Soma'da vefat edenler  ‘şehit’ hükmünde

Soma'da vefat edenler ‘şehit’ hükmünde

Konya Müftülüğü'ne atanan Prof Dr. Ali Akpınar, Konya'nın dini gündemi, sosyal yaşamı ve önemli projelere dair pek çok şeyi Memleket için değerlendirdi. Akpınar, Konya'nın manevi ruhunu temsil edecek büyük bir külliyeye ihtiyaç olduğunu belirtti.

Söyleşi: M. Ali Elmacı

-Efendim öncelikle yeni görevinizin hayırlı olmasını diliyoruz.

-Size de hayırlı yayınlar, hayırlı çalışmalar diliyorum.

-Konya’yla ilgili, yapacağınız çalışmalarla alakalı sorularımız da olacak ama ilk önce güncel bir konuyla başlamak istiyorum. Soma’da meydana gelen maden kazasının ardından, ölen işçilerimizin şehit olduklarına dair düşünceler ortaya çıktı. Siz bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz? Kazada ölen maden işçileri şehit midir?

-Öncelikle bu olayda hayatını kaybeden kardeşlerime Allah'tan rahmet diliyorum. Cenabı Hakk benzeri olayları, acı olayları bize yaşatmasın. Altından kalkamayacağımız soruları bize sormasın diyorum. Efendimizin bu konuda hadisleri var. İslam hukukunda şehit iki kısımda değerlendirilir. Birincisi hakiki şehit; Allah yolunda savaşırken can verenlere denir. Bu kişiler kanlı elbiseleriyle defnedilirler. İkincisi hükmi şehitlerdir. Bunlar da rızık kazanırken ölen kişilerdir. Yine bu konuda efendimizin hadisleri var. 'Göçük altında kalarak ölen şehittir' hadisleri var. Dermansız hastalıklarda ölen şehittir, yanarak ölen, suda boğulanlar şehittir.  Bu kardeşlerimiz de hükmi şehittir. Soma'da hayatını kaybeden kardeşlerimize de efendimizin hadislerine dayanarak ‘şehittir’ diyebiliriz. Efendimizin müjdeleri var. Böyle biliriz. Böyle inanırız. Bu faciada can veren kardeşlerimiz yıkanır, kefenlenir. Bu kardeşlerimiz rızık yolunda can verdikleri için şehit hükmündedir. Dualarımızı da ona göre yapıyoruz.

-Bu felaketin ardından Konya Müftülüğü olarak bir şeyler yapacak mısınız? Felaketlerin yani bu denli büyük kazaların ardından Müslümanlar neler yapmalı?

-Tabi ki yaptık, yapıyoruz ve yapacağız. Bu bir süreçtir. Konyalılar olarak Soma’daki kardeşlerime bağışlanmak üzere bin bir hatim gönderdik. Bunun dışında taziyelerimiz devam ediyor. Manisa müftümüz ve Soma ilçe müftümüzle görüştüm yapacağımız şeyleri, üzerimize düşeni yapacağımızı belirttim. Cenazelerin teçhiz ve tekfini noktasında 'ihtiyaç olursa müracaat edeceklerini' söylediler. Bunun dışında yardım kampanyaları olursa biz de başlatacağız zaten. Bundan uzun vadeli dersler çıkarmalıyız. Herhangi bir cenaze söz konusu olduğunda sadece cenaze gününde değil ve sonradan dine girmiş hurafeler olan 40'ncı ya da 52. gün anmaları değil, dualarımız sürekli devam etmelidir.

-Kazanın ardından ‘kader’ yorumları da oldu. Tedbirsizlik kader midir?

