştırma Komisyonu kuruldu. Holding Komisyonu, 42’si ‘tabela holdingi’ toplam 62 holding ile ilgili 5 ayrı ülkede yaptığı araştırmada 5 milyar euro toplandığını gördü.


28 Şubat’tan sonra paranın deposu olarak görülen Avrupa, holdinglerin sık sık ziyaret ettikleri merkez oldu.


BU KADAR PARAYI NEDEN YATIRDILAR?


Yurt dışındaki işçilerin holdinglere para yatırmalarında çok güçlü etkenler de var. Türkiye'de işyerleri ve fabrikaların açılmasını istemeleri ve ülkenin kalkınmasına duydukları özlem. "Memleketimize her zaman için yardımcı olmak istiyoruz. Bir bayrağımızı televizyonda gördüğümüz zaman gözlerimiz yaşarıyor" dediler. Meclis Komisyonu, raporunda 28 Şubat sürecinin de bu holdinglere yaradığını ifade etmişti.


 28 ŞUBAT HOLDİNGLERE NASIL YARADI?


28 Şubat sürecinin bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü günlerde hakim güçler, bütün imkanlarını kullanarak ‘yeşil’ olduğunu ileri sürdükleri milli sermayenin ülkede bazı imkanlar elde etmesini engellemeye çalıştılar. Süreç, gelişmeleri olumsuz etkiledi, “İslâmi” holdinglerin eline koz verilmiş oldu. Mağduru oynayarak, para toplamak kolaylaştı. Esas büyük para akımı o dönemde gerçekleşti. Vatandaşlar da ‘Demek öyle, o halde inadına onlara destek olmaya devam’ şeklinde olup olmadığına bakmadan “Faizsiz müessese” diyerek varını yoğunu teslim etti. 28 Şubat sonrası Konya'da neredeyse her ay bir holding kuruldu. Holdinglerin dış ticaret elemanlarına ya da Avrupa temsilcilerine pek çok işçi, hiç düşünmeden birikimlerini teslim etti. “Neden buralara para yatırdınız?” sorusuna verilen cevaplarda ise din faktörü öne çıkarıldı. Ancak pek çok hisse sahibinin niyetini dini kaygılar değil, daha çok kazanma hırsı belirledi. ‘Memleket kalkınsın, fabrikalar kurulsun, arabamızı uçağımızı kendimiz yapalım’ diye düşünen az sayıda gurbetçinin yanında, birçoğu, vaat edilen yüzde 20–22, hatta yüzde 30 kâra bakarak “kısa zamanda köşeyi dönmenin” hesabını yaptı. Köşeyi dönmenin hesabının yapan gurbetçi –iyi niyetlileri istisna edersek- alın terlerinin karşılığını iç etmeye meraklılara paralarını kaptırdı. Kimileri baştan tabela holdingi niyetiyle holdingler kurdu, kimi de iyi niyetle başlayıp sonra niyet bozdu. Bunların bir kısmı değişik amaçları için, bu paraları kullandı. Kullanmasalar dahi, hazır parayı 2–3 sene kâr dağıttılar, para akışı durunca dördüncü sene verecek para bulamadılar.


Para akışını görünce holdingler direnemedi, ortak almaya devam etti ve bu parayı hemen kullanmak için düşüncesizce yatırımlara girişti. Maalesef en tepe noktalara profesyonel olup olmadığına bakmadan, aileden ya da yakın çevreden yönetici getirdiler; profesyonel yönetici getirdilerse de sürekli yöneticilerin işlerine karıştılar. Profesyonel yönetim anlayışı bu holdinglerde hiçbir zaman sağlanamadı.


HOLDİNGLER ŞEHRİ İMAJI SARSILMASAYDI…


Tabela holdinglerinden “İflas ettik” diye ortaya çıkanlar oldu, izini kaybettirenler de. Dolayısıyla, sadece paraya karşı para dağıtarak bankerlik yapanların ömrü 3-4 sene sürdü. Kandıracak yeni insanlar bulamadılar ve Türkiye, binlerce holdingzede insanın trajik hikâyelerini konuşur hale geldi. Ancak, bugün hâla ayakta durabilen ve yatırımlarını sürdüren holdingler varsa, şüphesiz bunlar iyi niyetli çabaların eseridir.


Kötü niyetli girişimler olmasaydı, Konya bir model şehir olacaktı. “Holdingler şehri” imajı, banker holdingler yüzünden sarsılmasaydı, milyarlarca euroluk döviz, Konya’da yatırıma dönüşecek; Konya, bir İstanbul, hatta New York, Londra, Los Angeles gibi bir dünya şehri olacaktı. Orta Anadolu'nun merkezi olan şehrin, dünyaya açılması, bir anlamda Anadolu'nun dünyaya açılması demekti.


