Seydişehir'de huzuru bozan kim?
Özelleştirme kapsamındaki Seydişehir Alüminyum Tesisleri'ni incelemek için firmalar fabrikaya girmek isteyince arbede çıktı. Olaylarda 13 polis 32 işçi yaralandı. 6 kadın baygınlık geçirdi. Halk, olayların büyümesinden endişe ediyor.
Sendikalardan ve işçileri nutuklarıyla sokağa döken derin devlet sözcülerinden ise henüz ses çıkmadı.
Alüminyum A.Ş'nin özelleştirme kapsamına alınmasının ardından protesto amaçlı sakal bırakma eylemi, yürüyüşler ve çeşitli eylemlerle gündeme gelen Seydişehir'de, dün hareketli dakikalar yaşandı. Alüminyum Tesisleri'ni inceleyecek 33 firmadan 3'ünün yetkililerinin fabrikaya gelmesiyle yürüyüşe geçen işçi yakınları ile polis arasında çıkan arbedede 6 kadın baygınlık geçirdi, bir polis memuru hafif yaralandı. Tesisin çevresinde, önceki günden itibaren, daha önce bazı firma yetkililerinin işçilerin eylemi sonucu giremediği fabrikada geniş güvenlik önlemleri alınmaya başlandı.
Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu ile şube müdürlerinin yönetiminde bin 500 polis, Konya'dan gelen destekle birlikte bin jandarma, 4 ambulans ve itfaiye ekiplerinin görev yaptığı fabrikada, işçi ve işçi yakınlarının eylemleri sabah erken saatlerde başladı.
İŞÇİLER, KENDİLERİNİ FABRİKAYA KİLİTLEDİ
Gece vardiyasında çalışan işçiler sabah fabrikayı terk etmezken, gündüz vardiyası işçileri de sabah erkenden tesise giriş yaptı.Yaklaşık bin 500 işçi, kapılara kaynak yaparak kendilerini fabrikaya kilitledi. Yetkililerin fabrikaya girişini önlemek isteyen işçi yakınları, tesisin ana girişindeki polis engeline takıldı. Burada yaşanan olaylarda, işçi yakını olduğu belirtilen 6 kadın baygınlık geçirdi. Atılan taşların isabet ettiği bir polis memuru da başından hafif yaralandı.
Olaylar sırasında bazı polisler cop kullandı, kalabalığa zaman zaman panzerlerle müdahale edildi. Tesis girişine, robokop olarak tabir edilen polislerin geleceği öğrenildi.
Yaşanan gerginlikte işçi eşleri gözyaşlarını tutamazken, bazı kişiler de kendini zırhlı araçların önüne atarak polislere engel olmaya çalıştı. Fabrikada inceleme yapmak üzere gelen 3 firmanın yetkililerinin müdüriyet bölümünde bekledikleri ve kapıların kaynak yaparak kapatıldığı için ünitelere henüz giremedikleri bildirildi.
ŞEHİR MECLİSİ NE İŞ YAPIYOR?
Seydişehir, fabrika özelleştirme kapsamına alındığından bu yana ayakta ve kenetlenmiş durumda görünüyor. Gözlemciler, Sendika'nın ve muhalefet partilerinin baskısıyla ilçede oluşturulan toplumsal mutabakatın sun'i olduğunu kaydediyorlar. 50 Bin kişi özelleştirme ile yatıyor özelleştirme ile kalkıyor. Bir "Şehir Meclisi" oluşmuş ve eylemlere orada karar veriliyor. Bütün sendikalar, bütün partiler, meslek odaları, kitle örgütleri, bütün Seydişehir'in bu meclisin içinde olduğu iddia edilirken, Şehir Meclisi'nin Seydişehir'de huzuru kaçıracak faaliyetlere nasıl göz yumduğu da merak ediliyor. Kimsenin zarar görmeyeceğini ve yanlış yönetilmesi durumunda, satışın yeniden gözden geçirileceğini temin eden Hükümet'in teminatının neden inandırıcı bulunmadığı da ayrıca merak konusu.
HALKI SOKAĞA DÖKENLER NEREDE?
Seydişehir Alüminyum ve benzeri kuruluşların özelleştirme kapsamına alınması, sağ partilerden SP'ye hatta radikal sola kadar bütün özelleştirme karşıtlarını aynı çatı altında buluşturması, yediden yetmişe herkesin dikkatini çekiyor. Seydişehir'de AK Parti dışında tabelası asılı bütün partiler özelleştirme karşıtı. Oysa İşçi Partisi'nin dışındaki bütün partilerin programlarında özelleştirmeye yer veriliyor. İktidara gelmelerine ve Sümerbank, Et-Balık, limanlar, çimento fabrikaları gibi kurumlarımızın satışını gerçekleştirmelerine rağmen, hiçbir parti dün ne düşündüğünü ve söylediğini hatırlamıyor. Seydişehirliler'e göre, provakatif eylemleriyle halkı sokağa döken siyasi ve sivil kuruluşlar, Seydişehirli'nin huzurunu kaçıran işler yapıyor. Aynı partilerin Seydişehir örgütlerinde özelleştirmeyi savunmak ya da partilerinin programlarına bağlılık göstermek cesaret istiyor. Sendika Başkanı Muharrem Oğuz'un "Kararlara uymayanın aramızda barınmaya hakkı yok. Bu dava hepimizin, bu vatan hepimizin ise, kimse bu kavgada yan çizemez" şeklinde yaptığı açıklamaları ölçünün kaçırıldığını göstermeye yetiyor.