M. Faik Özdengül

M. Faik Özdengül

Sidik Okyanus, Sinek Kaptan

Yol demek hikaye demek. Başlı başına insan. Öykü. İnsana dair her şey. Başı ve sonu. Ortası.Yoldan geçtiğinizi gören merak ediyor. Hem öykünüzü dinliyor hem de kendi öyküsünü anlatıyor. Kimi beğeniyor sizi kimi eleştiriyor. Beğensinler istiyor insanın içi. Beğensinler. Takdir etsinler. Onlar da çıksın yola. Hiç de öyle olmuyor. Önce tanımak istiyorlar. Sonra da heybelerinde ne varsa.Menzil arasında bir adam da yanaştı tıpkı diğerleri gibi. Lafın bir yerinde kızından sözetti. Hasta dedi. Çok hasta. Öyle bir hastalık ki: ne derdi dert ne dermanı var. Başına bir şey gelmiş olmalı herkes öyle diyor. Çok içerde derdi. Üşenmedi getirdi yanımıza. Hasta görünüyordu gerçekten de. Kılavuzum elini tuttu. Sordu soruşturdu. Havadan sudan. Ne yerdi ne içerdi. Nereyi gezip dolaşırdı? Dolaştığı yerleri sordukça nabzına verdi dikkatini. Ta ki bir memleketin adı geçti, hızlandı nabzı. O memleketin şehirlerini saydı. Şehrin birinde daha da arttı nabzın hızı. Şehrin mahallelerini saydırdı kıza. Mahalle, sokak derken. Buldu sahibi olduğu derdin dermanı olan evi. Aşıktı kızcağız. Bunları biraraya getirmek lazım dedi babasına. Vuslat aşkın ilacı. Gözleri parladı kızcağızın. Sihir gibiydi sanki. Sihir gibi görünen her şeyin bir yapısı vardır dedi kılavuzum. Aynı yolu izlersen aynı sonuca ulaşırsın.Bir keresinde Milton Erickson da gökdelene saklanan bir iğneyi bulurum dedi. Sakladılar iğneyi. Saklayan adamın elinden tuttu ve 11 dakikada buldu gökdelendeki iğneyi. Strateji yine aynıydı. Elinden tutmuştu saklayan adamın ve her kata çıktıkça nabzının hızına bakmıştı. Başkasına sihir ya da mucize gibi görünen her şeyin bir yapısı vardır. Başkaları yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz. İmkansız diye bir şey yoktur demişti. Kişinin imkansızı vardır.O kızcağızın da gerçekte organik bir hastalığı ya da problemi yoktu. Hasta olmaktan başka çare bulamamıştı. Psikosomatikti bugünün dilinde. Kaynağı psikolojik, kökeni psikolojik, belirtisi organik, yani bedensel. Migren gibi, spastik kolon gibi, sinir krizleri geçirmek gibi. O olmadan yaşamak istemiyorum demişti aslında. Bunu diliyle ifade edebileceği ortamı bulamayınca bedeni vermişti mesajı. Bedeni okumayı öğrenmek gerekiyordu. Bu da bir ilimdi. Hem bilgi gerektiriyordu. Hem de gözlem. Tecrübe. Kılavuzumuz daha önceleri sözle konuşulduğu gibi bedenle ve gönülle de konuşulduğunu söylemişti. İnsan kendini ifade edemeden yapamıyordu. Daha önce bunun farkında olan İngilizlerin beden dilini kontrol etmek için küçük yaştan itibaren çocuklarını eğittiklerini duymuştum. Yine de bedende kontrol edilemeyen bölgelerin olduğunu da. Örneğin gözbebekleri. Ruhun penceresi. O yüzden Amerika’da başka ülke liderlerinin basın toplantılarını gözbebeklerini görecek şekilde büyüterek izleyen çalışma guruplarının kurulduğu da yadsınmamalıydı.Kendini ifade etmek kişisel gelişimin nihai hedefi olduğuna göre. Bunu sözel ve açıklıkla kompleksleri de ortadan kaldırmak suretiyle yapmak gereği kendiliğinden ortaya çıkıyor. Böyle olmazsa adına psikosomatik denen hastalık gurubu hem sahibini hem de tedavi edici gurubu fazlasıyla meşgul ediyor. İlişkileri ve sosyal yaşamı zedeliyor. Bunu farkında olmadan bilinçdışı saiklerle yapanlar başka. Onları ayrı tutuyorum şimdi. Sözünü etmek istediğim gurup bilerek içinde bulunduğu durumdan sorumlu tuttuklarını cezalandırmak için hasta rolüne soyunanlarla ilgili. Çok hastayım. Başım yerinden kalkmıyor. Midem of midem. Başım dönüyor galiba. Kusacak gibi oldum şimdi de. Siz benimle ilgilenmeyin geçer. Babası koş oğlun bayıldı. Dişleri kenetlendi. Elleri titriyor. Yavrum ne oldu sana. Bir kutu ilaç içmiş. Doktor dalga mı geçiyorsun gelinim ölüyor. Bir şeyler yapın. Akşamdan beri zangır zangır titriyor…Hasta olmaktan elde edilecek kazanç başta olumlu görünüyor. Sonra. Sonrası asıl kötü. Hasta hastalığına alışıyor. Eski haline geri dönemiyor artık. Karga bülbül taklidi yapmaya kalkıyor sonra kendi ötüşünü de unutuyor. Bakın Kılavuzumuz ne diyor:Peygamber, şakacıktan hastalanış gerçekten hastalık getirir ve o adam nihayet mum gibi söner gider dedi1/1070 Çok riskli. Zayıf ruh halinin tezahürüdür bunlar. Aşırı korunmuş çocukluğa sahip olanlar. Yeterince sorumluluk almamış. Dış dünyaya hazırlanmamış. Gerçekten uzaklaştırılmış. Gerçek dünyadan kopuk kendi gerçeğini dayatan insanlardır bunlar. Ve bunların bu davranış kalıplarını besleyen tedirgin,aşırı koruyucu hem kendisi hem de başkasına güven duymaktan yoksun birileri mutlaka vardır etraflarında.Oysa hayatın normal acıları vardı ve herkes içindi. Herkes hissesine düşen acıyı mutlaka çekmeden gitmeyecekti dünyadan. Acıdan kaçınmak, etrafından dolanmak, acıyı yok etmeyeceği gibi ileriki durakta daha da büyütüp yine getirir karşımıza. Çaresi yok acı çekilmesi gereken zamanda ve çekilmesi gerektiği gibi çekilecek. Onunla yüzleşilecek. Başka türlü ruhsal büyüme mümkün değil. Hikaye edilir ki: bir sinek eşeğin sidik birikintisindeki saman çöpünü koca bir gemi vehmetti. Çöpe kondu. Hey dedi. İşte okyanus, işte gemi, işte kaptan. Sidik sineğe göre hudutsuzdu. Gözü bu kadar olanın görüşü de ona göre olur.Kendi gerçeğini dayatan önce komikleşir. Acısını daha da büyütür. Sonra da önce rolü olan ardından gerçek olur. İnandıklarınız gerçek olmayabilir. Sizin inancınız sizin gerçeğinizdir. Yine Kılavuzumuza kulak verelim:Eğer sinek kendi reyiyle saplandığı te’vilden geçse baht o sineği hüma yapar. 1/1089 Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz; ruhu surete layık olmayacak derecede yüksek bir zat olur. 1/1090 (Mesnevi)


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.