MEDYA, DEMİREL VE YILMAZ’I HATIRLAMIYOR!


Kritik dönemlerde medya tarafından ısıtılan “Holdingler dosyası” binlerce mudinin birbirinden farklı hikayesi nedeniyle çabucak alevleniyor. Önce Yimpaş’ın, ardından da diğer holdinglerin bugünlerde hedef tahtasına oturtulması ve ısrarla üzerine gidilmesinin arkasındaki sebepler araştırılmaya değer. Bunların hepsi bir yana, holdingin tepe yöneticisinin ortaya çıkıp, ‘önümdeki hukuki engelleri çözün ve insanlara borçlarımı ödeyeyim’ şeklindeki sözleri duymazdan geliniyor. Bu ülke, aynı dönemde banka hortumlamaları dolayısıyla kaybettiği yaklaşık 50 milyar doları bile bu kadar tartışmadı ve bir şekilde halletmenin yolunu buldu. Konu, sözde İslâmi holdingler olduğu için, hiçbir ilişkisi bulunmasa dahi, AK Parti Hükûmeti işin içine çekiliyor. Medya AK Partili yöneticilerin holding yöneticileriyle aynı cenazeye katılmalarından haber üretip kriz yaratmaya çalışıyor. Oysa aynı medya, Endüstri Holding’e ait fabrikaların açılışlarına bizzat katılan Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz’ı görmezden geliyor.


SPK HAREKETE GEÇMEKTE GEÇ KALDI


SPK Başkanı Cansızlar, hükûmetin 2003 yılından beri harekete geçmemesinden yakınıyor olsa da işin bu hale gelmesinde SPK'nın sorumluluğu unutulmamalı. 28 Şubat'ın yeşil sermayeyi tasfiye etmek kararlılığı yüzünden, SPK, sermaye artışına izin vermedi ve bu firmaların denetimsiz, açıktan para toplamalarına fırsat yarattı. İzin verseydi, paralar banka kanalıyla gelecek ve SPK denetimine girecekti.


İslâmi holdinglerin hisse senetleri büyük bir talep patlamasıyla karşılaşınca, Sermaye Piyasası Kurulu, para alışverişini resmileştirme gayreti içine girmeliydi. Böylece her şey kayıt altına alınacaktı. Ama Kurul, 28 Şubat zihniyetinin de telkiniyle, sermaye artışına izin verme konusunda ayak sürüdü. Bu yüzden paralar açıktan geldi, kimi kayda girdi, kimi girmedi. En kötüsü hiçbir denetim yapılamadı.


AYAKTA KALAN HOLDİNGLER NE YAPACAK?


Hangi imkân doğarsa doğsun, hangi düzenleme yapılırsa yapılsın, 80-100 bin ortağı olan holdinglerden toplu para çekişi olursa, bunu karşılamak mümkün değil. Çünkü para yatıranlar, bir holdinge ortak oldular. Bir bankada mevduat yapmadılar. Kendilerine “Talep ettiğiniz takdirde para size geri verilecek” denilmiş olabilir. Böyle bir şey kendilerine söylendiyse, gerçek dışı bir vaad verilmiştir. Konya Milletvekili Özkan Öksüz, ekonomik gerçeğin altını  “Hükümet kanun çıkarsa dahi, paralarını kaptıranların taleplerinin tamamen karşılanması mümkün olmayacak” şeklinde çiziyor. Ayrıca Türk Ticaret Kanunu, herhangi bir işletmenin elden çıkardığı hissesini geri almasına engel teşkil ediyor. Bu yüzden, holdinglere dava açıp parasını almak isteyenler, davayı kaybediyor. Hâkim, Türk Ticaret Kanunu'nun 405'inci maddesinin 2'nci fıkrasına dayanarak, şikâyetçinin parasını geri isteyemeyeceğini söylüyor. Aynı durum, dünyanın bütün ülkelerinde de geçerli.


Şimdi hükümet, Türk Ticaret Kanunu'nda bir değişikliğe giderek veyahut SPK Kanunu'na yeni hükümler ilâve ederek, şirketlere hiç değilse kısmen, belirli bir oranda, elden çıkarılan hisseleri geri alma imkânını tanıyacak. Görülüyor ki, holdingler meselesi de eğer istenirse çözülmeyecek bir mesele değil. Memleket