-Bu hadeselerden, ibret almamız, ders çıkarmamız gerekiyor. Evet, kadere inanıyoruz ama ecelin belli bir tarihi vardır. Buna inanıyoruz. Aslında madenci kardeşlerimiz orada olmasalar da ecel gelecekti. Buna inanıyoruz. Ancak kadere inanmamız tedbirsizlik anlamına gelmez. Tedbiri almamız gerekir. İllaki bu iş madende, yerin altında, suda ya da farklı bir sektörde olması gerekmiyor. Bütün iş hayatından bahsediyorum. Sanayilerimizdeki işverenlerin bir muhasebe yapmasını arzu ediyorum. 3 kişi de olabilir 3 bin kişi de olabilir. Biz bunların sorumluluklarını ne kadar yerine getirebiliyoruz. Çalışma ortamı ne kadar hijyenik, ne kadar maddi sorumluluklarını yerine getirebiliyoruz? Emeklerini ne kadar zamanında verebiliyoruz? Alnının teri kurumadan verebiliyor muyuz?  Rabbimiz buyurur ki, "hem kendiniz hem de ehliniz ateşten koruyun". Yani bu eşiniz de olabilir, maiyetinizde bulunan işçileriniz de olabilir. İşverenlerimizin buna dikkat edebilirse o zaman bu olaydan ders almışız demektir. Ve bu anlamda muhasebe yapması gerekiyor. Eksiklikleri tamamlar yanlışlıkları düzeltirsek... Yoksa dua ediyoruz, herkes dua ediyor, dünya dua ediyor. Müslüman olan olmayan herkes taziye yayınlıyor.  Ama bizim; bu milletin evlatları olarak bizim bir farkımız olmalı. Ama şu da değil kadere iman etmenin sonucu da budur. Bir iş olduktan sonra feveran etmenin, kırıp dökmenin mantığı yok. Bu konuda efendimizin de hadisleri var. Efendimiz buyuruyor ki, asıl sabır gerçek manada gösterilen sabır, belanın ilk vurduğu anda gösterilen sabırdır. Belalar sağanak sağanak gelse de, sabır ve metanetimizi aklıselimi kaybetmeden yaralarımızı sarmayı bilmeliyiz. Cana mala zararlar vererek değil. Tam da burası Müslümanları diğer kesimlerden ayıran en önemli özelliktir. Sorumluları ya da görevini eksik yapanlar varsa elbette yasalar çerçevesinde gereği yapılacaktır. Bunun dışında herkes kendisini hâkim yerine koyup, yargısız infazlara gitmemelidir. Şu çok yanlıştır. Bizim toplumumuzda bütün kesimler birbirine kenetlenmek zorundadır. İşçisi işvereni birbirine kenetlenmek zorundadır. İşveren olmazsa işçiler nerde çalışacak işçiler olmazsa işveren kimi çalıştıracak. Cenabı Hak 'sizi birbirinize bağlı kılalım diye ayrı seviyelerde yarattık' diyor. Hepimiz zengin çocukları olarak dünyaya gelmiş olsak hiç kimse kendi işini yapamaz. Ayakkabısını kim yapacak? Terziliğini kim yapacak? Dolayısıyla bu toplumun gidişatına katkıda bulunmak kaydıyla hepimizin birbirime ihtiyacı var. İşveren işçi ayrımına sevk etmemeli.

muftu-001.jpg

SORUMLULUĞU AĞIR BİR MESULİYET

-Konya gibi muhafazakârlığın tavan yaptığı bir şehre müftü olmak size nasıl bir sorumluluk yükledi?

-Bir kere müftü olmak farklı bir makam ve ağır sorumluluğu olan bir vazifedir. Müftülük Hz. Peygamberin makamında olan bir vazifedir. Dolayısıyla bu makama layık olmak ayrı bir sorumluluktur.  Peygamberimiz fetva makamındaydı. “Allah ve Resulünün ahlakı ile ahlâklanmaktır” diye tanımlıyorum. Bir de kelime olarak müftü olmak genç ve dinamik olmak anlamına gelir. Fütüvvet de aynı kökten gelir. Bu tanımları ortaya koyuyorum ama bunların ne kadarının hakkını vereceğiz, ne kadarını gerçekleştireceğiz? Bu önemli. İnşallah bu konuda ben bütün kardeşlerimden de dualar bekliyorum. Sorumluluğu ağır bir mesuliyet. Fütüvvet ruhu herkesi kucaklayabilmek demek. Çünkü biz ilçeler dahil 5000 personelle çalışan bir kurumuz. Önceliğimiz 5000 kişinin bütün işleri organizasyonlarını idare edebilmek. Ama bir şey daha var. Bizim görev alanımız sadece 5 bin kişi ile sınırlı değil. Şubelerimiz camilerimiz, camilerdeki bütün vatandaşlarımız da yine bizim birer personelimizdir, parçamızdır. Hatta sadece 5 vakit camiye gelenler değil, cumadan cumaya bayramdan bayrama gelenler değil camiye hiç gelmeyenler de bizim muhatabımızdır. Çünkü bu toplumun bütün fertlerinin yolu bir şekilde camiden geçiyor. Delikanlımız dünya evine gireceği gün camiye geliyor,  Emri hak vaki oluyor camiden uğurlanıyor. Sonuçta nüfus olarak büyük yoğunluğu olan, 2 milyon ya da 3 milyon nüfuslu bir metropolde, bu şehirde yaşayan herkes bizim bir personelimizdir muhatabımızdır. Biz bu anlamda herkese dini anlamda üzerimize düşen her şeyi yerine getirmeye çalışacağız. Bir de coğrafya olarak da Konya en geniş bir il. 200 kilometre çapında bir hizmet alanımız var. Biz de ağır sorumluluğumuzun farkında olarak, üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışacağız. Bir de Konya'nın tarihi derinlikleri var. Konyalının bir de güzel sloganı var; 'Kadım Başkent...'  Şehirlerin de ruhu var. Şehirler de acır, acıkır, güler, gururlanır... Biz de bu şehrin manevi acıkmasını, susamasını giderecek, manevi gıdaları ulaştırmaya gayret edeceğiz. Şehri mutlu etmeye, şehrin insanını mutmain etmeye gayret edeceğiz.

