SONBAHARDA ÇAYIRBAĞI BAŞKADIR
Her mevsimin ayrı bir güzelliği, ayrı bir tadı vardır ama benim için ilkbahar ile sonbaharın daha faklı güzellikleri vardır.
Zeki OĞUZ
Her mevsimin ayrı bir güzelliği, ayrı bir tadı vardır ama benim için ilkbahar ile sonbaharın daha faklı güzellikleri vardır. İlkbahar gelip karlar erimeye başlayınca nasıl dağlarda olmak istersem, sonbaharda da vadilerde olmak isterim.
Sanırım en güzel şiirlerde sonbahar üzerine yazılmıştır.
Her sonbaharda Kilistra, Çayırbağı, Sille Barajı’nın çevresi ve yukarıdaki bağlar, Meram-Dere’den Altınapa Barajı’na uzanan vadi, Aksaray’da Ihlara Vadisi gitmekten usanmadığım bölgelerdir.
Bahar ve yazda tek rengin hakim olduğu bu vadilerde sonbaharda yeşilden kırmızıya renklerin bütün tonlarını görmek mümkün. Hele sabahın ve akşamın yumuşak ışığında bütün renkler karşınızda dans eder gibidir.
Bu mevsimi çocukluktan bu yana sevmemin bir nedeni de avar toplama mevsimi olmasıdır. Bütün bağlar bahçeler bozulmuştur. Avarlar kalmıştır geriye. Toprağı örmüş sarı yaprakların hışırtısını dinleye dinleye avar toplamanın keyfine doyum olmaz. Bazı köylülerimiz gelip geçenlerin ve çocukların yemesi için bütün meyveyi toplamaz, bir kısmını dalda bırakırlar. Çayırbağı ve Meram-Dere’de buna büyük ceviz ağaçlarının altına dökülen cevizleri toplayıp yeme keyfide eklenir. Sille Barajının çevresinde ise sapsarı alıçlar sizi bekler. Yukarıda adını anmayı unuttuğum Mavi Boğaz’da ise bol bol böğürtlen yiyebilirsiniz.
1960’larda Zindankale’de kurulurdu Pazar. Doğa düşmanı plastik poşetler henüz yoktu. Ya file ile yada küçük heybelerle gidilirdi pazara. Dedem her pazara gidişinde beni de yanına alırdı. Tabi küçük heybeyi taşımakta bana düşerdi. File kullanmayı sevmedi dedem. Aldığımız şeyler görünmesin, diye. Bu pazardan aldığımız taşımaktan hiç bıkmayacağım iki şey vardı. Hatıp üzümü ile tatlı Çayırbağı havucu. Köylüler kendileri getirip satarlardı bunları. Sonraki yıllar Çayırbağı havucu gelmez oldu. Yerine Kaşınhanı havucu gelmeye başladı ama pazarcılar bu havucu bol suyla şişirip sattıkları için gerçek tadını bulamıyor insan.
Çayırbağı Konya’nın güney batısında yaklaşık beşyüz nüfuslu küçük bir yerleşim yeri. Şehre uzaklığı 23 km. Son yıllarda köye dönüş başlamış, çevresine yeni modern evler yapılıyor. Yeni bahçeler oluşturuluyor.
Köyün hemen altından geçen, doğudan batıya doğru uzanan vadide bahçeler sıralanıyor. Bu bereketli topraklar Çayırbağı’nın ünlü tatlı suyu ile sulanıyor. En çokda ulu ceviz ağaçları ile kaplı bahçeler. Eskiden gelir kaynağı olan yıldız kökü, havuç üretilmiyormuş. Sebze ve meyveye önem vermeye başlamış köylüler. Gençlerin büyük bölümü şehirde çalışıyor, gidip geliyorlarmış köye.
Şehir içinde bulunan yüzlerce tatlı su çeşmesinin kaynağı da Çayırbağı.
Kuraklık yıllarında müthiş susuzluk çekermiş Konya. 1898-1902 yıllarında Konya’da valilik yapan Ferit Paşa zamanında da kuraklık olmuş ve şehir su sıkıntısı çekmeye başlamış. Vilayetin ve halkın gayretleri ile 18 bin lira toplanmış. Belçika’dan getirtilen demir borularla Çayırbağı suyu Konya’ya getirilmiş. Bu çalışmalarda Cambaz Deli Osman, Akbaşlı Pala Veli’nin Hacı Ömer, Hattat Kızılviran’lı Seyyid Efendi ve Koyunoğlu Mustafa Efendinin büyük katkıları olmuş. (M. Sabri Doğan, Konya Su Tarihi, Keski Yayınları. 2003)
Günümüzde Çayırbağı neredeyse Konya ile birleşmiş durumda. Köye kadar uzanan bereketli topraklarda her yıl yeni bir mahalle oluşuyor. Sanırım bir kaç yıl sonra yiyecek Hatıp üzümü bulamayacağız.
Büyükşehir Belediyesi otobüsleri günde yedi sefer yaptıkları için Çayırbağı’na ulaşım çok kolay. Suyun kaynağında kamp yapmak mümkün. Vadinin ortasındaki alabalık tesislerinde balık yeme imkanı var.
Bu aylar en güzel Çayırbağı’nın. Renklerin binbir tonunu yakalamak isteyen amatör fotoğrafçılar için de bulunmaz bir vadi.
Ve öylesine mükemmel bir suyu var ki kara çaydanlıkta demlenen çayın tadına doyulmuyor.