SİLLE HALK ŞAİRLERİNDE SEVGİ
Sille, şehrimizin 8 km. kuzey batısında, tarihi çok eskilere dayanan, kuzey ve güneyine yükselen iki dağın arasında bir vadi içinde, halıları ve testileri ile ünlü güzel bir beldemiz.
Zeki Oğuz
Sille, şehrimizin 8 km. kuzey batısında, tarihi çok eskilere dayanan, kuzey ve güneyine yükselen iki dağın arasında bir vadi içinde, halıları ve testileri ile ünlü güzel bir beldemiz.
Sille’de Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yapılan mübadeleye kadar Rumlar ve Türkler iç içe yaşamışlar. Mübadeleye kadar testiciliği, halıcılığı ile canlı bir beldeymiş. Rumlar gittikten sonra çöküntüye uğrayan Sille’ye çevre köylerden gelip yerleşenler olmuş. Günümüzde Sille yeniden canlanıyor. Özellikle Selçuklu Belediyesi’nin ağırlık vermesiyle, yoğun bir restorasyon çalışması başlatıldı.
Bu beldemiz yetiştirdiği şairlerle de ünlü. 19. yy.’da yaşayan Sururi, padişahı bile etkilemiş, bunu çekemeyen diğer şairler onu zehirleyerek öldürmüşlerdir.
Sille’li şairlerin ekonomik durumları pek iyi olmadığı için çoğunun ömrü gurbette geçmiş, bu yüzden şiirlerinin çoğunda gurbet acısı ve sıla özlemi yansımıştır. Bu gurbet acısını Sururi bir şiirinde şöyle dile getirir:
“Sururiyim vatanım yok,
Eğlenecek mekânım yok,
Ölürsem bir nişanım yok,
Mezarım gurbet ellerde.”
Ekonomik kaygıların ağır basmasıyla olacak Sille halk şairlerinde doğa pek yer almaz. Bunun yanında aşk, sevgi temaları çokça yer alır. İki tür sevgi ağırlık kazanıyor. Birincisi sıla sevgisi, ikincisi karşı cinse duyulan sevgi.
Sururi vefasız sevdiğini şöyle anar bir şiirinde:
“Sabahtan uğradım nazlı dildare
Olanca aklımı aldı da gitti
Beni bülbül gibi düşürdü zâre
Serimi sevdaya saldı da gitti.”
Bir başka şiirinde mutsuzluğunu daha anlamlı dile getirir:
“Sen bu mürüvvet seni bir vefâ
Kim kime eyledi ettiğin bana
Şimdi yar olmaklık dilersin amma
Niyetim sevdiğim iş işten geçti.”
Yukarda da değindiğim gibi Kurtuluş Savaşı sonrasına kadar Rumlar ve Türkler Sille’de birlikte yaşamışlardır. Böyle olunca da karşılıklı etkileşimler olmuştur ister istemez. Sururi bazı şiirlerinde Rum kızlarına aşklarını ilan eder. Bir şarkısında şöyle dile getirir aşkını.
“Bir Isevi meclis gülü oynar şeker çarpar zili
Tabı saba şarkı okur bülbül gibi söyler dili.”
Merdani, okuyamamış, cahil, hayatı testicilikle geçmiş, ama usta bir halk şairidir. Bir şiirinde şöyle şikayet eder içindeki sevdadan.
“Şu yalan dünyaya geldim geleli
Yarabbi çektiğim sevda yetişir
Gülşeni aşk hicran bülbül öteli
Bir gül için kavga ettim yetişir.”
O da yarin vefasızlığından dem vurur.
“Yâreler sinemde rebab misali
İnler derunum hoş neva buldum
Bir cefakar yâre mecnun olalı
Ne dertten kurtuldum ne deva buldum.”
Feşani okuması yazması olmayan, ilk gençlik yıllarında yaban ellere giden ana talihi sonucu zengin birinin kızıyla evlenerek rahat bir hayat yaşayan bir şairimizdir. Bu rahat yaşam şiirlerine de yansır.
“Şurda bir dilbere meylimi verdim
Lisan bülbül başka dile benzemez
El uzadıp hüsnü goncasın derdim
Kokusu menekşe güle benzemez.”
Nigari avcılığı seven, avda da hep yalınayak dolaştığı için yalın ayak diye tanınırmış. Kızılören ve Bulumya’da uzun süre imamlık yapmış. Bir gurbetlik gününde Sille’yi iyice özlemiş olacak ki, şu dizeler dökülüvermiş dilinden.
“Baykuş gibi beklerim ören
Hiç yoktur gelip hatırın soran
Söylesin perişan halimi gören
Pek sefil yatıyor dosta den varın”
Aşktan yana da dertlidir Nigari.
“gülmedim cihanda aşka gireli
Vefasız dilbere meyil vereli
Kalmadı takatim yürek yâreli
Gösterin dertliyim lokmana beni.”
Figani de testi ustası şairlerimizden biri. Uzun yıllar Ankara’da testicilik yapmış, bir Ankara yolculuğunda babası ölünce bir daha Ankara’ya gitmemiş. Sevgiden, aşktan yana o da dertlidir.
“Birgün nazlı yârin seyrine çıkdım
Envarına ilen yok ildiren yok
Yapılmış gönlümü yeniden yıktın
Çeşnim yaşın silen yok sildiren yok.”
Figani için de vefasızdır sevgililer.
“Bana nispet Sunam cilveler satar
Derdimin üstüne nice dert katar
Figani’yim çıktım bu güne kadar
Bir vefasız nazlı yare eğlendim.”
Sille’nin Halk Şairleri A. Kemal Akça. Konya Halkevi neşriyatı. 1940.