-Konya için ne gibi çalışmalarınız olacak projeleriniz dini anlamda mı?

-Konya için projemiz çok, zaten işleyen bir yapı var. Müftü Yardımcılarımız var müdürlerimiz var ve onların maiyetinde çalışan kadrolarımız var. Onların zaten geniş bir ağda iş bölümleri, görevleri var. Bir kere o sorumluluklar aksatılmadan yerine getirilmeye çalışılacak. Bunun yanında müftülük şemsiyesi altında STK'larımız, dini hizmet veren kurumlar var. Onlar da bizim şubelerimiz. Bizim en başından Konyalılar olarak ya da tüm Müslümanlar olarak şöyle bir sıkıntımız var. İşe bu sorunu çözmekle başlamamız gerekiyor. Yani şöyle; din algısında problemler yaşıyoruz. Bir tarafta kendisini Müslüman olarak tanımlayan mütedeyyin insanlar var. Bunların din anlayışında sıkıntılar var. Yani Müslümanlığı Kur’an’dan öğreneceğiz. Müslümanlık Allah’ın dinidir. “Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz?” diyor. Dini Allah’tan öğrenin.  İslam'ın dayanağı Kur’an ve sünnettir. O peygamber, kafasından bir şey konuşmaz onun konuştukları vahiydir. Bu bağlamda Kur’anı sünnetten ayırmak doğru değildir. Konuyu biraz açayım isterseniz. Bugün kendini mütedeyyin olarak tanıtan kimseler, bakıyorsunuz bu kardeşimizin hayatında dini kalemlerin 3-5 tanesi görünüyor. Hâlbuki dinin bu kadar mı kalemi var?  Ahlak diyorsunuz ama adam birçok kötülükleri yapıyor, kul hakkını ihlal ediyor, insanlara eziyet ediyor, insanları üzüyor ama kendisini ahlaklı olarak tanımlayabiliyor. Bakıyorsunuz, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmekten ibaret bir din anlayışı... Elbette namazsız din olmaz ama din bunlardan ibaret değildir. Din doğumundan ölümüne kadar bireyin bütün hayatını kuşatan ilahi manzumedir. Din adına yaşama da savrulmalar yaşıyoruz. Dini doğru kaynaklardan öğrenmediğimiz için ortaya yanlış sonuçlar çıkabiliyor. Mesela rüya bir dayanak değildir. İlham bir dayanak değildir ama bakıyorsunuz bu gibi şeylerle insanları etkilemeye çalışıyorlar. Yatırdan medet uman mütedeyyin insanlar var. Bütün bunlar yanlış dini kaynaklardan beslendiğimizin ifadesidir. Bu tashihi yapmamız gerekiyor. Eksik din anlayışını yanlış din anlayışını doğrusuyla değiştirmemiz gerekiyor. Zira Kuranda buna vurgu yapılıyor. "Müminler Allahın dini İslam'a topyekun giriniz". Yani ucundan kıyısından değil topyekun giriniz. Biz kendimize bunu görev addettik. Sadece mevcut personelimizle değil Diyanet'ten emekli olan hocalarımızdan da bu konuda yararlanacağız. Din hiç kimsenin tekelinde değildir. Din Allahın dinidir.  Bütün insanlar Allah'ın kuludur. Kullar iki gruba ayrılır. Ümmeti icabe ve ümmeti dave olmak üzere. Birincisi İslam'ı dini kabul eden toplumdur. Kabul etmeyenler de ümmeti dave'dir. Yani potansiyel bu dine muhatap olan kesimdir. Kaldı ki bir Müslüman bir beldede, kendini Müslüman olarak tanımlayan bir toplumda yaşıyoruz. Bu bağlamda bütün insanlar muhatabımızdır. Ve hep birlikte bunu başaracağız. Bunun Kuran kursları ayağı vardır, bunun örgün olarak devam eden ayağı vardır. Mesela biz, cami imamlarımızın sadece cami imamı olarak kalmasını istemiyoruz. Tamamen o mahallenin imamı olmasını istemiyoruz.

ECDAD YAPMIŞ BİZ DE YAPABİLİRİZ

-Konya'ya yeni büyük bir cami gerekli mi?

-Konya'da güzel camiler var ama 'Kadim' şehirlere baktığımız zaman İstanbul'dur, Şam'dır, İslam merkezlerine baktığımız zaman şehri sembolize eden mabetlerin, camilerin olduğunu görüyoruz. Hatta bu diğer kültürlerde de vardır. Hıristiyanlıkta da vardır, sembolü olmuşlardır. Dolayısıyla baktığımız zaman Sultan Selim'lerin yapıldığı tarihteki nüfus ile bugünkü nüfus aynı değildir. Ama biz hala bir Allâadin Camisinin yapıldığı zamanki nüfusa göre kıyas yapıyoruz Bugünkü nüfusu temsil edecek bir cami yoktur. Bu bir eksikliğimiz önceki dönemlerde de gündeme geldi. Henüz düşünüyoruz, fiiliyata geçmiş bir durum yok. Tabi ki düşünüyoruz. Bir on bin kişilik belki daha fazla kişiyi alacak cami külliyatı, şehrin ruhuna uygun bir şekilde müştemilatıyla, anaokulundan çocuklarımızı alacak ve ahir ömrüne kadar bütün ihtiyaçlarını karşılayacak, iş merkezleri gibi...

Bizim medeniyetimizde camiler külliye modeliyle yapılır. Külliye Arapçada üniversite demektir. Cami de külliye demektir. İnternetine varıncaya kadar, spor tesislerine varıncaya kadar meşru zeminde dinin izin verdiği ölçüde büyük bir tesis...

Bütün bunlar Konya için hayal mi?

Neden hayal olsun. Bir Alâeddin Camii'ne bakın. Kocaman taşları o zamanın teknolojisiyle ecdat ta yukarılara kadar çıkarabilmiş, o devasa yapıları ortaya koymuşsa bizim bugünkü teknolojiyle neden hayal olsun? Yani bunu düşünüyoruz. Yetkililerin aklını vardırıyoruz söylüyoruz, sizin aracılığınızla duysunlar. Pratik bazı şeyler de yetkililer duysunlar düşünsünler diye söylüyorum. Mesela bugün Muhacir Pazarı bölgesi ve stadyum kalkacak, kaldırılacak diye duyuyoruz. Orayı konuta açıp rantabl hale de getirebiliriz ama böyle bir cami oraya yerleştirilebilir diye düşünüyorum. Yine oradaki okulların kaldırılacağını duyuyoruz. Oranın mezarlık olduğunu biliyoruz eğer oraya bir külliye yaparsak aslına da uygun olur ama yine de bizim yer takıntımız yoktur.  Şehrin yetkilileri tüm komisyonları oturur karar verirler şehrin camiye çıkan neresi uygunsa oraya da bu külliyeyi yapabiliriz. Ama ilk aklımız oralar geliyor.

MİRAÇ GECESİNİ TRT KONYA'DAN CANLI VERECEK

 Allahtan bir şey mani olmazsa bakın bir müjdeyi de vermiş olayım. 25 Mayıs Miraç Gecesi programını TRT Konya'dan Hacıveyiszade Camii'nden canlı verecek. Bu planlamayı yaparken en geniş cami arayışı içine giriyoruz. Park sorunu var mı var? Konya’mız büyük bir metropol, herkes gelecek, Başkanımız gelecek, protokol gelecek herkes bu coşkuya katılmak isteyecek çoluk çocuk. Bu konuda bize talepler geliyor.  Mesela bizim küçük bir yerimiz var bayanlar için. Kadınlar Cuma namazı kılıyor ve soğukta namaz kılınıyor. Bir de hanım kardeşlerimiz yer olmadığı için gelemiyor. Yer olsa çok daha talep olacak hatta erkeklerden daha fazla talep olacak. Dolayısıyla böyle bir ihtiyacımızın olduğunu bir kere daha söylüyorum Bu durum etkili, yetkili kurumların kotaracağı bir konudur. Şu değildir. Vakit namazlarına bakarak plan program yapamayız. Çünkü bakıyorsunuz Cuma günleri insanlar kaldırımları işgal ederek namaz kılıyor.  Planımızı geniş katılımlı günlere, anlara göre yapmalıyız. Bütün ilçelere böyle büyük bir cami yapacak diye bir planımız programımız yok ama Konya'ya büyük bir Cami şart diyorum.

-Milli Eğitimle ortak çalışmanız var mı?

-Bizim bütün kurumlarla işbirliğimiz, ortak çalışmamız var, olacak. Bizim bilgi ve beyin kaynaklarımız İmam Hatipler, ilahiyatlardır.  Bunlar bizim olmazsa olmazlarımız. Bunun dışında tabi ki diğer kurumlarımız, zira biz yapının bir parçasıyız ve bütün kurumlara ihtiyacımız var. Güvenlik olmadan büyük organizasyonları yapılması mümkün değildir. Ulaşım olmadan organizasyonların gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

KONYA EĞİTİM MERKEZİ HALİNE GELECEK

Konya'yı eğitim merkezi yapmanın gayreti içerisindeyiz. Konya’mızda uluslararası bir İmam Hatip, bir İlahiyat var. 40'tan fazla ülkeden öğrencimiz burada eğitim görüyor ve Diyanetimiz onları bağrında barındırıyor. Yani Konya bu anlamda dünyaya açılan bir merkez. Dolayısıyla bütün kurumlarla irtibatımız olacaktır. Yine Milli Eğitimle de çalışıyoruz. Bir takım yaz okullarının yürütülmesi noktasında Milli Eğitim okullarının kullanılması gibi çok önemli ortak çalışmalarımızı vardır.

Efendim müftü olarak Konya'da size en çok sorulan soru nedir?

Bunları bir iki kaleme indirmek zor ama ALO FETVA hattımız var. Diğer tarafta vatandaşın derdini anlatabileceği değerli hocalarımız var. Çok özel soruları paylaşabilecekleri, aktarabilecekleri kurullarımız var. Bu Hocalarımız ihtiyaç duyarsa bize kadar soruları ulaştırabiliyorlar. Ortalama günde 200 canlı telefonla da 500 soru geliyor. Bu soruların temelinde ailevi sorunlar geliyor.  Aile konusu sorunların merkezine oturmuş durumda. Aile içi problemler gibi sorunların merkeze oturduğunu söyleyebilirim.

-Biraz magasinsel olacak ama sormak istiyorum. Çözemediğiz cevaplayamadığınız sorular oluyor mu?

-Bu tür soruları tehir ediyoruz bir gün iki gün. Biliyorsunuz Ankara'da bir kurulumuz var Din İşleri Yüksek Kurulu... Bir de bizim akademik geçmişimiz olduğu için İlahiyatçı hocalarımızla istişare ederek yine Din İşleri Yüksek Kurulu hocalarımızla istişare ederek bunlara çözüm buluyoruz.

-Diyanet alımlarında yeterlilik belgesi kaldırıldı KPSS şartı getirilmesi doğru mu?

-Bu konuda kısa bir şey söyleyeyim. Bürokratik şeyler değişiklik arz edebilir. Bütün sınavların amacı liyakatli insanların bu görevlere getirilmesidir. Yeterlilik sınavlarının kalkması söz konusu değildir. Sınav sistemi değişebilir ama din işini rastgele insanlara devredemeyiz. ÖSYM'nin merkez olarak yapacağı sınavlar önemlidir. Dini bilemeden altyapı olmadan bu görevlere getirilmek olmaz.

 

Prof. Dr. Ali Akpınar kimdir?

1963 yılında Konya'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Konya'da tamamladı.1984 de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. 1988’de S. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde Tefsir ana Bilim Dalında Yüksek Lisans, 1993’te Doktorasını tamamladı. Yüksek Lisansta Kur'ân'ın Tefsirine Olan İhtiyaç, Doktorada Said b. Cübeyr ve Tefsîr İlmindeki Yeri adlı tezleri hazırladı. 1983-1995 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde çalıştı. 1989-1993 yılları arasında Avusturya'da bulundu.

1995 tarihinde İnönü Üniversitesi Darende İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü-Tefsîr Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi oldu. 1996’da Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesine geçti. 11.07.97-09-05-2003 tarihleri arasında Dekan Yardımcısı, 14/02/2005 -13/02/2008 tarihleri arasında Temel İslam Bilimleri Bölümü Başkanı olarak görev yaptı. 22. 11. 1999’da Doçent, 2005’te Profesör olan Akpınar, 2009 Nisan’ında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesine geçti. 2011 yılında ise Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığına atanan Akpınar, 2014 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Konya İl Müftülüğü görevine getirildi.

Kur'ân'ın anlaşılması ve yorumu, halkımızın Kur'ân anlayışı, Kur'ân tercüme teknikleri, Kültür Dünyamızdaki Kur'ân motifleri gibi konular üzerinde çalışmalar yapan Prof. Dr. Akpınar'ın 60'ın üzerinde ulusal ve uluslar arası makalesi, 20 adet yayınlanmış kitabı bulunmaktadır.